Karalamalar / Emre Sururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/ Karalamalar / Emre Sururi yo (no) hablo castellano. http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4336 Genel/Hayat-Memat
Buraya geleli, dile kolay, 10 ay oldu. Başımızdan bir sürü şey geçti, macera, anı oldu, daha da devamı gelmekte gibi görünüyor (burada iftar tarifesini 21.30'dan açtık, bu aralar 20.55'e kadar indirdik sıkı pazarlıklar sonucu (ne diyorsun, İstanbul'da aynı iftar sadece 19.45'e miiii!).

İlk geldiğimde, Danel sağolsun, gölge oldu bana, her gittiğim yere benimle geldi, çevirmenlik yaptı yoksa halim haraptı. Hani Fransızlar ve Almanlar için denir ya, "bunlar İngilizce bilir ama konuşmazlar" diye (ki yalanmış, gittik gördük, konuşuyorlar -- ama tabii bir takım detayları Fransızların lehine atlıyorum bu noktada), lşte İspanyollar İngilizce bilmedikleri gibi, konuşmuyorlar da. Hani böyle Türk olarak zorlanırız ya turiste bir şeyler anlatmaya çırpınırız, dururuz dururuz "I love you, brown, smith, pencil, şimdi buradan go go go left..." filan, öyle bir teşebbüste de bulunmuyorlar, çok güzel, düzgün ve akıcı bir şekilde İspanyolca konuşmaya devam ediyorlar tek kelime anlamadığınızı bile bile.

İspanyolca'ya da İspanyolca demiyorlar zaten, "Kastelyen" diyorlar. Bütün Latin Amerika'ya (tamam, Brezilya hariç) tek bir dili konuşmayı zorla da olsa öğretmişler ama gel gör ki, İspanya'nın bizzat kendisinde 4 resmi dil var, salladım hemen 4 diye, bir sayayım bakalım: Kastelyen (Madrid yöresi halk oyunu), bizim buranın Baskçası, Barcelona ve civar illerin Katalancası, batıya doğru Galisyan, bir de şimdi baktım Wiki'den, Aranez varmış, bilmiyorum onu. Madrid başkent olduğundan, Kastelyen ortak payda muamelesi görüyor, Basklılara mesela "büyükanne, peki senin İngilizcen niye bu kadar kötü?" diye sorunca da "e Baskça anadilimiz, yabancı dil olarak Kastelyen öğrenince, kotada başka bir dile ancak bu kadar yer kalabildi yavrucuğum" diyorlar. Haklı olabililer çünkü tanıştığım Madridlilerin hepsinin İngilizcesi çok düzgündü. Bask dili bu arada, çok teşvik edilse de, Bilbao ve normal kasabalarda standart olarak Kastelyen kullanılıyor (tekrar edeyim: Burada Kastelyen denen şey, İspanya dışında İspanyolca diye öğretilen dil), Baskça ancak kırsala gittiğinizde etkin oluyormuş.

Kimse İngilizce konuşmayınca, haliyle biz birer ikişer İspanyolca kapmaya başladık, biraz da baskça, işte n'aber, netekim, gene geldi şapka, öptüm bay.. Geçen gün (iki hafta olmuştur belki), Ece'yi parka götürdüm, işte oynuyordu, bir hanımla sohbet ettik çocuklar birlikte oynarken. O da İngilizce bilmediğinden tabii, sohbet tamamıyla İspanyolca yapıldı, çırpına çırpına anlattım, anladım. Gerçi sonradan Bengü bize katılınca birtakım şeyleri yanlış anlayıp/aktardığımızı anladık ama olsun (park arkadaşım benim aslında Türkiye'nin kralı olmadığımı öğrenince onda biraz hayal kırıklığı sezinlemedim desem yalan olur).

Bengü kursa gidiyor, pek yoğun bir kurs değildi ama bu aydan itibaren bir aksilik olmazsa daha yoğun olanına başlayacak. Ece desen okulda paso İspanyolca, haftada 3 saat ilave Baskça'yla söktü zaten dilleri. Ama olsun, sonuçta o gün ben tanışıp sohbet edecek kadar İspanyolca öğrenmiş olduğuma inandırdım kendimi, hem de insan böyle aracı olmadan birisiyle tanışınca daha da bir mutlu oluyor. Ertesi gün buluştuk onlarla, festivale gittik. Yalnız meğerse onlar Fransa'da yaşıyorlarmış, artık bir daha onlar geldiğinde ya da biz oraya gittiğimizde dedik, en çok da Ece için üzüldüm, nihayet onca uyuz İspanyol çocuğun arasından kendi dengini bulabilmişti.

İspanyollar (ya da Basklılar, bilemeyeceğim), pek çok açıdan biz Türklere benziyorlar. Yabancı sevgisi var, size yardım etmek için ellerinden geleni yapıyorlar, Hollanda'da bir mesafe vardı hep insanlar arasında (ha, ben onu tercih ederdim tabii ama o da safi benim kasıntılığım). İyi kalpliler, bir de, özellikle burası (Getxo "semti") böyle 80ler Türkiye'sine filan benziyor tanışıklık açısından - herkes herkesi tanıyor, çocuklar birlikte sokaklarda oynayarak büyüyorlar, herkes her akşam dışarıda -- zaten yılın çoğunda bir festival yapılıyor oluyor.

Özetle, özellikle İspanyolca öğrenmek istemiyorum ama yavaş yavaş bir şeyleri anlamaya başladığımı fark edince de sevinmeden edemiyorum. Bu yılbaşı 3 kraldan bana yaşıtım ve kafa arkadaşlar getirmesini diliyorum, başka birkaç şeyin yanı sıra. Hollanda'daki ortam çok iyiydi, çok iyi oluşunun da farkındaydık, o yüzden şimdi böyle güzel özlemle anıyorum oradaki arkadaşlarımı. E, İTÜ ile ODTÜ arkadaşlıklarımız efsane zaten. Burada, dediğim gibi, çocuklar çok iyi ama yaş ortalamasının 8-9 yaş üstünde kalıp, üstüne bir de dil bariyerinden -3 yiyince, iyi niyetlerle kalıyoruz çoğu zaman.

