Karalamalar / Emre Sururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/ Karalamalar / Emre Sururi hâlâ menekşe.. http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3645 Genel/Hayat-MematBir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma*

Melih Cevdet'in "Anı"sından kesit.
Yorumlar(0)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3645 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3645#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3645Thu, 02 Jul 2009 10:17:05 GMT
yeni bir şey olarak country http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3629 Şarkı filan..Stand by your man, o kadarını biz de biliyoruz.

Neyse, sonra bildiğiniz/bilmediğiniz üzere Mart ayında Neko Case Hanımefendi girdi musiki hayatıma, durumda pek bir değişiklik yok, hala da duruyor orada.

Son Türkiye ziyaretimizde, Levent sayesinde gayrı-resmi bir toplamadan haberdar oldum: Tom Waits, Nick Cave and Friends - A Flowerdance Collection. Bugün yine onu dinliyordum ki, Elvis Costello ile Tom Waits'in seslendirdikleri bir şarkı, adı itibarı ile özellikle dikkatimi çekti: "I forgot more than you'll ever know". Devamını da getirip tam olarak söyleyecek olursak: I forgot more than you'll ever know about her. Costello'nun "Such Unlikely Covers"ında yer alıyormuş. Şimdi burada Tom Waits'in söylediği şarkıların adlarının kanserojen madde bağlamında incelenmesi başlıklı çalışmamı başka bir bahara bırakıp (ama yine de: Warm Beer, Cold Women, Innocent when you dream hele de Christmas card from a hooker in Minneapolis (Neko Case coverladı bunu) - şarkı ismi değil, Raymond Carver hikaye başlıkları!) konuma döneceğim. İşte şarkıyı araştırdım, aslında orijinal halinin "about her" değil de, "about him" olduğu, Davis Sisters tarafından yazıldığı falan filan (Johnny Cash, Bob Dylan ki, tanıyamadım Dylan'ın sesini önce!)... Gaza geldim, Dolly Parton, Tammy Wynette ve Loretta Lynn (ki son ikisini Neko Case'in harika coverlamışlığı vardır) versiyonunu da dinleyeyim diye onların 1993 tarihli albümleri "Honky Tonk Angels"ı ekledim listeye. Ne olduysa ondan sonra oldu. (Ne oldu?)

İşte, Blues Brothers'da bunlar redneck bara giderler, başlarlar sanatlarını icra etmeye, yuhalamalar vesaire, Jake istifini bozmaz, Rawhide'a başlarlar, ilerlerler, Stand By Your Man'de seyirci darmadağın olur bütün klişeleriyle. Bizdeki "kutsal anne/ kutsal bacı" muhabbeti bu kadar mı olur (Appalachia'lılar Türkmüş aslında, Meluncanları unutun - Appalachialılar diye de bildiğimden yazmadım bu arada, wikiden hillbilly'ye bakıyordum, oradan şey ettim, geldim burada sattım) yahu! Ya bir tane düzgün şarkı yok söz açısından, bir seçki yapmak gerekirse (I forgot more than you'll ever know'dan başlayalım):

You think you know the smile on his lips
The thrill at the touch of his fingertips
Oh but I forgot more than you'll ever know about him
You think you'll find a heaven of bliss
In each caress and each tender kiss
But I forgot more than you'll ever know about him
You stole his love from me one day and you didn't care how you hurt me
But you can never steal away mem'ries of what used to be
Yes you think he's yours to have and to hold
But someday you'll learn when his love grows cold
That I forgot more than you'll ever know about him


I forgot more than you'll ever know




Wouldn't it be fine if you could say you love me just one time
With a sober mind
Wouldn't that be fine now wouldn't that be fine

Wouldn't it be great if you could love me first
And let the bottle wait
Now wouldn't that be great now wouldn't that be great

Wouldn't it be great hey hey wouldn't that be great
Throw the old glass crutch away and watch it break
Wouldn't it be great hey hey wouldn't that be great
Lord it's for our sake wouldn't that be great

Wouldn't it be great



Now I'm in love, I'm in love with a wonderful guy
That's what's the matter with me
Well, I'm in love, I'm in love with a wonderful guy
But he don't care about me
Well, I tried and I tried to keep him satisfied
But he just wouldn't stay
But now that he is leavin', this is all I've got to say

I got a feelin' cause I'm blue, oh Lord, since my daddy said goodbye
I don't know what I'm gonna do
I lost my heart it seems
I've grown so used to that man, somehow
And I'm nobody's sugar-baby now
'Cause I'm lonesome
I got the lovesick blues

