DAG

Ana Sayfa || giriş

Detaylar birleşince ince midir?
26 Aralık 2014 Cuma, 11:11

 2014 Noeli. Almanya. Alpan Başak ben ve Taşkın. Benim keyfim çok kaçık, Başak dertlerinden müzdarip, Taşkın körkütük aşık, Alpan bir şekilde herkesi idare etmeye çalışıyor.  

Taşkın istasyonda açık bir çiçekçi bulmuş. 15 dakikadır arayıp arayıp beni çiçek almaya çağırıyor. Zaten Alpan'lar da istasyona gelecek. Giyinip çıkıyorum. 

Erlangen'de insanlar Nürnberg'in aksine neşeli ve nazik. Çiçek satan hanımla Alpan Almanca bir muhabbete dalıyorlar. Ben de biraz ucundan anlamaya çalışıyorum (Alpan'ın söylediğine göre burada çok ağır bir şive ile konuşuluyormuş, önceden kaydedilmiş tren anonsları dahil. Neden Berlin'de Almanca'yı daha iyi anladığımı bu açıklıyor)

Durumu anlatıyoruz. "Bu arkadaş bir kıza aşık, ona çiçek alacak"

Yeterli değil,

Aşık ama ne zamandır, çiçek alırken niyeti ne,

daha çok yeni durum,  belli değil,

bu büyük bir kümeyi eliyor,

mazaret nedir? Düşünüyoruz, birkaç ay önce yeni eve taşınmış,  

orkide o zaman,

oturduğu yer, ortalama yaşı, dini inanışları vb, uzun bir muhabbetten sonra, beyaz çehreli, içe doğru pembeleşen, tomurcuklu bir orkide, kızın penceresinden gözükecek en muhtemel manzaraya uygun ve çiçeğin rengini ortaya çıkaracak bir renkte saksısı, kıza olan aşkını temsil eden sapı ayıklanmış tek bir kırmızı gül (tek olunca daha evlenme konusunda emin değilim demekmiş, sapının ayıklanması ise beni incitmedin anlamında imiş), Altın rengine boyanmış bir ökse otu dalı (Altın rengi burada ortodoksların yeni yılda şans getirdiğine inandıkları bir renk imiş) Ökse otu da sevgi idi galiba. Bilmiyorum

Çiçeği nasıl taşıyacaksın diye sordu, Trende dedik. Ona göre paketlendi. Uzun uzun paketin nasıl açılacağını ve kıza nasıl takdim edeceğini anlattı. Şimdi mevsimi değil ama diye girip Bamberg'li kızların genelde hoşlandığı çiçeklerden ve anlamlarından bahsetti, sonra da bizi uğurladı. 

Birkaç detay daha vardı. Hepsi aklımda kalmamış. 

Dediğim gibi, canım sıkkındı. 

[Düşünce/Yorum] [gezi] | Gönderen: obm |  Yorumlar (0)

Münih
9 Haziran 2014 Pazartesi, 16:15

Munich-070614

http://www.klangfest-muenchen.de/


"You needn’t bother going anywhere else. I can tell you: you can’t beat Munich, everything else in Germany is a waste of time." -- E. Hemingway

[Fotoğraf, şu, bu...] [gezi] | Gönderen: obm |  Yorumlar (0)

Margherita'yı hatırlamak (Isabel Ingram)
9 Haziran 2014 Pazartesi, 16:10


[Düşünce/Yorum] [gezi] [Edebiyat] | Gönderen: obm |  Yorumlar (0)

Şubat'ı bitirmek kısım 1
3 Mart 2014 Pazartesi, 12:16


Don't ever tell anybody anything. If you do, you start missing everybody

-Sallinger
Güzeldi ama yorucuydu.

Artık aklımdaki kadar genç değilim. Dün akşam bu yazıyı yazmaya başladığımda uyuya kalmışım. Bugün de sabahtan beri kendimi işime verme çabalarım boşa çıktı, buna devam etmeye karar verdim.  

