güzel insanlar..

hemen ardından “bana sonunda bunu da yaptırdınız!” demek geldi (Oğuz Atay, w/ “canım” replaced with “güzel”) ama “konumuz o değil”. bir süredir bu yazıyı yazmak aklımda, kısmet bugüneymiş.

insan 30 yaşına gelince, malum, belirli bir çevresi, düzenli ya da düzensiz görüştüğü arkadaşları oluyor ve bunlara yenilerini eklemek nedense daha bir zor oluyor. etraftaki arkadaşların hepsinin de sağolsunlar, güzel insanlar olması, onların dışında da güzel insanların mevcudiyetini kanıksamıyor. işte bu noktada, çok ilginç bir olgu ile -en azından ben- karşılaşıyorum.

çeşitli vesilelerle aynı ortamlarda bulunduğunuz, başka insanlarla ilişki kurarken gördüğünüz, belki ismini bildiğiniz (ki bunu da, tanımadığınız bir başka kişi, tanımadığınız bu kişiye seslenirken duymuştunuz zaten) kişinin, aslında gerçekten de “güzel bir insan” olduğunu düşünüyorsunuz. eskiden olsa, belki tanışmanın yollarını arardınız: ortak müzik, ortak kitap, “hava ne güzel bugün!”.. ama sanırım, yaşla ilgili bir şey olarak, böyle söylemek ne derece doğru bilemem ama “doymuşlukla” ilgili bir şey olarak, bir girişimde bulunmuyorsunuz, ilgili kişinin güzel bir insan olduğunu bilmenin verdiği huzur/mutlulukla yetiniyorsunuz. hatta bir kolleksiyoncu mantığıyla, bir oyun olarak, onunla ilgili rasgele edindiğiniz bilgileri bir yerlere kaydetmeye başlıyorsunuz (bu noktada bir açıklama gerekiyor sanırım: bir yerlere kaydetmek‘le kast ettiğim nen, somuttan ziyade, sanal bir kayıt). neyse, konuyu daha fazla dağıtmadan michel butor (dönüşüm) modumuza geri dönelim:

sonra, bir gün, güzel insan olarak mimlediğiniz bu kişileri aynı gruptaki başka güzel insanlar(ınızla) iletişim kurarken görüyorsunuz. aslında bu çok normal bir şey çünkü dünya küçük, -diyelim ki- okul küçük, nasıl sizin etrafınızdaki, tanıdığınız güzel insanların ortak noktaları varsa ve bu sayede vaktiyle çeşitli arkadaşlıklar kurulabilmişse, onların da vaktiyle aynı nedenlerden ötürü arkadaşlık kurmuş olmaları çok yüksek bir ihtimal. ve yollar kesişiyor. burada mekan faktörü devreye giriyor: eğer o güzel insan’la -farzedelim ki- aynı bölümde olsa idim, çok büyük bir ihtimalle, ben de arkadaş olacaktım. halbuki, şimdi sadece -mesela- akşamları aynı servisteyiz, ya da sadece bilgisayarlarla ilgili bir toplantı vesaire olduğunda bir araya geliyoruz. yani iki taraftan biri özel bir çaba sarf etmedikçe, düzenli olarak görüşme imkanı yok.

bilemiyorum, bu bana garip ve bir o kadar da şaşırtıcı, büyüleyici geliyor. zaman ve mekanın böylesi bir tahakkümü!

güzel insanlara en anlaşılabilir örnek olarak, çok sevdiğiniz bir dostunuzun çok sevdiği bir dostu verilebilir. bir akşam dışarıda buluşmuşsunuzdur ve o da “o” arkadaşını da getirmiştir çünkü ne zamandır onunla buluşamamıştır ve onun da tam o akşam buluşacağınız yerin yakınlarında bir işi vardır zaten.. bu durumda devreye tanıştırma ve “merhaba faslı” girebilir mesela:

– merhaba, bu arkadaşım X, bu da Y.
– merhaba
– merhaba

ne kadar umut verici bir kelimedir “merhaba” aslında. ama iki taraf da bilir ki, bir daha görüşmeleri çooook düşük bir ihtimaldir. iki taraf da hafıza defterlerini açar, “güzel bir insan” diye not alırlar karşılarındakinin en fazla bir hafta sonra unutacakları simalarının yanına..

uykum varrrrzzzz..

okuldayım, uykum var. dün biraz -ama sadece biraz- geç yattım, herhalde ondandır. akşam blogger’ın kodunu düzelttim, javascript’lerde ie ve netscape arasında uyumsuzluklar oluyordu, zaten bu mesajı da olay hallolmuş diye kontrol amacıyla firefox’dan yazıyorum.. bakalım. kalın. italik.

dikkat
link olmuş gibi. bir de resim ekleyelim sona:

15 Eylül 2005 Tömbeki Zirvesi
çete : sururi – murat – cesim – turan – serkan

cumoooo!