amaan, neyse, boşver, bir sigara ver.. (Ceeeemiiiiiiilllllllll!)
Yorumlar(2)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4336 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4336#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4336Thu, 02 Sep 2010 01:48:53 GMT
Sevgili Espanya http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4302 Genel/Hayat-Memat
Daha buraya gelmeden bin bir sorun çıkarttın bize, üflettin püflettin, çaresiz bıraktın, ayırdın. Geldik, sorunların bitmedi. Hala daha devam ediyorsun ama hakikaten yorulduk. Yeni eve taşındık, dayadık döşedik, yeni bir başlangıca vesile olsun, gel barışalım artık dedik, var ya, bir tek dün rahat bir nefes aldım evde de işte de yapılacakların çoğunu yaptığımdan, ağustos'a az kaldığından, erken davranmışım, bugün yine yaptın yapacağını. Tam düzenimizi kurduk, yerleşiyoruz, alışıyoruz yavaştan diye seviniyorduk, rahatlıyorduk, bugün maaş yatınca anladık ki meğer daha sert düşürmek içinmiş bütün o iyileşmeler, arkadaş olma teklifleri, alkolsüz meyve kokteyli ısmarlamalar filan. Sana söylemeyecektim, biliyorum "o ülke" hakkında pek iyi düşünmüyorsun, mazinizde on yıllarca sürmüş savaşlar var, sözkonusu koparılmış bir bağımsızlık var, Dünya Kupası'nda yenmişliğin olsa da geri kalan hemen her şeyde yenilmişliğin var, bir de ben yüzüne vurmayayım dedim ama benim de canıma tak ettirdin be arkadaş - evet, o ülkedeyken aldığım maaşa kıyaslayınca senden gelen biraz kuş kadar kalıyordu, neyse dedik, biriktiremesek de kendi yağımızda kavrulmaya yeter, ses etmedik. Ama bugün öğrendim ki ekonomik krizi bahane edip, maaşımda kesinti fırtınaları estirip kuştan harçlık mertebesine indirmişsin. Ne yapayım şimdi seni ben ey sevgili pandispanya? Sözleşme üzerinden anlaşılan miktarı böyle cebren ve hile ile lüpletmek delikanlılığa yakıştı mı şimdi? Gidelim mi, budur mu istediğin? Aklını bir başına devşir diye şimdilik bu kadar yazıyorum ama sonra uyarmadı deme, henüz hala gencim, güzelim, elbet bulunur başka talipler de, sonra üzülen sen olursun. Ekonomini kurtarma uğruna kalpleri kırıyorsun, ben sana diyeyim, ekonomi ille de bir şekle girer, düzelir ama kalpler bir kere kırılmaya başladı mı işte o zaman onu onaracak IMF yardımı daha icat edilmedi, inanmazsan Yunanistan'a sor, sana söylerler.

Neyse, dediğim gibi, bu kadarı şimdilik yeter sana, aklını başına devşir, haftaya görüşelim. Sevgili Su'nun tam karşı minvalde serzenişini alıntılayayım bari buraya da, dengeyi bulalım gitmeden. Benim hala umudum var...

 






Oturalim Oturdugumuz Yerde



Hic biryere tasinmiyoruz, oldugumuz yerde kaliyoruz. Ama mutluyuz! Burda veya surda degil de, oldugumuz icin mutluyuz sanirim. Kafalar saglikli olunca cografi konumun pek bir onemi kalmiyor. Neredeyse 1 sene olmasina ragmen Melbourne'e tasinali, daha yeni uyaniyorum etrafimdakilere. Daha yeni bakiyorum diyelim. Ben baktikca sehir guzelliklerini onume dokuyor. Dogru, ben kafamda ve kalbimde bir Sydney insaniyim! Ama bu Melbourne'un keyfini cikarmayacagim anlamina gelmiyor ki. Fark etmemisim, buranin yerlisi olup cikmisim. Oradaki dukkana merhaba, burdaki cicekciyle iki laf derken benimsemis miyim ne...

Herseyi oluruna birakmak lazim. Bizden buyuk, bizden ote bir duzen yok mu?

http://purplekedi.blogspot.com/ Çarşamba, Şubat 17, 2010

------------------------------------------------------

Sonradan Ek (05 Ağustos 2010)
Danışmanım benim etkilenmeyeceğim yolunda garanti verdi. Kendisini tanıdığımdan ve gerekirse dağları yerinden oynatacağını bildiğimden, ben de panik yolculuğumda ayarları warp hızından önceki normal seyir hızına çektim, bir de bir şeyler karıştırmaya başlamıştım salı günü, ilgili kimselere de, bu seferlik vazgeçtim mesajı gönderdim, eski halimize döndük, Atılgan elemanları olarak gezegenin yüzündeyiz, ışınlanmanın icat edilmesini bekliyoruz. Asayiş berkemal yani. Budur.

Yorumlar(1)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4302 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4302#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4302Sat, 31 Jul 2010 02:35:55 GMT
Doğum günüm maddelerim http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4271 Genel/Hayat-Memat

  1. Hemen her eski Doğu Bloğu ülkesi insanını sevsem de Polonyalıları daha bir seviyorum (onları Çekler ve Macarlar takip ediyor, en son Romanyalılar geliyor ama onları da seviyorum tabii ki! (only slightly, only slightly less than I used to, my love...))


  2. Balık etinden biraz hallice bayanları ayrıca seviyorum. (şimdi bunu okuyunca "bu adam niye böyle bir şey yazdı, manyadı mı, kulağına yoksa o gün nehir suyu mu kaçtı?" filan diyecekler için, alaka kuracaklar için, geliyor: koca bir aşk olsun! yok, hakikaten ne kötü bir niyetim, ne gizli bir hedefim, aklıma geldi öylesine, yok içimde kötülük - çok sevimli ve tatlı buluyorum genellikle de yazacaktım, böyle tek tipleştiririm, kırıcı olurum filan diye yazmadım)


  3. Saniye kadrajı sürekli hareket halinde olan (yani böyle tık tık atlamadan vrrrrrnnn diye dönüveren) saatleri severim bir de mesela.


  4. Konik ahşap büyük düğmelerle onların takılı olduğu paltoları (çoban mı deniyordu, gocuk mu, böyle burberry havası vardır içindeki astar ekosedir filan çoğunlukla. (resim aradım, en yakın sonuçlara "çoban düğme" diyerek ulaştım ama tam aklımdakilerden olmadığından koymuyorum buraya, hani bunların ilikleri de böyle deri kayıştandır, öyle kocaman düğmeleri diyorum)


  5. Berberlerin sıcak, insanı her nasılsa evinde gibi hissettirip gevşeten kokusu (özellikle de yüzünüzde ılık havluyla nerede olduğunuzu bir anlığına unuttuğunuzda, öyle dorothy gibi)


  6. Filmlerde kahramanlar bir yerden uzak bir yere giderken, harita üzerinde bunların çizgilerin artması ve bir köşede de bunların giderlerken görüntülenmesi (mesela Indiana Jones'larda vardır bundan).


  7. Musluk sularının içilebilir olmaları.


  8. Mikrodalgada mısır patlatıp da akımı kestikten sonra (yani çalışmasını durdurduktan sonra demek istiyorum), mısırların birbirlerini patlatmaya devam etmeleri.

işte bu küçük liste de kendi kendime doğum günü hediyemdi, iyi ki doğmuşum, lay lay lom! Yatayım ben artık, yarın yine 9'dan 19.00'a ders var, seminers vars, şaka gibi (ama değil).