Lovesick Blues



Oh we'd sit every Sunday and watched the married ladies
And we dreamed of white dresses and church bells in the spring
And they talked and painted their nails while they let us hold their babies
Sittin' on the front porch swing

Where was I when the time came to join the married ladies
Why did I paint the nail when the finger had no ring
Why do I sit at night and long to hold their baby
Sittin' on the front porch swing

Sittin' on the front porch swing


You've hurt me enough today
You say our love is over
That you have found another
You say you're going away

But leave me tomorrow
You've hurt me enough today

Put it off until tomorrow


Bu kadar şarkıdan sonra bir tane de anti-tez sayılacak bir şarkı var (yerseniz):

As I sit here tonight the jukebox playin'
The tune about the wild side of life
As I listen to the words you are sayin'
It brings memories when I was a trusting wife

It wasn't God who made Honky Tonk angels
As you said in the words of your song
Too many times married men think they're still single
That has caused many a good girl to go wrong

It's a shame that all the blame is on us women
It's not true that only you men feel the same
From the start most every heart that's ever broken
Was because there always was a man to blame

It wasn't God who made Honky Tonk angels
As you said in the words of your song
Too many times married men think they're still single
That has caused many a good girl to go wrong

It wasn't God who made Honky Tonk Angels


Şimdi diyeceksiniz ki, hah hah hah, ne komik, hepimiz gülelim bu güneyli kızlara, haydi Sururi, önce sen.. Ya, Gülşen Abi'nin bir bölümünde, bunun asistanını -neydi ki adı? ilk versiyon, sonradan gelen uzun boylu değil- hipnotize ediyorlardı, "özüne dön... özüne dön..." diye de "Döndim da!" diyordu, kopmuştum, işte ben de benzeri bir minvalde, bir anda nasıl da böyle bir şeyin özlemini çektiğimden vs.. dem vururmuşum! Ama benim gibi konuya denizler altında 20000 fersah uzaklıktaki birinin anlayabileceği kadar anlıyorum sanıyorum, yani o Honky Tonk masumiyeti (insert : şaka etmiyorum... şaka etmiyorum... by Cücü). Yani Blues Brothers (Bruğs Liğ) izlerkenki Stand by Your Man'e gülmüştüm ama bu 3 hatunun albümünün sonuna gelip de şaka gibi gelen bir basitlikteki "I Dreamed of a Hillbilly Heaven"ı dinlerken tüylerim diken diken oldu, ben bile inanamadım.

Bu kadar lafın üzerine yapacak işiniz yoksa, A Praire Home Companion filmini edinin, izleyin, ondan sonra konuşalım. Hele de oradaki Meryl Streep - yine hatırladım işte!

Bir de, Neko Case'in yaptığı müziğe niye "alternative country" deniyor diye düşünüp, besteden değil de, güfteden olduğu sonucuna varmıştım, bir kere daha bu fikre kanaat getirdim (nerede bu yukarıda alıntıladığım sözler, nerede mesela bir Favourite, bir Knock Loud; Alone and Forsaken; Blacklisted, ....)
Yorumlar(2)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3629 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3629#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3629Fri, 12 Jun 2009 21:00:32 GMT
kısa kısa part deux es machina but not in folie à deux http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3624 Genel/Hayat-MematSabun Köpüğü/TV KafaŞarkı filan..(deux es yazınca da kulakları çınlasın, axe me liz lemon! gibi oldu)

hayranlarımızdan gelen yoğun istek üzerine (ya da başka bir deyişle, vita longa zaman brevis), işte yine yeni bir kısa kısa girişle karşınızdayız. Şimdi özetler (and now for something completely different -- ah, iyi oldu bunu hatırladığım, ilgili resim koyayım: resimli blogların okunma yüzdesi daha çok oluyormuş, kaldı ki, çıplak bir piyanist şüphesiz beşe katlayacaktır popüleritemizi).

meren'e : Parks and Recreation Ofise vaktiyle, hele de "gaydar" (geydar okunur) muhabbetinden sonra, Bengü'yle bir bakalım demiştik, baktık, sarmadı, vazgeçtik. Sonrasında herkesin yazıp söylediği, "evet, ilk sezon biraz bayıyor ama onu atlatınca yarın deniz.." geldi ama biz o güne ulaşamadık. İşte dizi ararken bunu bulduk dün, ilk iki bölümü seyrettik, çok hoşumuza gitti, ofisle aynı amcalarınmış. Ayrıca az evvel öğrendim ki başrolde oynayan Amy Poehler, hastası olduğumuz Will Arnett'ın (Arrested Development'ın Job'ı) zevcesiymiş.

