DAG

Ana Sayfa || giriş

Türkiye'den (1)
12 Ağustos 2013 Pazartesi, 19:35

Annemin Bursa’da tanıştığı, ve hala bağlantısını sürdürdüğü pek kimse kalmadı. Hatta Aysun hanım ve eşi hala konuştuğu tek aile diyebiliriz.

Annemle Aysun hanım Bursa SSK hastanesinde beraber çalışmışlar. İkisi de hamileliklerinin son gününe kadar çalışmak zorunda bırakılmış (hatta zorla nöbet bile tutturulmuşlar). Tabi durum bu olunca hamileliğin göbeklerin masaya sığdırılması gibi “normal” lojistik sorunlarından, kişiye özel, ve haliyle önceden tahmin edilemez “sıradışı” problemlerine kadar birçok duruma pratik çözümler üretmek zorunda kalmışlar. Röntgen analiz dolabının çekmecesinde tutulan bir acil durum ayvası, muayne masasının altında sotelenmiş ayak soğutma suyu bunun iki örneği mesela. Ben de bu sayede bir kaç komik hikaye dinlemiş oldum.

Birkaç ay önce Volga nehrini gezerken Aysun hanımı sivrisinek benzeri bir böcek sokmuş. Neredeyse mor bir iz yayılmaya başlamış ve 15 dakikaya kalmadan kolunu kullanamaz hale gelmiş. Nörotoksine ilk müdaheleyi yerel hastanede yapmışlar, ama yetersiz kalmış ve durum kötüye gitmeye başlamış. Koldaki iz dalga dalga beyine yaklaşmaya başlayınca ambulans uçakla Ankara numune toksikoloji bölümüne getirilmiş. Orada yapılan tedaviye kısmı cevap alınmış. Ancak arada geçen sürede zehir göze kadar ulaşmış. Şimdi sağ gözü buğulu görüyor. %75 iyileşme şansın var demişler. Konuştuğumuzda %25 konusunda oldukça endişeliydi. Umarım yersiz bir endişedir.

Elimde yerel bir gazete var. Oturdukları Yeşilyurtlular sitesi Bodrum’un en ünlü tatil mekanları arasında 3. sırada yer almış. Yazıda bunda Ayşe Arman’ın vaktinde köşesinde yaptığı lansmanın büyük etkisi olduğu söyleniyor. Güzel bir yer. Hoş tasarımlı, birbirini rahatsız etmeyen, ferah ve kullanışlı evler. Bahçeler ve yollar özenle bakılmış, bir otel titizliğinde çalıştırılan sosyal alanları var. Sahil ve deniz güzel, ama ben bakir ve derin denizi severim. Beni pek tatmin etmedi.

Akşam bizi yemeğe davet ettiler. Kırçiçeği pide’ye gideceğiz. Atatürk bulvarının başında yeni bir mekan açmışlar.

Annem onların arabasında, ben arkadan onları takip ediyorum.

Henüz daha Türkiye’de araba kullanma kurallarına alışmış değilim. Kurallara uymak gibi büyük hatalar yapıyorum.

İtalyanlardan mı etkilendiler, orası her zaman öyle miydi, bilmiyorum. Daha önce bu kadar yoğun scooter trafiğini Türkiye’de görmemiştim.

Önümüzde trafiğe göre biraz yavaş olmakla beraber tam hız sınırında giden, arabalar virajda sıkıştırmasın diye yolun ortasını kullanan bir motorsiklet var. Onların arabası solladı, ben sollama yasağına uymaya karar verdim.

Arkamda gri renkli istanbul plakalı bir Audi A7 var. Durmadan korna çalıyor.

Sollama yasağı bitti, motorsikleti sollamaya başladım.

Audi’de beni sollamaya başladı. Karşısına bir araba geldi, ve geri döndü.

Aynı Audi, şimdi sağımda. Yayalar ve bisikler için ayrılmış yoldan gidiyor.

Audi bana doğru hareketler yaparak beni karşı şeride ittirmeye çalışıyor. Karşı şerit dolu.