Bengü ile Fransa Çıkartmamız Sırasında Çekilmiş Bir Resim.
Bengü'yle Fransa'da çekilmiş bir resmimiz
(bu arada ne çok severim Vivement Dimenche'ı! anısı bile vardır)

Yorumlar(2)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4271 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4271#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4271Thu, 24 Jun 2010 03:39:16 GMT
Yağmur yağıyor seller akıyor ya da ulusal şöhret. http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4249 Genel/Hayat-MematResme bakıp da, doğal olarak panik olacaklar için en baştan iki şeyi belirteyim:

  1. Resimde de, sonrasında da yüzüm gülüyordu, hala da baktıkça gülüyorum.





  2. Ertesi öğlen Paris'e giden uçakta, onu takip eden günde de Disneyland'de idim.







Yani, all's well that ends well (iyi biten her şey iyidir) hayat felsefem hala hüküm sürmektedir (çok şükür).

Şimdi gelelim maceramıza:

Klasik başlangıcımızla, bildiğiniz/bilmediğiniz üzere, İspanya'ya Aralık ayında (bu ay isimlerine özel isim muamelesi yapmayı da İngrişlerden-Amerikalılardan öğrendim, yoksa biliyorum, yok bizim meşrebimizde, kusura bakmayın, el alışkanlığı işte) Bengü ve Ece yanımda olmadan, tek başıma geldim. Normalde ev bakarken Bengü iyice bakar mimar oluşundan, ışığın doğudan yükseldiğini, taşın sert olduğunu, suyun insanı boğup, ateşin yaktığını o daha iyi bilir. Ben işte Bilbao sokaklarında bir başıma ev bakarken bana iki şey söylemişti: "Ev bol ışık alsın, giriş kat olmasın (mümkünse)". Ben de iki banyolu, süper düper mobilyalı, internet telefon televizyon duvarlara entegre 5.1 ses sistemi hazır oluşuna kanıp, "biraz" loş ve zemin katta olan bu evi tuttum. Ev sahipleri bizimle yaşıt bir çiftti, eczacılarmış, 3 ay önce evi baştan aşağı yaptırmışlar, yeni mobilyalar döşemişler, ama sonra güneyde bir yerde eczane açma fırsatı yakalayınca apar topar gitmek durumunda kalmışlar (eczane işi Türkiye'deki gibi, her istediğiniz noktaya açamıyorsunuz, kota var - Türkiye'de de öyleydi, değil mi bu arada?).

İki sene evvel evlerini su (sel) basmış, o vesileyle yenilemişler bütün eşyaları ve dahi evi, duvarları filan. Ama nehir yatağını genişletmişler, hala da çalışıyorlardı, ben de şahidim belediye ekipleri. Yani sorduğum hiç kimse ihtimal vermiyordu.

İşte sonra yağmur yağmaya başladı. Olası bir su baskınına karşı alarma geçirildi, her yana gözcü diktiler, kapıların önüne kum torbalarından siper yaptılar. Biz de bir buçuk ay önceden Fransa biletlerimizi almışız, işte 4 gün Paris + Disneyland, oradan bir hafta Nancy'de yaz okulu, seminer meminer, oradan da Lyon üzerinden 3 gün Cenevre Efeleri ziyaret.. Bavul topluyoruz. Dışarıda da nehir (Gobela Nehri) seviyesi giderek yükseliyor, işte elektronik eşyayı vesaireyi koltukların üzerine koymuşuz bir de.

Ah, bu arada, bir gün öncesinde (salı), bir tanıdığın tanıdığı kiralık oturduğu evden çıkmayı planlıyormuş, onun evine bakıp, olur demişiz onun ev sahibine de böyle kiracı swapping (siz Türkler nasıl diyoğ..) uyarsa, biz geçmek isteriz demişiz (bile). Zira evdeki rutubet öldürüyor, böyle Avatar'daki dünyanın benzeri bir ekosistemi paylaşıyoruz küf arkadaşlarla.

Neyse, sonra kapı çaldı, komşular toplanmış, itfaiyeciler (İspanyolcası Los Bomberos!) dedi, "hazırlanın, eşyayı yükseğe koyun, boşaltıyoruz, sizi de civarın en lüks hoteline götüreceğiz". Şimdi İspanya da diğer birçok Avrupa ülkesi gibi ekonomik krizde ya, işte o Bask Ülkesi'nde yalan - amcalar bolluk içinde yüzüyorlar (Allah arttırsın), para çok yani. Zaten geçen sefer sel bastığında da -anladığımız kadarıyla- kum gibi para aktarmasında bulunmuşlar da, ev o şekil yeniden yapılanmış. Sağolsun, sevgili Carmen gündüz vakti arayıp bizi davet etmişti, o yüzden dedik ki, "yok, otele gerek yok, zaten yarın uçuyoruz Fransa'ya, bu akşam da arkadaşta kalırız". Yalnız olası maksimum seviye sorduk, belli olmaz, dolapların üstüne koyun deyince onlar, eh işte o zaman deyim yerindeyse biraz "tırstık abicim". İşte zaten iki bavul hazırlamıştık, bir bavula da alt çekmeceleri boca ettik böyle panik panik. Ben böyle yazınca on dakika gibi geliyor ama bir buçuk saat sürmüştür herhalde. İşte televizyonu, yatakları filan üst kattaki komşu teyzeye götürdü aslan bomberoslar, bir de 10 dakikada bir "artık çıkmamız lazım" diyorlar, ama Türküz biz (Bengü'nün "selde ilk kurtarılacaklar" bavulundan mandallar çıktı).

Nihayet hemen her şeyi böyle derleyip topladıktan sonra, tamam, çıkabiliriz dedik, aslan bomberoslar atlayın sırtımıza dediler, dedim "Şaka mı yapırsen?" (İspanyolca konuşmam herhalde Azeri ağzıyla Türkçe konuşmaya benziyordur, bu ihtimale de göndermede bulunmak istedim) ama aslan bombero "haydi zıp!" dedi ve ben 33 yaşımda, o gün çocuklar gibi şen bir şekilde, atladım bombero'nun sırtına, öyle de kelle gibi güle güle neşeden, işte dışarıda bizi bekleyen kameraman ve fotoğrafçılardan mürekkep medya ordusuna yakalandım (toplam 11 kişi tahliye edilmiş, üçünü biz oluşturuyoruz zati, e en son da çıkınca, öyle sırtta taşınınca, banko basın oluyor haliyle). Bizi evin köşesindeki garajın oraya götürdüler, bavullarımız bizden önce gitmişti zaten, taksi çağırdılar, bekliyoruz taksiyi, baktım benim cüzdan yok, haydi dön geri eve, suların içinden çıktım eve girdim, itfaiyeciler son hazırlıkları yapıyorlar, işte elektrik melektrik, şaşırdılar tabii beni görünce, "bir tur daha istiyorum!" demek istedim ama İspanyolcam kifayetsiz kaldı ne yazık ki, onun yerine, "cüzdanımı unutmuşum" dedim, masanın üzerinde buldum neyse ki az bir aramadan sonra, geri garaja gittim. Bu sefer de Bengü demez mi ki "Ben de cüzdanımı bulamıyorum" diye, haydi koş fiş. Adamlar beni yine karşılarında görünce şaşırdılar ama ben "diğer cüzdanı arıyorum" deyince ya demişlerdir ki "ya bu adamın kaç parası var allasen?" ya da üzülmüşlerdir "stresten çizdi bu, zaten sırtımda da keh keh gülüyordu garip..". Bulamadım Bengü'nün cüzdanını ama Bengü çantalardan birine atmış olabileceğini söylemişti, ona güvenip, bindik taksiye, Carmen'in evine gittik, o da sağolsun, kapılarını açtı bize.