gürer'e : Lost amcaları ve the Dark Tower Neslihan, Brian ve Hande bizdeyken aklıma gelmişti -- Kara Kule'yi iyice benimsemişiz ama aslında Dark Tower. Bilmem ki nasıl çevrilir ("Üçün Çizgileri" 8P). Yerinde çeviri yani, hakkını yemiyorum ama hiç o nüansın farkına varmamıştım, değişik oldu. Bildiğiniz / bilmediğiniz üzere, Lost'u yapan amcalar Stephen King'in hayranları oluyorlar kendileri onlar (çok da alakalı değil ama misal bkz. Lost in Langoliers). İşte, bizim Steve de, Lost'tan etkilenmiş olacak, almış bu gençleri karşısına, demiş ki "Eğer Kara Kule'yi siz çekecek olursanız, ben size yayın hakkını sembolik olarak 19$'a (vardır bir sebebi meblağın elbet) devrederim." Onlar da çok sevinmişler, Stephen'ın elini öpmüşler, ve eklemişler "Ağabey, çok sağol, onur duyduk, ammavelakin şimdi günümüz gecemiz Lost'la geçiyor, onu bitirir bitirmez başlarız müsaadenle... hem de onu şanına yakışır olarak çekelim, 7 film yapalım." demişler. Buradan anlıyoruz ki -bence- önümüzdeki sezon Lost'ta "King" soyadlı bir amca peyda oluverecek -- bir de bunlar garanti S. King 7 seneye kalmaz, üzerine uçak düşer müşer diye bence kendisinin olduğu ilgili bölümleri mavi perde önünde çekiyorlar bile. Bitti.

onurküçük'e : MazharFuatÖzkan dinleyesim geldi benim bugün, özellikle de "Nerdeyiz" parçasını. Yanımda yoktu haliyle, aradım taradım, arkadaşlar sağolsun ("Arkadaşlar iyidir" - Tabutta Rövaşata'dan), dinleyeceğiz elbet. Sertab Erener'in yorumunu da severim ben, onu dinledim bir müddet. Şarkı hangi albümlerindeymiş diye bakınırken gördüm ki "Geldiler" albümünde yer almış (eMeFÖ başlıyor aynen kasette) sene 1992, ben 15 yaşındayım. 15 yaşında sevilir o albüm ama şimdi yakışmıyor tabii, ama sonra da diyorum ki, MazharFuatÖzkan başka şey, eMeFÖ başka bir şey. Ece'ye bu aralar Barış Manço dinletiyoruz, işte "Arkadaşım Eşek", "Nane Limon Kabuğu", "Domates Biber Patlıcan" gibi didaktik döneminden -- o şarkıları da ben böyle topluca abidik gubidik albümlere doluşturduğunu sanagelirdim (sarı gelin), hayır, heyhat, o da öyle değilmiş. Misal "İşte Hendek İşte Deve" ile "S.O.S. Aman Hocam" Değmesin Yağlı Boya (1986)'da; "Arkadaşım Eşek" ile "Alla Beni Pulla Beni" ve "Gülpembe" Sözüm Meclisten Dışarı (1981)'da; "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" ile "Anlıyorsun Değil Mi?" ve "Aynalı Kemer İnce Bele" Yeni Bir Gün (1979) albümlerinde birlikte durmuşlar.. Bunlar eski örnekler, sonra 7'den 77'ye olayıyla ibrenin ucu çocuklardan yana iyice kaçıyor: "Nane Limon Kabuğu", "Zehra", "Anahtar" ile "Affet Beni" ve "Sakız Hanım - Mahur Bey" Sahibinden İhtiyaçtan (1988); "Domates, Biber, Patlıcan", "7'den 77'ye / Delikanlı Gibi" (oyoyoy!), "Günaydın Çocuklar" ile "Kara Sevda" ve "Can Bedenden Çıkmayınca" Darısı Başınıza (1989) albümlerinde. Ondan sonra kopuyor olay zaten (Mega Manço (1992), Müsaadenizle Çocuklar (1995)). Fikret Kızılok bile dışında değildi bu işin, aklıma geldikçe kızarım: Yana Yana'yı (1988) dinlersiniz, kasedin A yüzü İnişlerim Çıkışlarım gibi harikulade bir şarkıyla biter, arka yüzü çevirirsiniz, tokat gibi "Why High One Why" başlar yani buraya kadar dinlediğinize pişman eder sizi (Zangief in kafa üstü oturtmasına benzer). Bendeki Fikret Kızılok kasedimin boş kısımlarına Whale'in "Hobo Humpin' Slobo Babe"inin en civcivli kısmını çekmiştim (son 20 saniye), o da B yüzünün son şarkısı "Ben Gidersem"in ardından soğuk duş etkisi yapardı (silkiniş! Am I Evil? Yes I am - Metallica dinlediydim geçen hafta paso bir gün, dünü de -ve bugüne de sarktı- Queen günü yaptım, ne kadar mutlu mesut bahtiyar zeki müren oldum -- oooh looove, oooh loveeeerbooooy! what're you doin' tonight, hey boy 8). Bir de yazarken bunu da yazacaktım demin, metallica referansı rayımdan, yörüngemden çıkardı: Birkaç gün evvel nihayet aklıma getirip, yıllarca bir türlü erişemediğim Whale'in 1988 tarihli "All Disco Dance Must End In Broken Bones" adlı ikinci ve nihai albümünü bulup tadına baktım, hiç olmamıştı, üzüldüm (sözüm size Yeah Yeah Yeahs! It's Blitz! hezimetinden sonra bir tek şansınız daha var, bir daha uyarmayacağım, iki.).

