Poliakoff
6 Mart 2010 Cumartesi, 21:09
Hayatımda izlediğim en sinir bozucu filmlerden birini izledim, Stephen Poliakoff sağolsun. Şimdilik uzun uzun yazmayacağım, önce kardeş filmini izlemem lazım - şu anda indiriyorum. Daha önce adamın bir filmini BBC'de izlemiştim. Başrolde Bill Nighy, Miranda Richardson ve adını hatırlayamadığım, "My Family"nin babası vardı.
Bilmiyorum, adamın tarzı hep böyle mi ama film boyunca izleyiciyi geriyor geriyor geriyor, sonunda bırakıveriyor. Bir buçuk saate yakın baş ağrısından kıvranıp sonra rahatlıyor seyirci.
Sırf bu filmle ilgili iki satır yazacaktım ama şunu da ekleyeyim: "Alice Harikalar Diyarında"yı 3D ve Türkçe mi izlesem, yoksa 2D ve İngilizce mi? 3D ve İngilizce seçeneği hiçbir yerde yok.
Ayrıca, Ahu Hanım'ın linkini gönderdiği blogda diyor ki: "Do not be alarmed at the shift in perceptions that comes from being exposed to an uninterrupted stream of sound day in day out. A person’s attractiveness will be conditional on the quality of their voice." Meslek hastalıklarından biriymiş. Ve ne yazık ki ben erken yakalandım, veya çoktan yakalanmışım da haberim yokmuş... Veya bu hastalığım olduğu için çevirmen olmaya karar vermişim meğer. Hihoh.
[Genel] [Sinema/TV/Dizi] | Gönderen: hande | Yorumlar (0)
|
Litıl Britın
4 Mart 2010 Perşembe, 22:21
Döndüğüm cumartesi gecesinin üzerinden 2 gün bile geçmeden okul başladı. Neyse ki ilk 2 hafta bir var / bir yok şeklinde geçiyor. Ben de o sayede kendime gelebildim. Bu arada, dün gece saat 1:30 itibarıyla Little Britain'ın her birşeyini izlemiş oldum. 3 sezonluk dvd setini oradan 1/4 fiyatına almıştım. Onları tükettikten sonra da LB in USA (bunu e2 Pazar akşamları veriyor ama sanırım kırpıyorlar, altyazıları da... eee... nasıl desem? "Sulandırılmış" veya "hafifletilmiş" :) ), LB Abroad (2 bölümlük Noel özel programı) ve LB Live.
LB her zaman çok sevdiğim bir komedi olmamıştı ama bence yanlış yerden başlamışım, yanlış bölümleri izlemişim. Sebastian Love'ı hep sevdim mesela ama kusan veya çişini tutamayan karakterler içimi kaldırıyordu. (Hâlâ da Margaret ve Mrs. Emery'yi çok sevdiğimi söyleyemem.)
Heyhat, LB'ı sevmemi Neslihan'a borçluyum. "Vardır bir bildiği" deyip bir şans daha verdim, iyi ki vermişim. BBC Entertainment tekrarlarını verdiğinde seyredebildiğim zamanlar seyrettim. Bir de "LB Down Under"ı verdiler bir Cumartesi, işte o dönüm noktası galiba, ondan sonra Amazon.co.uk'den ve HMV web sayfasından "Kaça satıyolarmış bunun dvd'lerini?" diye bakmıştım.
Londra'da akşamları odamda televizyon olmadığı için BBC iPlayer'la epey bir kanka oldum, ilgimi çeken ne varsa izledim veya dinledim (radyo programları da var çünkü). LB'ı da kâh oradan kâh Youtube'dan bol bol izleyip, sonunda dayanamayıp dvd'lerini aldım; döner dönmez de izlemeye başladım. 2 hafta içinde de tüm ekstra malzeme (çekim hataları, kamera arkası, bilmemkaç tv ve radyo röportajı, belgesel, hede ve hödö) dahil yaladım yuttum.
Verdict: İngiliz komedisi deyince benim için 1 numara Monty Python'dur, 2 numara için de LB ve Blackadder kapışmaktadır. LB'da sevmediğim karakterler varsa, Blackadder'ın da 1. sezonu var.