İlk olarak havayolu şirketini (Iberia, yani öyle Ryanair filan değil) aradık (Carmen aradı bizim için), dedik böyle böyle sel felaketi, biletleri akşama çekebilir misiniz, onlar da sağolsunlar, aaa, tabii dediler, üçümüzün gidiş-dönüş toplam 650EUR olan biletlerimiz için, kişi başı ek 310EUR hediye istediler, biz de dedik, sen kapat, ben seni ararım, sana yazmasın. Orada iki saat boyunca bir de bütün bavullarda Bengü'nün cüzdanını aradık, takdir edersiniz ki, kimlikler uluslararası ulaşımda kritik bir rol oynamakta. Yani her şey eksik olsun, kimlikler bizimle olsun (biletler e-bilet olduğundan onlar bile olmayabilir). Yani buraya bir satır sonuna denk geldiğinden etkisini tam veremem, sonuçta cüzdan en dip bavulun en dip koşesinden çıktı ama o iki saati ben bilirim (iki üstteki paragrafın sonunda bahsi geçen "acil durum mandalları"nı da bu arayışlar içinde bulduk, aman bir sevindik bir sevindik öyle elimize gelince bavulun içinde!).

Sevgili Carmen'le Gürerler vasıtasıyla tanıştık, dünya tatlısı bir insan, Türkiye'de uzun yıllar kalmış, zaten resmi olarak da Türkiye Fahri Konsolosu. Böyle olunca, "Sel felaketinden kaçan vatandaşlarımız Fahri Büyükelçiliğimize sığındı" şeklinde cümleler kurup gecenin bir vakti daha da bir gülmemiz kaçınılmaz oldu. Özetle o sırtta taşınmadan itibaren, neşemiz hep yerinde idi. Hani böyle filmlerde hep derler ya, "esas, korktuğumuz korkunun kendisidir, bir şeyin olma ihtimalinden o şeyin olma halinden daha çok korkarız, fear is the mind killer, Leto will be a huge worm, ew disgusting..." filan, hep doğru Muaddib Efendi.

Çok şükür ucuz atlattık, yani Fransa'ya bir gün evvel gitmiş olsaydık, çok çok vahim olacaktı.

Uçuşumuz ertesi gün saat 12.10'da idi (öğlen). Gece yağmur durmuş olduğundan, sabah bizim evin yakınında oturan bir arkadaşı aradık, evin erişilebilirliğini (zıt kontrast) kontrol etmesini rica ettik, o da hayli erişilebilir bulunca, uğradık eve, su ancak 2 santim filan yükselmiş ama işte dolapların altı, kapılar mapılar şişmiş, e parke yer de onları takip edecektir. Biz orada iken ev sahibi de geldi, işte geçmiş olsunlaştık, dedik biz 12 gün yokuz, o da ben yaptırırım buraları dedi, tam konuşamadık, ama öyle işte bir şeyler. Evden pasaportları aldık (iyi ki de almışız -- Hollanda'da iken Schengen arası bir oturma izni yetiyordu ama burada pasaportu da sordular, aklınızda bulunsun). Nerea da mesaj atmıştı, meşhur olmuşunuz, El Correo'da (ulusal gazete) resminiz çıkmış tam sayfa diye, El Correo aldık havaalanından, hakikaten tam sayfa, orada da tabii gülücükler saçan bir manyak rolündeyim, bilmiyorum ki bu foto editörleri ne iş yapar, güzelim aç bir photoshop'ı, smear tool'u seç, bük dudaklarımın ucunu, indir kaşımın ortasını, al sana üzgün ifade, öyle gelişine basılmaz ki. Neyse, zaten eve dönünce (hangi eve dediğinizi duyar gibiyim sevgili çocuklar..) scan edeceğim (Türkçe dostları burayı lütfen 'tarayacağım' diye okusunlar), çevirisini de koyacağım yanına o sayfanın. İşte o resimleri gördükçe gülesim geliyor, hep diyorum, "Hollanda'da Edi başımı okşadı, İspanya'da itfaiyeciler beni sırtında taşıdı, daha ben ne isteyeyim?" -- Bir de bir de, bu girişte gördüğünüz resmi de, bizzat El Correo'nun galerisinden aldım, http://www.elcorreo.com/vizcaya/multimedia/fotos/ultimos/58154-lluvias-provocan-desbordamiento-algunos-rios-vizcaya-0.html adresine gidiniz, oradaki 21. resim olması lazım.

İşte böyle ey kari! Disneyland maceralarımı da artık bir ara yazarım, Paris güzelmiş ayrıca bu Fransızların çok günahını almışız, yok efendim, bunlar İngilizce bilir ama konuşmazlar, gıcıklar, ayıp, ayıp, hiç öyle olmadı, hepsi canla başla İngilizce bize yardım ettiler, biz mahçup olduk (ha askeri kıyafet içinde birini görünce "şaka geçiyor" diyor muyum, oxymoron diyor muyum, diyorum ama bunlar da biter bir gün. Hem Belçikalılar varken, ne kadar ayıp Fransızlara yüklenmek, ayıp bana ayıp bana. Bir de Fransa gezimizin ortasında o katlanır metro koltuğunu harş! diye indirip de cebimdeki fotoğraf makinesinin ekranını kıran Hintli arkadaş! Buradan sana diyorum, Ahmet Vardar'a söyletme beni!)
Yorumlar(17)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4249 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4249#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4249Tue, 22 Jun 2010 00:19:45 GMT
İki Alıntı http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4238 Genel/Hayat-Memat
Miranda July'ın bu derlemesi (No One Belongs Here More Than You) ile Jonathan Ames'in kitabı (I Pass Like Night) "başucu kitaplarım"ın arasında her daim yerlerini korurlar, sıklıkla dönerim onlara, güzelliklerinin tadına varırım.

Miranda July'ı Hande İngiltere'den (York) getirmişti, Jonathan Ames'i de Bayram Hoca Amerika'dan (Minnesota).