eki'ye : Kath & Kim bu da Parks and Recreation ile eşzamanlı olarak varlığını öğrendiğim diğer diziydi -- Ofis ve Life in Mars benzeri, yurtdışında (bunun geldiği yer Avusturalya) tutulan bir dizinin uyarlamasıymış. İlk bölümü başladık seyretmeye, çok şaşırdık. Nasıl yani? Boş. Ya, hani o kadar anlamsız /boş bir dizi olur, dersiniz ki "hiçbir şey bu kadar boş olamaz, kesin bize bir şeylerin göndermesini yapıp duruyor, kaçırıyoruz" ama aslında hakikaten bir şey yoktur, siz bir-şeye-benzeyerek-benzediği-şeyin-acımasız-fekat-zeka-dolu-eleştirisini-yapıyor sanın istediğiniz kadar, yok öyle bir şey. Yani başrol oyuncularının 3/4'üne (şu taze damadı oynayan çocuğu tanımıyordum bir tek) saygısı olan bir insan, bir kardeş olarak üzüldüm. (Ben 28 yaşındayım, Uygar benim ismim.)

evet, pardusçulara, ex-pardusçulara kolay gelsin bu civcivli günlerde. (that was the something completeyle different part, ne oldu, beğenemedin mi dört göz? :P 8).


sonradan edit: emir'e de Futurama'nın Comedy Central'la 26 bölümlüğüne anlaştığını yazacaktım (sonradan öğrendim ama öyle yazıyorum işte) ama Pardus'la bir bağlantısı olmadığından yazmadım (aslında niye yazmadığımı artık biliyorsunuz siz değerli parantez içi okurları!).
Yorumlar(1)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3624 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3624#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3624Wed, 10 Jun 2009 21:11:15 GMT
yıllar sonra. http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3609 Sabun Köpüğü/TV KafaŞarkı filan..Reflections (Diana Ross & the Supremes söyler bunu)
Through the mirror of my mind
Time after time
I see reflections of you and me

Reflections of
The way life used to be
Reflections of
The love you took from me

Oh, I’m all alone now
No love to shield me
Trapped in a world
That’s a distorted reality

Hapiness you took from me
And left me alone
With only memories

Through the mirror of my mind
Through these tears that I’m crying
Reflects a hurt I can’t control
’cause although you’re gone
I keep holding on
To the happy times
Oh, when you were mine

As I peer through the window
Of lost time
Looking over my yesterdays
And all the love I gave all in vain
(all the love) all the love
That I’ve waisted
(all the tears) all the tears
That I’ve taisted
All in vain

Through the hollow of my tears
I see a dream that’s lost
From the hurt
That you have caused

Everywhere I turn
Seems like everything I see
Reflects the love that used to be

In you I put
All my faith and trust
Right before my eyes
My world has turned to dust

After all the nights
I sat alone and wept
Just a handful of promisses
Are all that’s left of loving you

Reflections of
The way life used to be
Reflections of
The love you took from me

In you I put
All my faith and trust
Right before my eyes
My world has turned to dust...