İkinci verdict: Abroad'ı epey beğendim, USA da fena değil, ama sahnelik bir gösteri değil bence bu. Live, ya tekrar gibi geldiğinden, ya daha agresif olduğundan, ya da tam bilmediğim bir nedenden çok çok hoşuma gitmedi doğrusu. Bir daha sahneye çıksalar gitmez miyim? Giderim tabii ki, fırsatım olsa keske. Ama belki de o havayı orada, tiyatro salonunda solumak lazım, ekran karşısında değil.
Yalnız, reca edeceğim, burada bırakmasınlar. Gerçi umudum var: 2006'daki Abroad ve Live'dan sonra 2008'de USA'yı yapmışlar. Demek ki 2 senede bir olsa, 2010'da birşeyler bekleyebiliriz... mi? Umarım. Okuduğuma göre David Walliams da evinin erkeği olmaya karar vermiş; peki ya kendi deyimiyle "Kadın kılığına girip gay rollerine çıktığımız bir şov" yapmak istemezse artık? (Bana birisi "Bu iki adamdan biri gay, bil bakalım hangisi?" diye sorsaydı, o tv röportajlarını izledikten sonra "Tabin ki uzun boylusu" derdim vefekat fena halde yanılmış olurmuşum ama adamın bacak bacak üstüne atışı, yüzündeki ifade bile kadınsı yahu! Demek rol yapıyormuş orada da? Gerçi Down Under'da kadın gibi değildi. Hmmm, bilmiyorum. Hatun da Hollandalı bir modelmiş hemi de.) Evlenmesin o zaman! Sebastian olsun, Carol olsun, Lou olsun, Linda olsun; hatta Bitty diyen adamı, Margaret ve Mrs. Emery'yi bile izlemeye razıyım. :)
Matt Lucas da "Alice Harikalar Diyarı"nda Tweedledee ve Tweedledum'mış. Hihi, süper seçim, merakla bekliyorum. (Yarın vizyona giriyor.)
[Sinema/TV/Dizi] | Gönderen: hande | Yorumlar (0)
|
Londra - toparlama
4 Mart 2010 Perşembe, 21:00
Döneli yaklaşık iki hafta oldu ama son günü yazmadan bırakmışım. Şöyle bir toparlayayım Londra'daki 15 günü.
Cuma günü, tahmin ettiğim gibi öğrenciler consec yaparken kabine girdim. Sonrasında önce geyik eti yedim. Hafif karaciğer tadını andıran bir şey var. Çok pişirilirse sert olma riski var ama benim yediğim güzel pişmişti. Sonuçta iyi ki yemişim ama "Ay, olsa da hep yesem" durumu yok. (Ayrıca Avrupa'nın en gürültücü milleti ünvanını İspanyollara veriyorum.)
Çıkışta "The Last Station"ın 5 bilmemkaç matinesine bilet aldıktan sonra Templar'ları ziyaret ettim. Etkileyici bir kilise. İçindeki şövalye mezarları da. 1200'lü yıllardan kalma. Normanlar'ın 12. yy.'da İngiltere'yi ele geçirdiğini düşünecek olursak...
Çıkışta, gezemeyeceğimi bile bile de olsa Kule'ye gittim. Vakit yoktu ama orasının havası bambaşka gerçekten, şimdiye kadar her gidişimde mutlaka ya içini gezdim, ya da mutlaka dibinde oturdum, kitap okudum, etrafa baktım.
Sonrasında filme gittim. İyi ki gitmişim. Helen Mirren umarım Oscar'ı alır, cidden muhteşemdi. (Meryl Streep de alsa üzülmem.) Sevgili Captain Von Trapp da iyice yaşlanmış, o da iyiydi Tolstoy rolünde (bu konuda tarafsız bakamayacağımı da arada itiraf edeyim) ama En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü alacağını sanmıyorum. Vefekat alsa sevinirim. Ama aaah James McAvoy ah. Bir eleştiride adamın son bilmemkaç filminde "sağlam iradeli" hatunlar tarafından itilip kakılan rollerde oynadığını yazmıştı birisi. Epey güldüm, doğruluk payı da yok değil hani ama kendisi kalbimin bir parçasının sahibidir. :)
Çıkışta son kez Waterstones'a uğrayıp Bilge'nin önceki gün tavsiye ettiği kitabı aldım. Gece vakti Piccadily Circus'a veda ettim. Mekan olarak çok sevdiğim bir yer değil ama ismi çok hoşuma gidiyor.