İyi kitaplar iyi arkadaşlar.

Bir de, çok alakasız olacak ama, salı günü yemekhanede birini benzettim, ertesi gün yine gördüm, perşembe son bir kez daha. Sonrasında Julen'e de alıntıladığım üzere, bu aklıma pek çok şeyin yanısıra, High Fidelity'den de şunu getirdi:
"Did I listen to pop music because I was miserable - or was I miserable because I listened to pop music?"

Julen bu haftasonu High-Fidelity seyredecek ilk defa. Pazartesi getirecek, ben de seyredeceğim artık bilmiyorum kaçıncı kere. Dün ve evvelsi gün çok fena halde (bilmezsiniz siz ne kadar fena halde olabileceğini ya da Nik Kershaw - Wouldn't it be good..) Ayazda Bir Yürek (Un coeur en hiver) seyredesim vardı, bugün yokladım şöyle bir kendimi, geçmiş gibi.

Sahi, ne güzel demişti şair,
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimselere bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını arardı


diye, peki, sen anımsıyor musun?


illa söylemek gerekirse, Murathan Mungan, Avara tabii ki.
sururi over, wory zover..



Yorumlar(0)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4238 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4238#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4238Sat, 12 Jun 2010 00:23:22 GMT
Up in the air http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4224 Sabun Köpüğü/TV Kafayazacak ne çok şey var ama gerek yok.
çok çok iyiydi.

Film listemdeki diğer çok çok iyi filmler:
Adams æbler
Ocean's Twelve
True Romance

ve çok iyi filmler:
Princess Bride
Reprise
Låt den rätte komma in
Ocean's Eleven
Choke
Avatar

(Temmuz 2008'den itibaren seyrettiğim filmler arasından; yoksa bir de şöyle bir şey var.)
Yorumlar(0)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4224 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4224#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4224Sat, 29 May 2010 02:19:59 GMT
Fermi Paradox http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4210 ütopya / distopya
Darısı başımıza.

Hamiş: Enerji kadar gerekli olmasa da, yine de üremenin yani soyunu devam ettirebilmenin de sustainable olması iyi olacaktır, sonra demedi demeyin. Bir de tabii orada galaksilere hükmederken, burada aslanlar ya da fareler (kulağınızı yerken tükürüklerindeki bir salgıyla uyuşturuyorlarmış, hiç uyanmıyormuşsunuz bile) tarafından yenmek de var kaderde ama enerjiyi halleden kişi elbet bir sinkov, askov, farkov da icat edecektir, etmelidir, etmemişse bir bakıma hak etmiştir zaten.

Bir de beyin overdrive mevhumu var ki ona da sonra (yalan) değineceğim. Bir programı çalıştırdığınızda kendi başına işlem yapması 10 dakika sürüyorsa, siz ona düzenli olarak ekrana rapor verme rutinleri ekleyin de görün bakın nasıl artık 1 saatte ancak yapabildiğini az evvelki 10 dakikalık işi. İşte, düşüncem odur ki, siz duyuları atlayıp, beyne doğrudan I/O (giriş/çıkış) çalışabilmeyi başarabilirseniz, o da size mesela şimdi 1000 yılda yaşadığınız hadiseleri duvar saati ile 10 saniyede yaşamanızı sağlayabilir. Böylelikle bir nevi ölümsüzlük ya da yeniden doldurulabilir piller / hard diskler gibi olursunuz (yeniden doldurulabilir pillerin genelde 1000 dolumluk mu ne ömürleri var, keza hard disklere de ancak belirli bir sayıda yazılabiliyor ama piller bu kotayı doldurana kadar kayboluyorlar, hard diskler de o limite ulaşana kadar kapasite açısından pek güdük kalıyorlar, sonuçta dibini göremiyorsunuz).
Eh onu da becerince, hangi ırk, hangi medeniyet olursa olsun, bizde iki nesil geçene kadar kırk kere ascension'a geçerler.

Özetle, buyrun size Sururi önermesi:
Bir medeniyetin enerjinin sürdürülebilirliğini ve algı açısından gerçekle eşdeğer sanallaştırma teknolojisini bulması, onun kısa zamanda dışındaki olaylara ilgisini tamamıyla kaybetmesine yol açacaktır (nokta)
Yorumlar(10)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4210 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4210#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4210Sun, 23 May 2010 03:16:36 GMT
Yılın Listesi: Diziler http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4200 Sabun Köpüğü/TV Kafa
Ne çok değişti böyle geldi gitti. My Name is Earl'ü bitirdiler (hele de tam da o kadar mütevazi bir dizi olmasına rağmen  sezonu "devamı gelecek" ibaresiyle kapatmalarından sonra). Pushing Daisies'i bitirdiler (hem de artık zevk alıyordum - Dee, bu arada The Brothers Bloom'da var biraz PD tadı, nicedir söyleyeceğim, unutuyorum, buradan yazayım aklıma gelmişken). Family Guy'ın uzunca aradan sonra tekrar başladığı ilk bölümünde Peter karısına söyler: işte "bizim dizi başlayacakmış, şu şu şu diziler sona erdikten sonra" sonra da 10 dakika okur o dizilerin listesini.

Bu sene 30 Rock'la çok güldük, çoook güldük, hala da biraz gülüyoruz - artık o ilk 2/3 sezonun her daim komiği olmasalar da yine de komik olunca katıyorlar insanı. Parks and Recreations da favorilerimizden. House düzeldi, Lost'u biriktiriyoruz, beğendik son (yani teknik açıdan sondan bir önceki) sezonunu. How I met your mother'ı izlemeyi bıraktık.

Ya, niye kasıyorum ki bu liste 2009'a ait olacak diye, olsa iyi olurmuş ama Mayıs'tayız güzel kardeşim! Yine de, bu yılın dizisini 2010'a girmeden bir gün önce bitirdim. Sevgili Neslihan ile Brian'ın önce tavsiyesi, sonra da ısrarıyla : Life on Mars (orijinal İngiliz olanı). 2 sezon, işte İngiliz dizisi, 12 bölüm toplamda, darmadağın ediyor, off be(y)! dedirtiyor bittiğinde de böyle içli oluyorsunuz.

Bu sene FlashForward'a başladık Lost'u biriktirirkene, o da sardı bizi. Yani Joseph Fiennes'den sırf Doğuş'a benziyor diye köşe bucak kaçardım, artık izleyebiliyorum. Geçen bölümlerden birinde (hani) Coupling'in Steve'inin evine gitti bir şey sormaya, karısı Olivia da oradaymış meğer, böyle eridi bitti öldü kapı eşiğinde, inanın acıdım, içim cız edi ediveğdi... Ege bamyası.

