Yaşam, evren ve benim hakkımda her şey..

Ana Sayfa || giriş

Trieste
23 Aralık 2008 Salı, 17:56

Trieste ve Bank Yarın sabah yolcuyum... Bu Trieste maceramın sonu mu acaba? Burada olmaktan çok hoşlandım, canlı ve özgür hissettim kendimi. Akabinde iliklerime kadar nefret ettim, hiç bir zaman yaşamadığıma, birisinin hikayesinde bir yan karakterden öte birşey olmadığıma karar verdim. Sonuçta anladım ki 'burası' da öyle bir yer işte, 'orası' olmaması yetiyor tek kişilik depremime.

Yine de takdir etmek lazım, çok güzel gün batışları var.


[Fotoğraf, şu, bu...] [Düşünce/Yorum] | Gönderen: obm |  Yorumlar (0)

İngiltere
14 Ekim 2008 Salı, 15:24

Bak ne hatırladım şimdi Emre'nin İngiltere maceralarını okurken,

Küçüklüğümde, ortaokula başlamadan önce, sanıyorum iki-üç ay gibi bir süre, İngiltere'de kalmışlığım vardı benim. Brighton diye bir sahil şehrinde, bir üniversitenin yatakhanesinde. Komik, daha bu yazıyı yazmaya başlarken daha dün oradaymışım gibi herşey gözümün önüne geldi, şehrin içinde 45lik satan müzik "sahaf"ları, 1 pounda satılık iskele (alan oldu mu acaba?), saray ve gotik görünümlü klise, köpüğe boğduğum üniversitenin çamaşırhanesi bile aynı canlılığıyla gözümün önünde.

Bu maceranın iki izini bende hala görebilirsiniz :
1) Kafeterya kasasında çalışan kasiyer hatunun paramı öderken "Nasıl bana teşekkür etmezsin?" paylaması, saldırısı diyelim hatta, daha uygun olur, sonucunda bir ara birim zamanda h bar ile orantılı sayılara kadar çıkmış teşekkür cümlesi kullanımı.
2) Değişik bir damak tadı ve 'geleneksel olmayan' 'lezzetlere' daha dayanıklı bir sindirim sistemi. (Dönerinize limon ister misiniz? (hayatta aç olmama rağmen bir çatalın yarısını alıp çöpe attığım belki de tek yemektir kendisi) Limon ve Bal soslu Antrikot bifteğinizde nane ektik ama belki hoşlanmıyorsunuzdur (ben baştan koptum, naneye sonra geleceğim))

Aaa, birde doubledecker maceram vardı. Bir de İngiliz bir aile tarafından çocuklarıyla "Bak Türk bunlar, oooo" nidalarıyla, ne desem, incelenmem. (Lütfen Türkleri beslemeyiniz).

Pek yoktu eli makinalı tüfekli amcalar o zamanlar. Ama bizi sıkı sıkı tembihlerledi İngiliz hocalar, "aman yabancı olduğunuzu belli etmeyin", "aman size verdiğimiz okul çantalarını kullanmayın, generik şeyler kullanın" diye. O zamanlar pek de kafaya takmamıştım.

Bir ara keyfim olursa komik anılarımı anlatırım.

[Şundan Bundan] | Gönderen: obm |  Yorumlar (1)

Arabasını seven adamlar
12 Ekim 2008 Pazar, 16:28



[Fotoğraf, şu, bu...] | Gönderen: obm |  Yorumlar (0)

Kayıp otobüs
12 Ekim 2008 Pazar, 16:20



[Fotoğraf, şu, bu...] | Gönderen: obm |  Yorumlar (0)

Port Vell 2/2
22 Eylül 2008 Pazartesi, 11:02

Kaldığımız yerden gezi günceme devam.