Perşembe akşamı grup toplantısından sonra saat yedi gibi yola çıktım. Konuşmadan sıkılmıştım, yola çıkmak iyi geldi. Fransız-İtalyan karışımı bir şiveyle konuştuğu İngilizce'nin yarısını anlamadım. Anladığım kısımlarda pek ilgimi çekmedi. Deneyle ilgili sıkıcı detaylar.  Bir iki saat içinde aklımda Mysty ben ve yol dışında aklımda başka hiç birşey yoktu.    

Arabamın adını Liliana koymuştu. Arabanın kendisini ise hiç göremedi.  

Yolculuğumun ilk etabı beni Louvain-la-neuve'e götürecek. Orada Jean-Christophe, Zeila ve Matthieu ile buluşacağım. Beraber yaptığımız bir çalışmayı sonlandırmaya çalışacağız. 

Almanya'da mola verilen yerlerde yol için sesli kitap satılıyor. Bundan ilhamla sabah birkaç ingilizce sesli kitap satın aldım. Dikkatimi çok dağıtmayacak, takip etmesi kolay birşeyler aradım. Hiç okuma fırsatı bulamadığım Isaac Asimov'un "Foundation" serisine (dramatize) ve çeşitli tiyatro sanatçılarının okuduğu bir kısa hikaye kolleksiyonuna karar verdim.

Üç saat kadar sonraydı. İlk önce hafif hafif başlayan yağmura artık sileceklerimin hızı yetişmiyor. Otobanda hız sınırı 100'e kadar düştü. Görüş çok az. Sık sık ani frenler gerekiyor.  

 Bir iki saat daha böyle devam ettim. Yorgunum. Artık yarım saatte bir durmam gerekiyor. Dikkatimi toplamak için her arada kahve içiyorum. Foundation serisini BBC radyo için hazırlamış. Eski, elden geçirilmemiş bir kayıt. Belki 30-40 yıllık bir teknoloji ile kaydedilmiş.  Ses kalitesi kötü. İnsanların ne dediğini anlamak için seviyelerle oynamam gerekti. Yine de sesi sonuna kadar açmam gerekiyor. Konuşmaların arasına dünyanın en sinir bozucu ses efektleri eklenmiş. Üstelik bu efektlerin sesleri konuşmalara göre kat kat fazla. Sanıyorum yolda beni kahveden çok bu ayakta tuttu. 

Saat gece yarısını geçti. Köln yakınlarındayım. Yağmur kesildi ama artık ben pes ettim. Çok yorgunum. Bu gece Liege'e varamayacağım.Şehirin içinde daha önceden bildiğim güzel bir Gasthaus vardı.

Unutmuşum. Köln Almanya'nın Katolik kısmının merkezi sayılır. Benim bulunduğum protestan kısmın aksine burada karnaval çok şenlikli geçiyor. Mysty ile korsanların, danseden zombilerin, şarkı söyleyen ortaçağ insanlarının arasından geçip Gasthaus'ta kendime bir oda tuttum. Biraz daha az yorgun olsaydım aralarına katılırdım, ama şimdi pencereleri ve kepenkleri sıkıca kapattım. Bir duş aldım ve uyudum.

Sabah kahvaltı yaparken telefonuma bakmak aklıma geldi  

Zeila mesaj atmış. Planlarda bir değişiklik var. Beni Liege'den alabilirmisin diyor. Tamam dedim. Saat 10:30 gibi beni bekle. 

Liege şu sıralar kuzey avrupanın o kısa acı baharını yaşıyor. Hava güneşli. Mart ayının ortalarına doğru "yaz" olacak, ve Nisan'ın sonlarına doğru yine griliğe ve kışa geri dönecekler. İlk gittiğimde Ağustos ayında hava sıcaklığı 10C civarındaydı. Benim ise yanımda ince yazlık giysilerim dışında hiç birşeyim yoktu. Daha sonra ise öğrendim.