Bir de iki hafta önce yepyeni bir dizi keşfettik, off offff! Modern Family. Marriage with Kids'in Al Bundy'si Ed O'Neil'i de var, efsane dizi Arrested Development tadı da, daha ne istesin deli gönül. (Biz bir de guilty pleasure'ımız Psych'ın tatile girmesiyle çıkan boşluğu Castle'la dolduruyoruz, Nathan Fillion fazla kassa da çoğu zaman seviyoruz oni). Karadeniz hamsisi.

Asıl Scrubs bitti ya! Dile kolay! Bizi gençlikten işte şimdi her ne isek ona taşıyan şeylerden biri bitti. Devamını da beğendik, iyi kaynattılar öncülüne ama onu da bitirdiler (namıssızlar).

Neyse, ne diyorduk, yılın dizisi Life on Mars. O olmasa idi 30 Rock bankoydu.

İlgiye değer özel Kenan Kalav ödülü de Dr. Horrible's Sing Along Blog'una gidiyor (when I hand you the keys to Australia).

Buraya resim ister deli gönül.
Life on Mars


(Bengü, According to Jim de bitmiş)

Lie to Me ile In Treatment'ı atlamışız, fark edince, sonradan müdahale şart oldu.

Lie to Me, belki de konsepti çok güdük olduğundan ötürü (aka el kol hareketlerinizden şıp diye çözerim beng senig), senaristlerinin iyice kasıp, hakikaten çok heyecanlı ve mükafatlandırıcı (anladın sen) gelişmeler sundukları bir dizi, hanımla hastası olduk.

In Treatment da, saygı duyduğumuz fakat pek yaklaşamadığımız (bkz saygı ve dahi uzak durmak) bir dizi oldu. Öyle işte, elbet bir gün.

Gurbette, Star Trek, Voyager'ı izledim epey. Sevdim de bazı bazı (çok). Samantha Who'dan Turock'u, Leverage'dan Jery Ryan'ı, hele de A-Takımı'ndan Dwight Schultz'u görünce çocuklar gibi şenlendim (şenlenmişliğim vardır)ç

Bir de geçenlerde şu siteyi keşfettim, hatta benim aklımda vardı nicedir böyle bir şey kasıp kodmak, sonra dedim ki, benim aklıma geldiyse, başkasının aklına haydi haydi gelmiştir... Güzel kardeşim, gidiyorsun siteye, işaretliyorsun takip ettiğin dizileri, yeni bölümleri çıktıkça RSS feed'den haberin oluyor, bir de takip ediyorsun en son hangi dizinin hangi bölümünde kalmıştın, vesaire ve daha pek çok detayyyy (zagor tenay). http://www.myepisodes.com/

Yorumlar(2)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4200 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4200#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4200Sat, 15 May 2010 02:43:35 GMT
Ben, sen ve tanıdığımız herkes. http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4199 Genel/Hayat-Mematkonuya, ben de sayıklamıştım bir şeyler (linklerle döşemeli - bir saniye benim zaman tarafımda, pardon).

-Kararlıca- Takip ettiğim bloglar blog yazmaya başlamalarından önce de tanıdığım insanlara dair büyük bir çoğunlukla. İstisna olarak bir Dan Tobin, bir de Su vardı ama onlar da günlerhaftalaraylaryıllardır yazmıyorlar, canları sağolsun.

Gene bir klasik olarak konudan uzaklaştık. B., mesela, bir çok blogu takip ediyor, takdir ediyor, ben de ona sürekli deyip duruyorum ki "bir yorum yazsan da bu insanlar senin gibi bir insanın da onları takip ettiğinden haberdar olsalar" çünkü kendi bloguna bir yorum geldiğinde gerçekten çok sevindiğini biliyorum (artık bir klasik haline gelmiş "Converse" ile "Kırlara Doğru" güruhunu saymıyorum bile! 8)

Sözün özü: insan (as in "ben") okunmak için yazmıyor olsa da bu blogu, -özellikle de tanımadığı kimseler tarafından- okunduğunu fark edince mahcup oluyor (niyeyse).

Bildiğiniz / bilmediğiniz üzere geçen (evvelsi) gün, bir yorum aldım, onayladım tabii ama ne kadar istesem de oturup bir cevap yazamadım, ne diyeceğimi bilemedim (ben de oturdum bu girişi yazmaya koyuldum sonunda). Mesela sevgili Seyfettin ile bu blog vasıtasıyla tanıştık, haberleşiyoruz ama sohbetimiz belli bir giriş üzerinde oluyor / oradan yola çıkılıyor vesaire (act casual).

Daha evvel de yazdım birkaç kere, her gün yaşıyorum, oradan biliyorum, bir "ne olur, ne çıkar" (Zeki Müren mode on - "akşam vakti gel gizlice, kim görecek, kim bilecek" - ZM mode off) durumum var. Konuşmalı mı, tanışmalı mı, söylemeli mi? Koşullar uygunsa, belki. Gavurların tabiriyle bir awkwardness mutlaka eşlik edecek. Ama iyi bir şey tabii ki. Mesela ben mahcup oldum ama onun yanında çok da mutlu oldum, mutlu olmak değil de, sevindim demek daha doğru olacak. Yani teşekkür ederim, çok teşekkür ederim Ayşe Hanım, bir adım öteye geçip ses verdiğiniz için, güzel şeyler söylediğiniz için, çok hoşuma gitti ama işte karşılığında pek yazacak bir şey bulamıyorum, ne desem olmuyor. Benzetmeniz de çok inceydi, işte ne diyeyim, akşam vakti sevindirdiniz beni.

Şimdi kıssadan hisse çıkarıp, bir "eyy sevgili okur, okuduğun blogcuya ses et, sevindir" diye bir kapanışta bulunabilirim ama yapmayacağım tabii ki de. Kendi yapamadığım şeyi nasıl öğütleyeyim.

Lafı uzatıp duruyorum. Öyle işte. Söz konusu yorumla ilgili birkaç şey daha söyleyeyim, sonra da gideyim. Yok, rahat olamıyor insan (bir kez daha "ben" anlamında), ben doğrudan gideyim.
garip, çok garip.


durumun benim açımdan -az/çok-şekli:

Once, hola hola.
Yorumlar(3)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4199 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4199#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4199Sat, 15 May 2010 01:53:35 GMT
Yılın Listesi: Müzik http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4193 Kültür/SanatSabun Köpüğü/TV KafaSelma'nın tavsiyesiyle Ting Tings ile sıkı bir giriş yaptık. Dakika bir gol bir derken, sevgili Georgina'dan da bir sürü güzel grup öğrendim, feyz aldım. Bana doğum günü hediyem olarak gönderdiği liste ahanda şekil A'dadır:


            INDIE            Anthony and the Johnsons            Hope there is someone
            INDIE            Band of Horses            the funeral
            INDIE            Band of Horses            Is there a ghost
            INDIE            Band of Horses            No one is gonna love you (like I do)
            INDIE            Bat for Lashes            Horse and I
            INDIE            Beirut            Cherbourg
            INDIE            Blitzen Trapper            Furr
            INDIE            Camera Obscura            French Navy
            INDIE            Cat Power            Maybe Not
            INDIE            Cat Power            Crossbone style
            INDIE            Cat Power            The Greatest
            INDIE            Cat Power            He War
            INDIE            Death Cab for Cutie            I will follow you into the dark
            INDIE            Death Cab for Cutie            I will posses your heart
            INDIE            Doves            Kingdom of Rust
            INDIE            Elbow            forget myself
            INDIE            Frou Frou            Let Go
            INDIE            Great Lake Swimmers            I am part of a large family
            INDIE            Great Lake Swimmers            Your rocky spine
            INDIE            Iron and wine            boy with a coin
            INDIE            Jeny Lewis            Acid Tongue
            INDIE            Joze Gonzalez            Heartbeats (originally by The Knife)
            INDIE            Joze Gonzalez            Crosses
            INDIE            Regina Spektor            Fidelity
            INDIE            Regina Spektor            Samson
            INDIE            Rogue Wave            Chicago x12
            INDIE            Rogue Wave            Lake Michigan
            INDIE            Sun Kil Moon            Ocean Breathes Salty (originally by Modest Mouse)
            INDIE            The Postal Service            DC Sleeps Tonight
            INDIE            The Postal Service            Such Great Heights (Iron and Wine have done a nice cover of this song)
            INDIE            The Shins            New Slang
            INDIE            The Shins            Phantom Limb
            INDIE            Tori Amos            These precious things
            INDIE            Tori Amos            Caught a lite sneeze
            ALTERNATIVE            Arcade Fire            Neighbourhood #3
            ALTERNATIVE            Arcade Fire            Rebellion
            ALTERNATIVE            Architecture in Helsinki            Heart it Races
            ALTERNATIVE            Cage the Elephant            Tiny Little Robots
            ALTERNATIVE            Cage the Elephant            Ain't no rest for the wicked
            ALTERNATIVE            Clap your hands and say yeah!            In this home on ice
            ALTERNATIVE            Clap your hands and say yeah!            the skin of my yellow country teeth
            ALTERNATIVE            Clap your hands and say yeah!            is this love
            ALTERNATIVE            Cold War Kids            Something is not right with me
            ALTERNATIVE            Cold War Kids            Hang me up to dry
            ALTERNATIVE            Dresdon Dolls            Coin Operated boy
            ALTERNATIVE            Dresdon Dolls            Sing
            ALTERNATIVE            Editors            Racing Rats
            ALTERNATIVE            Editors            French Disko (originally by Stereolab)
            ALTERNATIVE            Editors            Bullets
            ALTERNATIVE            Gossip            Standing in the way of Control
            ALTERNATIVE            Gossip            Your mangled heart
            ALTERNATIVE            Great Northern            Houses
            ALTERNATIVE            Interpol            Obsticle No 1
            ALTERNATIVE            Interpol            Specialist
            ALTERNATIVE            Klaxons            Isle of Her
            ALTERNATIVE            Lady Dottie and the Diamonds            I ain't mad at ya
            ALTERNATIVE            Ladytron            Destroy Everything you touch
            ALTERNATIVE            Le Tigre            Deceptathon
            ALTERNATIVE            Le Tigre            TKO
            ALTERNATIVE            Mew            Special
            ALTERNATIVE            Modest Mouse            Float On
            ALTERNATIVE            Modest Mouse            Ocean Breathes Salty
            ALTERNATIVE            Puressence            I suppose
            ALTERNATIVE            Puressence            India
            ALTERNATIVE            Rilo Kiley            Silver Linning
            ALTERNATIVE            Ryan Adams and the Cardigens            Magick
            ALTERNATIVE            Shiny Toy Guns            Richochet
            ALTERNATIVE            Shiny Toy Guns            Le Disco
            ALTERNATIVE            Silversun Pickups            Well thought out twinkles
            ALTERNATIVE            Silversun Pickups            Kissing Families
            ALTERNATIVE            Silversun Pickups            Panic Switch
            ALTERNATIVE            Sky Parade            High on Desire
            ALTERNATIVE            Sleater-Kinney            All hands on the bad one
            ALTERNATIVE            Sleater-Kinney            Entertain
            ALTERNATIVE            Sounds            No one Sleeps
            ALTERNATIVE            Spoon            Way we get by
            ALTERNATIVE            Tegan and Sara            Speak Slow
            ALTERNATIVE            Tegan and Sara            You wouldn't like me
            ALTERNATIVE            The Delays            Nearer than Heaven
            ALTERNATIVE            The Delays            Valentine
            ALTERNATIVE            The Duke Spirit            The Step and the Walk
            ALTERNATIVE            The GO! Team            Doing it right
            ALTERNATIVE            The Mars Volta            Since we've been wrong
            ALTERNATIVE            The Mars Volta            The Widow
            ALTERNATIVE            The New Pornographers            Myriad Harbour
            ALTERNATIVE            The New Pornographers            Mutiny, I promise you
            ALTERNATIVE            The New Pornographers            Sing Me Spanish Techno
            ALTERNATIVE            The New Pornographers            Use it
            ALTERNATIVE            The Rapture            Get myself into it
            ALTERNATIVE            The Rapture            Olio
            ALTERNATIVE            TV on the Radio            Dancing Choose
            ALTERNATIVE            TV on the Radio            New Health Rock
            ALTERNATIVE            TV on the Radio            Wolf Like Me
            ALTERNATIVE            We are Scientists            After Hours
            ALTERNATIVE            We are Scientists            Nobody Move
            ALTERNATIVE            We are Scientists            The Great Escape
            AAM            Disturbed            Down with the Sickness
            AAM            Disturbed            Prayer
            AAM            Disturbed            Remember
            AAM            Drowning Pool            37 Stiches
            AAM            Drowning Pool            Tear Away
            AAM            Korn            Get the Life
            AAM            Korn            Freak on a Leash (ft Amy Lee)
            AAM            Mudvayne            Death Blooms
            AAM            Mudvayne            World So Cold
            AAM            Mushroomhead            Sun doesn’t rise
            AAM            Scars on Broadway            They Say
            AAM            Static-X            Destroyer
            AAM            System of a Down            Chop Suey
            AAM            System of a Down            Lonely Day
            Amer Rock            12 stones            lie to me
            Amer Rock            Breaking Benjamin            Breath
            Amer Rock            Breaking Benjamin            Until the end
            Amer Rock            Dave Mathews Band            Crash into me
            Amer Rock            Dave Mathews Band            When the world ends (Paul Oakfield Remix)
            Amer Rock            Evans Blue            Beg
            Amer Rock            Evans Blue            Shine your Cadillac
            Amer Rock            Evans Blue            Cold
            Amer Rock            Fuel            Falls on Me
            Amer Rock            Rise Against            Re-education
            Amer Rock            Shinedown            What a Shame
            Amer Rock            Shinedown            Save Me
            Amer Rock            Slipknot            Snuff
            Amer Rock            Staind            Epiphany
            Amer Rock            Staind            It's been a while
            Amer Rock            Staind            Outside
            Hard Rock            Godsmack            Awake
            Hard Rock            Godsmack            Running Blind
            Hard Rock            Nightwish            Ghost love score
            Hard Rock            Rage Against the Machine            Sleep now in the fire
            Hard Rock            Rage Against the Machine            Killing in the Name Of…
            Hard Rock            Rishloo            Pandora
            Hard Rock            Tool            Schism
            Hard Rock            Tool            Parabol
            Hard Rock            Tool            Everything from Tool is fantastic….