dönüşümümü tamamlayıp, tam bir memur mu oluyorum bilmem ama bugün günlerden cumo!!!

utku dün arabistan’dan geldi, bir sürü korkunç, iç sıkıcı şey anlattı oralarla ilgili, allah sabır versin.. 5 ekim’de tekrar dönecek.. çok özlemişim ya kayınbiraderi..

bu aralar hala çark algoritmasının makalesi ile uğraşıyorum, bir yerlerde tıkandım gibi ama halledilmeyecek şey yok.. merhaba, ben polyanna’nın ruh ikizi emrenne poffff!

dark tower..

geçen gün “drawing of the three“yi de bitirdim, “wastelands“e başladım azar azar.. hala bildiğim topraklardayım ama ne kadar az şey hatırladığımı gördükçe şaşırıyorum.. roland’ın jack mort’la yaşadıklarını tamamıyla unutmuşum. gerçi, 10 sene tabii ki bir şeyler siler ama gene de.. 3. kitapta mir’i (shardik) başta hiç hatırlamıyordum, ne zaman ki susannah başındaki çanak anteni vurdu, o zaman heyecanla hatırladım. Leaning Tower‘daki çatışma tabii ki iyiydi ama yıllar sonra bile heyecanlandığım çatışma halen Tull‘daki çatışma..

Dark Tower/Tull

Hüseyin Geldi!

Bugün yemekte Şakir Hoca, Deniz ve Barış’la Hüseyin’in kulaklarını çınlatmıştık ki, yemekten sonra Hüseyin geldi! Yanında bir de Koreli arkadaşını (Mr. Dongkwan Shin) getirmiş, ben de vatandaşlık görevimi yapıp, arkadaşı pipo ile tanıştırdım, nargile içmesini de salık verdim 8)

Hüseyin’le Mr. Shin, Muğla’daki Fizik Kongresi’ne katılacaklar. Hüseyin oradan yine buraya dönecek, burada bir hafta kaldıktan sonra da gene Kore’ye gidecek. Eşi Yasemin ise, ODTÜ’ye dönmüş.

Hüseyin ve Dongkwan Shin

Mr. Shin ve Mr. Pipo!

evde 2 başına..

bengüm haftasonundan beri rahatsız, izinli, ben de bugün izin aldım, evdeyiz. o uyuyor, ben de hala siteye neresinden birkaç kod daha eklerim, onun hesabını yapıyorum, çoktan şişmiş harddisk’i boşaltmaya çalışıyorum.. dvd’ye yazmış olduğum fotoğrafları hd’den silip bir 5-6 GB kazandım az evvel. kontrol için fotoğraflara göz gezdirirken de bunu buldum:

parış, ben, yasemin, efe, yasemin - 24.06.2005

yasemin new york’a, efeler de chicago’ya gittiler. ilginç olan şudur ki, her birimiz amerika harici yerler isteyip, dönüp dolaşıp amerika’ya gidiyoruz (murathan mungan, avara – ama çok zorlarsam..). bakalım ben japonya’ya gidebilecek miyim.. dün bize eda geldi, onun belçika resimlerine baktık, belçika da güzel yer.. bengü ile başta hollanda veya belçika diyorduk ama sonradan japonya sevgimiz karar verici etken oldu.. bakalım, hayırlısı. aşağıdaki resim, eda’nın belçika’daki çiçek fuarı sırasında çektiği bir resim..

belçika çiçek fuarı

Yıllar öncesinden

Şaka maka 5 yıl olmuş..

timebomb için poster

bir de şu var:

Sütlü Kahve!

o zamanlar, fch’da yaptığım staj sırasındaki photoshop çalışmalarından. epey beğenmiştim, hatta yanlış hatırlamıyorsam, eki sonradan yaptığı bir sitede kullanmıştı.

şimdi bu mesajı yazınca, canım chumbawamba çekti, gittim içeriden aldım cd’lerini.. şimdi çalmakta olan: “The Diggers Song“, “English Rebel Songs“dan. playliste karışık – bir sonraki şarkı timebomb. lise sondaydım, sene 1994, Apolitik dergisi vardı, orada tanıtmışlardı Chumbawamba’yı. Dinlemek bir sene sonrasına nasip oldu. emir amcadan “Anarchy” albümünü almıştım. ahh ahh, ne günlerdi. timebomb da çalmaya başladı; nedense bu şarkı bana hep doris lessing’in “terörist” romanını hatırlatır (nedense! 8) terörist de ne kötü bir kitaptı öyle. doris lessing’in 3 dönemi var: ilkinde afrika anıları, ikincisinde ingiltere, üçüncüsünde ise bilim kurgu. ne ilk dönemi, ne de bilim kurgularını sevebilmiştim ama ikinci döneminde de böyle çatlak kitaplar çıkabiliyor.. mesela “5. çocuk” off! yarıda bıraktığıma memnun olduğum ender kitaplardandır..