Cumartesi günü İstanbul'a dönüş maceram da ayrı bir konu. Yürüyen merdivenlerde düştüğümü mü anlatayım (neyse ki bir şey olmadı) yoksa uçağın 1.5 saat rötarla kalktığını mı, yoksa Tekirdağ'ın üzerinde 4 tur attığımızı mı? Saat 21:30'da ve gelebildim. Evet, "Feels like a star", tabe.
Bu kez de 20.2 kg bavul+sırt çantası ve epey ağır çeken bir omuz çantasıyla döndüm. Ağustos'u düşünürsek çok da abartmamışım.
[Gezi] | Gönderen: hande | Yorumlar (0)
|
Vöööğg
28 Şubat 2010 Pazar, 18:41
Ünlü bir moda dergisi Türkiye'de de çıkmaya başlayacak. Tv'de ve radyodaki reklamlarından birinde, Kıbrıs Türkü, İngiltere'de çok ünlü hatta MBE olan bir modacı konuşuyor. Ama nasıl bir aksanla! Bildiğimiz Kıbrıs aksanı değil, başka bir şey bu, duymanız lazım. Asıl konu da bu değil aslında...
"Bence moda bıdı bıdı bıdı.
Bence moda.....(bıdı bıdı)
Bence Vöööğg..."
Asıl konu öyle bir Türkçe'yle Vöööğg'ün (Vogue) pek ilginç bir tezat yaratması. Evet, biliyorum, kötüyüm ama kulağa cidden çok tuhaf geliyor.
[Genel] | Gönderen: hande | Yorumlar (0)
|
Mr. Mann-Roy-Margaret
27 Şubat 2010 Cumartesi, 23:55
Little Britain'da Monty Python'ı en çok hatırlatan skeç bence Mr. Mann'ın bir "disappointed horse" resmi aradığı skeç. Tam metnini hiçbir yerde bulamadım, bir ara oturup kendim bile kağıda dökebilirim. Skeçle ilgili şöyle bir açıklama var:
"Although he was looking for a painting of a disappointed horse, what picture did Mr Mann eventually purchase? A Displeased Owl. Mr Mann turned down paintings of a perturbed horse, a horse that had a flicker of hope and a vexed kitten before finally settling on a displeased owl, although he claimed it looked more disillusioned than displeased."
Bu daha geniş bir açıklama:
Mr. Mann is the brainchild of Little Britain’s David Walliams. He is the ultimate stereotype of every dour, dull and grey single man that you can encounter across the UK and he is never satisfied with anything. His main victim is Roy, a mild mannered shop keeper who does his best to please him by providing any obscure item he may ask for.
In one sketch, Mr. Mann, appears from beneath the front of the counter and startles Roy when he sees him standing in the middle of his shop.
“Ooo, Hello, I…I did not see you there. Have you been ‘ere long?”
“No not long, just about a week or so.”
In this sketch Roy is selling paintings, and asks, “Well…eh. Can I help you?”
“I’m looking for a painting of a disappointed horse.”
Roy picks up a few examples. “How about this one?” he enquires.
“That looks more perturbed than disappointed.”
Roy suggests another painting, which again is rejected as “the horse does look disappointed, but not because it had received bad news. It’s more like it was disappointed because it had high expectations in life that remained unfulfilled.”
Roy calls to his wife Margaret who is always ‘out back’ (and never appears on camera). She recommends the picture of the vexed kitten, but dissatisfied, Mr. Mann asks for a painting of a ‘displeased owl’. Luckily for Roy he finds a picture of a displeased owl and Mr. Mann seems quite happy. “I have a picture of an inconvenienced badger at home I can put it next to that.”
As Mr. Mann leaves the shop, he pauses just before opening the door, turns around to Roy and says he “can’t help thinking that this owl looks more disillusioned than displeased.” Roy quickly replies in a monotone voice, “Get out or I will strangle you.”
http://funnycomics.wordpress.com/2008/12/06/little-britain-%E2%80%93-mr-mann/
[Sinema/TV/Dizi] | Gönderen: hande | Yorumlar (0)
|
|
|