            Other Bands (Honourable Mentions):
            TOOL            
A Perfect Circle
Bjork
Nick Cave and the Bad Seeds
NIN
Pearl Jam
PJ Harvey
Radiohead
REM
Portishead
Massive Attack
90's Brit pop
90's Grunge
80's pop (yeah!)
Crowded House
etc….


"Honorable Mentions"daki arkadaşlarla haşır neşiriz zati yıllardır, o kadar da anjinsan değiliz yani fekat, ana liste beni bayağı bir süre memnun oldum, yeni yeni arkadaşlar edindim. Oradan dinledim ilk defa Camera Obscura'yı, vuruldum da vuruldum. Misal daha dün baştan seyretmeye başladığımız Scrubs'ın 113'ünün sonunda meğer The Shins - New Slang çalıyormuş, nereden bilirdim, bir kez gör dediler, görmez olaydım, nereden bilirdim. (yoğun istek üzerine devamını da yazayım: sevda bir kelepçe, vuruldu ellerime boş yere ağlamışım, nereden bilirdim...) Bakın bakın, the new pornographers da var tabii ben küçüğüm o zamanlar onu da bilmeyorum.

Ve sonra bir gün DANNNNNN dabanca geldi kafama: Neko Case nokta.
Duralım burada, birinciliği çoooooooook açık arayla Neko Case aldı göynümü.

Daha fazla yazmadan bitirsem nasıl olur - pek iyi olmasa da şüphesiz, başka türlü bu mesajı göreceğiniz yok: garibim kaç gündür böyle statik sayfalarda bekliyor ki statik sayfalar da ne dediğinizi duyar gibiyim (ki yalan).

Bir de iki-üç senedir süregiden 80ler ateşim hala sönmedi, aynı hararette devam ediyor, alın mesela size bir ingiliz, iki de avusturalyalı (Georgina'ya ithafen):
Nik Kershaw - The Riddle
Midnight Oil - Beds are burning
DAAS - Throw Your Arms Around Me (Tabii ki bir başka Avustralyalı grubun, Hunters & Collectors'ın şarkısının cover'ı. Eğer biraz vaktiniz varsa, bir bakınız Allasen şu Doug Anthony All Stars kimmiş, nasıl yani ney?!?miş... yaa... ben de bu sene öğrendim neymişler, öğrenmenin yaşı yok)
veeee yılın musiki anektodu:
Gürerlerde oturuyoruz (biz bir gün İstanbul'daykene), Eki de orada, oturuyoruz, hoş-beş müzikalite filan falan. Burada bir mola verip, sevgili eşimle uçlarda uyuşmayan müzik zevkimizden bahsetmeliyim: ben mesela NINchneylz severim, o ona müzik değil gürültü der, ben X-legged Sally severim, o onlara "sirk müziği" der, ben eğer çalmaya başlarsam başka odaya gider (ama garip bir şekilde Ramones & Blondie sever mesela, ikinciye bayılır hatta). Dönelim sadete: Bengü Neko Case'i de sever, Le Tigre'i de işte o gün oturuyoruz Damlanur und Gürer-sanlarda, konu benim lölö müzik zevkime geldi. Önce Eki yakındı, o tavsiyelediği Neko Case midir nedir ne tukaka (kaka'nın İspanyolcası da kaka bu arada) bir şeydir o deyu, sonra da Gürer ona katıldı, yaa, değil mi efendim, hele o LeTiger ne berrrrrrbatttt bir şeydi, işte bu da Nergis Hanım'ın kulaklarına küpe, bana anekdot oldu (benden dinleyince daha iyi oluyor, böyle yazınca olmadı 8P ).

Bu sene Bat for Lashes'ı da dinledim sık sık, ilk albümü olan "Fur and Gold"u - "Horse and I"ı ilgilenenlere tavsiye ederim tadımlık olarak. Sonrasında kızcağız iyice çiziyor benim için fazla bir ekzantrik bir kişilik oluyor ama ilk albüm iyi dediğim gibi (güven bana, ben ne yaptığımı biliyorum / Sledge Hammer oyyy oyyyy).

Dinlemeye iki-üç hafta önce başladıysam da, ne gam ne keder, bir de Florence and the Machine var, Lungs albümü, beni çarpışı açısından Neko Case vakasıyla kıyaslanabilir. Ve tahmin edebileceğiniz üzere (çok da umrunuzdaydı sanki ama yine de) bu da Georgina'nın vesilesiyle öğrendiğim bir şahanelik oldu.

Bu kadar soft gittikten sonra bu köşeyi canı gönülden okuduklarını bildiğim sadık trash tayfama da bir güzellik yapayım: Warbringer - Waking into nightmares. 2000li yıllarda da trash yapılabileceğinin en güzel ispatı. Tavsiye lol lol.

Kendimce efsanevi 80ler listemi de bir ara buralara bir yere koyayım, sevaba gireyim.. hatta bir dakika... buyrunuz. (yeri gelmişken, sevgili Dee, seni de, yanındaki patronu da çok seviyorum ben ya(w), iyi ki varsınız - işte arayıp sormasam da, bla bla, dünya bir yana siz bir yana). Evek, ben de biliyorum 90lar da var, 70ler de, Allah bilir 2000ler bile vardır (yok artık daha neler) ha ben yaptım oldu, müdür burada, ona konuş ve dahi istatistikçilere sor söylesin işte böyle splatter falan filan, estandard deviasyon (ispanyolca'da 'sı' diye bir ses olmadığı için, ancak başına 'e' ekleyerek söyleyebiliyorlar: "estrella (star)", "esponje bob (sponge bob)", "espiderrrman (spiderman)", "escarlet johansson (oha ama gerçek)").

blog bit artık ya da "arakçı ayıp sana!" (oh meyyynnn...).
Yorumlar(0)]]>
http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4193 http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index.php?msg=4193#commentssururi http://www.emresururi.com/blogs/sururi/index-feed.php?msg=4193Wed, 05 May 2010 21:30:57 GMT