[gezi] | Gönderen: obm |  Yorumlar (0)

Bu haftasonu yine yoldaydım
24 Şubat 2014 Pazartesi, 19:12

Trafik en sonunda akmaya başladığında Frankfurt civarlarındaydım. Hava kararmaya başlamıştı. Arkamda hızla yaklaşan farları gördüm.

Bilmeyenler için belirteyim: Almanya'da otobanlarda hız sınırı yok. Her yer değil tabi, ama onlar daha çok istisnai durumlar. Eğer otobanda hız sınırı gerektirecek durumlarda yolun tepesinde belirtiliyor.  

Bir de fiziksel sınırlamalar var. Çoğu lastik 240 km/s üzerine dayanamıyor. O yüzden çoğu standart lastik kullanan araba 240 km/s'nin üzerine çıkmaması için elektronik kilitli olarak geliyor. Servise gidip "Sorumluluk benimdir" yazısı imzalarsanız bu sınırlamayı kaldırabiliyorsunuz. İşlem ücretsiz. 

Işıkları ilk önce o Audilerden biri zannettim. 200 belki 300 kilometre ile gidiyorlar. Çok da agresifler. Belki agresif insanların yeğlediği bir markadır. Belki de Audi'nin koltuğuna oturmak insanı agresif yapıyordur, bilmiyorum.

Benim gibi yalnız yolculuk etseler belki biraz anlayacağım. Belki A'dan B'ye giderken B'de belki güzel bir kız bekliyordur, belki o güzel kız çapkındır, çok da yalnız bırakmaya gelmez vb. 

Yalnız da değiller ki. Yanlarındaki insan bu kadar mı sıkıcı acaba? Halbuki mesela sohbet etseler. Vardır mutlaka konuşmaya fırsat bulamadıkları bir sürü şey. Hatta sevgililiyseler biraz kur yapsalar. Yolun tadını çıkarsalar. Onun yerine kendilelirini bir aceleciliğe teslim etmişler. Çabuk olsun. Yolculuk bittiğinde ellerine sadece yorgunluk geçecek. Yavaşlık ve tadını çıkarmak gibi şeylere ne oldu? Demode? Yavaşlık bir tür özgürlüktür halbuki (bence).   

Neyse, kaçtım kenara refleks olarak. Sonra farkettim ki bu başka birşey. Çok daha hızlı.

Uçakmış. Air Canada'nın 747'lerinden. 


Frankfurt civarında otoban havalimanı pistlerinin altından geçiyor. Uçak bir süre paralel beni takip etti ve indi. Birkaç dakika sonra uçak park alanına giderken altından geçtim.

Arabanın içindeyken uçağın büyüklüğünü takdir ettim. Çok büyük.

Akşam 6 gibi Liege'e vardım. Begüm sağolsun bana bilet almış, piyano konserine gittik. Amele kıyafetlerimle ben, ve şık şık Begüm.


Belçikalıların çok yavan sterotipleri var. Fransız kültüründen gelen birşey herhalde. Konser salonunda personele Suudi Araplarının giyindiği şekliyle fistan giydirmişler. Hanımlarda ise Mısır tarzında tennure benzeri bir şey var. Begüm'ün kafası attı (haklı). Biletleri kontrol eden görevliyi haşlamaya başladı. Sadece Belçika'da görebileceğiniz bir sahne: Bengü görevliyi uzun uzun haşlarken, görevli de bozuk bir İngilizce ile birşeyler gevelemeye çalışırken arkamızda belki yüzlerce insan sakin sakin ve sessizce bekliyor. 

Çok güzel bir konserdi. Ferhan ve Ferzan Önder çok güzel bir performans çıkardılar.

Yanımızdaki hanımların muhabbeti kulağıma çalındı ("Sence de Türkler için çok açık giyinmemişler mi? Saçları da açık" "Ama Türkiye laik bir ülke değil miydi, öyle hatırlıyorum", "yok, ben araplar gibi islami yönetimdeler diye duydum, hem dışarda giydikleri kıyafetlere baksana") Begüm'e söylemedim. O da duymadı veya duymamazlıktan geldi.