Karşı şeride gitmeyeceğim.

Ortaköydeyiz.

Audi bana sağdan çarptı. İttiriyor.

Direksiyonu kırmadım, benim arabamı yoldan çıkarmaya yetecek momentumu yok. Yoluma devam ediyorum.

Audi sağımdan ayrıldı el freniyle dönerek önümü kesti. yolum her yönden kapalı. Durmak zorundayım.

Arabadan genç bir çocuk indi. Yanında da kendi gibi genç, ama koruma halli bir çocuk daha var.

Kapımı açtı (kilit çarpmayla açılmış herhalde), beni görünce bir durakladı ama yanına gelen arkadaşından da aldığı
cesaretle bana bağırıyorlar. Sakinliğimi korumaya ve polis çağırmaya çalışıyorum. Durum pek iyi değil.

Arkadan motorsikletli kız geldi ve çocuklara bağırmaya başladı. Benim kapımı kapatmaya çalışıyor.

Arkamdaki bir araba daha sözlü kavgaya katıldı, çocuklara bağırıyorlar. Esnaf çocukları arabalarına doğru sıkıştırmaya başladı.

Takip ettiğim arabadan annemin arkadaşı da indi. Bu durumda arabada kalmam imkansız. Ben de indim.
Polis yolumu kesti.

İki polis daha. Arabayı çektik.

Polis durumu dinledi. Motorsikletli bayan “Eşkiya bu çocuklar, beye saldırdılar ben şahidim!” diye bağırıyor. Arkadaki arabanın sahibi ise fiziksel şiddetin peşinde. Esnafı polis tutuyor.

Polis Jandarma çağıralım bu trafik kazası değil demeye başlayınca çocuklar benden özür dilemeye başladı. İyi dedim, bu olayın daha fazla büyümesine gerek yok. Doğru bir karar verdim mi bilmiyorum, ama kimsenin tutuklanmasını istemiyorum.

Unutmuşum. Böyle zamanlarda ellerim falan titrer. Yeni farkediyorum.

Onlar yoluna, biz yolumuza. Kırçiçeğinde adrenalin sonrası muhabbetim hiç çekilmemiştir herhalde.

Bu hikayeden ne tür dersler çıkardım. Bilmiyorum. Ne bileyim, pratik açıdan bakarsam Reno iyidir diyebilirim mesela. Bir de Türkiye’de yaşayacaksam biraz daha “taş fırın erkeği” özelliklerine ağırlık vermek gerekecek, yani sırf trafik böyle değil ki, her yer böyle adamlarla dolu. Romantik açıdan bakarsam, mesela esnaf mahallelerin aynasıdır diyeyim. Bir de tanımadığınız insanlar bir tür “adelet duygusu” içerisinde kendilerini sizin için riske atabiliyormuş (insanlık ölmemiş).

Öyle işte. Şimdi ise deniz kum güneş ve makale.

*İsimler değiştirilmiştir. 

[gezi] | Gönderen: obm |  Yorumlar (0)

Takvim

Tem

Ağustos2013

Eyl

P

S

Ç

P

C

C

P

29

30

31

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

1

Bağlantılar

Hack-a-day
BBC Türkçe
Cosmic Varience
Cognitive Daily
Make Blog
AniDB
Powell's Books
Sağdan Soldan topladığım vecizeler
Kütüphane kazısı
Dizi kurbağa arama
Genel kurbağa arama
The Burgomeister's Books
Gutenberg Project
Film listesi
Yemek Şarap vb.
Kitap Listesi

Resim Galerisi

Arama

Arşiv


powered by / kullanılan ana yazılım
GUBEN blogger by emre sururi

hosted by / barındırma
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
RSS Beslemesi
Yorumlar - RSS

Tüm Kategoriler
çizgi
Fizik
Şundan Bundan
Fotoğraf, şu, bu...
Düşünce/Yorum
gezi
komik
Aşk meşeleleri
Edebiyat
Müzik
Tamamen gerçek insanlarla alakasız hikayeler.
Film
sadece Almanya'da