Ertesi gün sabah 07:00 gibi ayaktayım. 07:30 ta Otelde güzel bir kahvaltıdan sonra (ki güzel derken hakikaten kastederek söylüyorum, buradaki brioch + kahveden oluşan kahvaltı anlayışından sonra şöyle yumurtalı peynirli domatesli "tam donanımlı" bir kahvaltı iyi geldi) yine yollara düşüyorum. Öğleden sonra 6 saatlik Benasque otobüs yolculuğum başlayacak, öncesinde ne kadar dolaşsam kardır. Yine Las Ramblas üzerinden yürümeye başlıyorum. Benden ve (gayretli bir şekilde) şehri temizlemekle meşgul görevlilerden başka kimse yok ortada. Yolların tenhalığı sağolsun, dün farketmediğim detayları keşfederek tekrar Port Vell e ulaşıyorum.



Bu sefer "Rambla del Mar" yerine sola doğru yöneliyorum.
Barselona'nın hoşuma giden taraflarından biri heykelleri. Dekorasyondan öte sıkıcılıktan kurtarıyor şehri bence. Yürürken dev bir ıstakozda tepeden bana sırıtmakta.



Sağ tarafımda Port Vell in eski kısmı var. Gemileri restorana dönüştürmüşler. Keşke yemeğimi burada yeseydim, bir daha fırsatım olmayacak.





Bu arada denizci alfabesinde Port Vell yazmışlar periyodik aralıklarla. Unutmuşum alfabenin çoğunu, arkasındaki meali olmasa çözemeyecektim.





Biraz yürüyüşten sonra güzel bir plaja ulaşıyorum. Önümde ünlü balık heykeli var.




Hemen ayakkabıları fora edip kumlarda yürümeye başlıyorum. Deniz tertemiz, plaj daha tenha. Keşke mayom yanımda olsaydı!

Oradan sola çarkedip hayvanat bahçesi ve şehir parkına doğru yola koyuluyorum. Arada tren istasyonunu da geziyorum, havalimanları bile daha az modern bu binanın yanında.





Şehir parkı ilginç bir yer. Barselona'da parklar belki diğer şehirlerden bile çok doğaya özlemi yansıtıyor. Değişik kuşlar var içeride, sırf güvercinler değil. Çeşitli papağan türleri, ismini bile bilmediğim su kuşları. Bir kenara yazmışlar türlerin adını, ama yanımda tele objektifim yok, çekmek isterdim birkaçını.

Deniz kenarındaki bir kentte ilk defa yapay göleti olan bir park görüyorum bu arada. Kuşlar için herhalde.





Yolda bir mamutla karşılaştım desem? (Mamutun burnundaki kızlara dikkatinizi çekerim)





Oradan parkın en büyük atraksiyonu olan havuza doğru gidiyorum, ama tadilatta ne yazık ki. Fotoğrafını buraya koymayacağım. Sağa doğru bir dönüş, ve parkın dışındayım. Karşımda "şehrin kapısı" var.





Ne yazık ki artık Benasque otobüsünü yakalamam lazım. Otele dönüyorum.

Benasque maceralarını başka gün anlatırım artık.

[Şundan Bundan] | Gönderen: obm |  Yorumlar (0)

Takvim

Ara

Ocak2009

Şub

P

S

Ç

P

C

C

P

29

30

31

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

1

Bağlantılar

Hack-a-day
Engadget
Engadget Mobile
Sci Spot
Make Blog
AniDB
SlashGear
Sağdan Soldan topladığım vecizeler
Kütüphane kazısı
kurbağa Arama (kapandi, ne yazik)
Araştırma Sayfam
Dizi kurbağa arama
Genel kurbağa arama

Resim Galerisi

Arama

Arşiv


powered by / kullanılan ana yazılım
GUBEN blogger by emre sururi

hosted by / barındırma
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
RSS Beslemesi
Yorumlar - RSS

Tüm Kategoriler
çizgi
Fizik
Şundan Bundan
Fotoğraf, şu, bu...
Düşünce/Yorum

Sonraki->