Yorumlar(2)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3609 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3609#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3609Fri, 05 Jun 2009 20:08:36 GMT
Kısa kısa.. http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3606 Genel/Hayat-MematSabun Köpüğü/TV Kafa
  • Turan resmen ikinci en sevdiğim öğrencim. Yazıya dökmek gerekiyordu. Sağolsun, kendisi şu yıllar boyunca vefalı bir padawandan beklenebilecek tüm amelleri büyük bir başarıyla gerçekleştirmiştir. Ha, niye birinci değil? Because serkanpolad.

  • Last.fm yamuk yaptı. Ayıptır günahtır, alternatif arıyorum, spotify hesabım yok.

  • Lost coştu. Hande Teyze'nin ziyaretinden sonra, 5. sezon da tamamlanınca oturduk, izlemeye başladık, gelmiş geçmiş en beğendiğim sezon oldu, yani o iki ibişe o kadar laf etmiş biri olarak bütün dediklerimi yuttum, saygı duydum. (Bu arada, bağlantıyı vermek için eski girişe gidince baktım ki, linklediğim resim uçmuş, bir ara bulur, düzeltirim..)


  • Ya daha bir sürü şey yazacaktım böyle oturunca unutuyor insan. Neyse. Kısa kısa. (kısa kısa... kısa kısa... (fade out..)..)

    Yorumlar(5)]]> http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3606 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3606#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3606Thu, 04 Jun 2009 10:32:26 GMT Eda'bi Mektuplar http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3599 Eda'bibastırtmak için teşebbüste bulunmaya) karar verdim. 1995-98 yılları arasında yaşanmış fırtına kayıtları. Bir süredir derleyip toparlıyorum karınca kararınca. Bunu da süpürürken buldum:

    Yurtdışında tek kişilik bir odadasın. Yalnızsın. Yine yalnızsın. Sigaran, tek kişilik odanda masanın üzerindeki dolu bir kül tablasının içinde dumanını tüttürüyor. Kitapların da orada, masanın üzerinde. Pencerenin önündesin. Duvardaki saat sabahın beşi. Ellerinden biri çenenin altında, dışarısı bomboş sokaklar. Kahve olsa içerdin ama yapmaya üşeniyorsun. Üstelik yurtdışında bir odada olduğun filan da yok. İnsanlardan kaçtın, başka bir şehirde bir oda tuttun, alakasız bir işe girdin. Kimsenin seni bulamayacağını bile bile gelmelerini bekledin. Yalnızsın. Şimdi sigara parmaklarının arasında, birazdan içersin.

    24.6.97 / Salı.

    Yorumlar(0)]]>
    http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3599 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3599#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3599Wed, 27 May 2009 23:11:26 GMT
    Türkiye - iki şey. http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3597 Genel/Hayat-Memathemen her kısmı değil de, onun kapsamadığı o birkaç şey oluyor.

    FKK. FKK ile niyeyse hep yalnız görüşecekmişim gibi düşünüyordum, yani eşler, çocuklar olmadan, niyeyse. Niyeyse bu niyeyseyi bir türlü çözemedim. FKK ile tanıştığımızda hakikaten gençtik, dünyalar bizimdi. Ya çok trajik kokuyor böyle yazıya dökünce ama galiba böyle "aile ziyareti" yapmayı kabul edemedim içimde bir yerlerde. Yoksa dünya(lar) bir yana, FKK bir yana, her daim. Ahh! FKK. Huysuzluk ediyorum yoksa ben benim hala, o o... Gerçi eskiden de biraz böyleydi; buluşur buluşmaz konuşamazdım onunla, açılmam zaman alırdı, belki de durum aynıdır sadece gavurun tabiri ile kolossal boyutlara ulaşmışımdır. Bir sonraki gidişimde, ailecek, inşallah.
    Yorumlar(0)]]>
    http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3597 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3597#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3597Sun, 24 May 2009 11:09:48 GMT
    Blade Runner (Enteller uyurlarken neyin rüyasını görürler) http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3596 Genel/Hayat-MematEntel
    Rüyamda ilkin kendimi sucuk keserken gördüm, bayağı da iyi kesiyordum, sucuk da öyle dağılmıyordu, buzu da güzel çözülmüştü, neyse, asıl bahsedeceğim rüya kısmının bu olmayışından ötürü, geçelim şimdi bunları.

    Televizyonda/bilgisayarda bir film izliyordum. Hugh Laurie oynuyordu, Şekspiryen (Shakespearian, istesem yazabilirim yani) bir dönemde geçiyordu (tabii Şekspiryen Dönem denmez aslında, Elizabetyen demek lazım, I presume (humbly)). Adı da Venedik'te Ölüm idi ama o halimle bile Venedik'te Ölüm'ün 20. yüzyılda geçtiğini biliyordum, yaşlı bir erkeğin genç bir erkeğe duyduğu ilgi etrafında yazıldığını biliyordum, yani bu Venedik'te Ölüm'ün, o Venedik'te Ölüm olmadığının farkındayım (ve dahi gördüğümün Venedik Taciri olmadığını da, teşekkür ederim, hıh!). Karakterin adı Lazio/Lazlo, onun gibi bir şeydi.

    Bu yapıtı izlerken çok beğendim ve etkilendim rüyamda, o kadar ki, "artık seyretmeyeyim, kitabını okurum, spoil olmasın, burada keseyim" deyip, akabinde kapattım. Zaten sonrasında Ece kulağımın dibinde bağırıp üstümde zıplamaya başlayınca da uyandım.

    Rüyamdan çok etkilenmiştim, bir kontrol edeyim dedim, ilkin Lazio, ardından da Lazlo'yu arattım Wiki'de, Viktor Laszlo dışında bildiğim / ilgilendiğim bir şey bulamadım. Sonra Venedik'te Ölüm hakkındaki girişe bakayım dedim. Konusu hakkında yukarıda yazdığım bir cümleden başka bir bilgiye sahip değilim, yazarını dahi hatırlamıyordum, "Thomas Mann" olduğunu görünce hatırladım. Yani "Yazarı kimdir?" deyu sorup 4 seçenek verseydiniz, sanırım Mann olduğunu bilirdim.

    Ne kadar uzadı yine bu giriş. Punch-line'ı girelim de bitirelim. Efendim, kitaptaki baş karakterlerden diğerinin adı Tadzio imiş ve bunu benim önceden bilmeme imkan yoktu, ah bilinçaltı ah bilinçaltı! Yani Hugh Laurie'yi de gördüm ya aynı konsept içinde, direkt House'a yeni bölüm, Amber'ı çıkarın (lütfen bu arada, ciddiyim, son bölümlerde gözle görülür bir toparlanma oldu, bir de Amber olmasaymış kanat takıp uçacakmışsınız), beni alın.

    Ya bu kadar mı çiğ/yavan ve bir o kadar da dantellektüel göndermeler olur:
    * Venedik'te Ölüm
    * Venedik Taciri döneminde geçiyor
    * Bilinçaltı sömürgeni dizinin başrol karakteri başrol oynuyor.

    Yok, yok ben kitabını okuyayım bari, koydum sıraya. Geçen gün Benjamin Button'ın Hikayesini okudum da (Gutenberg'den indirebilirsiniz - 75 yıl geçtiği için telife dahil değil artık) filmini sever oldum.


    S. Freud : Hoşgeldiniz Sayın Sururi, bana dün gece gördüğünüz rüyanızı anlatır mısınız?
    S. Sururi : A, tabii, Venedik'te Ölüm'ün bir prodüksiyonunu izliyordum..
    S. Freud : Bu kadar bilgi yeter, daha fazla konuşmanıza gerek yok. Şimdi çıkın buradan, sizi küçük düzyazar...

    Yorumlar(0)]]>
    http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3596 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3596#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3596Sun, 24 May 2009 10:34:17 GMT
    Haber maber matitas.. http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3562 Genel/Hayat-Memat
    Tot ziens!
    The Panda Go Panda Family.



    biz naturalis leiden mart 2009

    Yorumlar(1)]]>
    http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3562 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3562#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3562Fri, 10 Apr 2009 11:24:55 GMT
    patolojik disorder http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3561 Genel/Hayat-Memat
    maddiyatla ilgili her türlü şeyden, anlaşmalardan, yükümlülüklerden, zorunluluklardan, kariyer timsahlarından, hırslı insanlardan.


    evet, abarttım biraz yahu. asayiş berkemal, çoktandır şu telefon meselesini yazayım diyordum, o vesileyle hızımı alamadım (bir de sonsuz sonsuz rahatsız edici negatif empati insanları var).
    Yorumlar(0)]]>
    http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3561 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=3561#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=3561Thu, 09 Apr 2009 00:54:07 GMT