Çıkışta Begüm'le bir restoran aradık. Her yer kapalı. Bu saatte sadece "La Brasserie" açık olur dediler. Bizde oraya gittik. 

İçerde Barbara ile karşılaştım. Halbuki bana bu haftasonu arkadaşlarım var, görüşemeyiz demişti. Begüm'le pencere kenarında bir masaya geçtik. Bir süre sonra Barbara bizimle oturmaya geldi. Bir beş dakika sonra da Fransız erkek arkadaşı bir mazaret bulup bize katıldı.

Begüm'ün evi Liege'in akşamları en sakat mekanlarından birinde, onu evine bıraktım.

Yılbaşında Avrupa'da olma planlarım vardı. Olamadı. Barbara'ya doğum günü/yılbaşı için aldığım bir hediye vardı. Pot-au-lait'te gruplarını yakaladım ve Barbara'ya hediyesini verdim.

Bu Liege'e herhalde son gelişim dedim. Yok, gelirsin sen daha dedi. 

Bu kızı asla tam anlayamadım. Vedalaştık. Fransız sevgilisi Barbara'nın italyan arkadaşına sulanıyordu. Gerçi  bana bile sulanıyormuş gibi geliyor. Kişiliği gereği herhalde. Barbara aldırmıyor gözüküyordu.     
 
Sabah garajımı boşalttım, Mösyo Gilbrand'a anahtarları teslim ettim. Garaj kapım kırılmış. Arabaya da Beddinge koltuğumun minder kısmını sığdıramadım. Paramı geri vermeyeceğinden kesinlikle emindim. Kavga mı etmeliyim diye düşünüyordum. Tam tersine paramı verdi, minder için "Merak etme, ben onu bir hayır kurumuna bağışlarım" dedi. Çok kibar ve güleryüzlüydü. Bana yeni işimde başarılar diledi, ve vedalaştık.

Böylece Liege ile "resmi" bağlarım koptu. 

Zeila ve Matthieu beni kahvaltıya çağırmıştı. Veronique ile oynadık biraz. Veroniqe 1.5 yaşında. Babasından Fransızca Annesinden İtalyanca ve ortak konuşmalardan İngilizce biliyor. Ben de birkaç Türkçe sözcük öğretiyorum. Gözlük numarama hayran kaldı.

10 gibi yola çıktım. Yine 300 km/s Audilerin arasında 6 saat.  

Alpan bana bir öğrencisinin e-posta adresini iletmişti. Çeşitli aksaklıklardan pazar günü kalacak yeri yokmuş. Eve eşyalarımı boşalttım. Havalimanına karşılamaya gittim. Akşam şehiri gezdirdim biraz. İlk defa Avrupa'da kalacak. Çok heyecanlıydı. Akşam uyuyamamış. 

Sabah onu Max-Planck for photonic research'a bıraktım. 

Almanya yollarına alışıyor gibiyim, sonuçta oturma iznim gelmediğinden üç haftadır arabayla gidip gelmek zorunda kaldım. Yine de bugünüm zor ve verimsiz geçti. 

Bisikletim, ah seni ne çok özlemişim. 

[gezi] | Gönderen: obm |  Yorumlar (1)

Takvim

2014

Ara

P

S

Ç

P

C

C

P

28

29

30

31

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

1

Bağlantılar

Hack-a-day
BBC Türkçe
Cosmic Varience
Cognitive Daily
Make Blog
AniDB
Powell's Books
Sağdan Soldan topladığım vecizeler
Kütüphane kazısı
Dizi kurbağa arama
Genel kurbağa arama
The Burgomeister's Books
Gutenberg Project
Film listesi
Yemek Şarap vb.
Kitap Listesi

Resim Galerisi

Arama

Arşiv


powered by / kullanılan ana yazılım
GUBEN blogger by emre sururi

hosted by / barındırma
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
RSS Beslemesi
Yorumlar - RSS

Tüm Kategoriler
çizgi
Fizik
Şundan Bundan
Fotoğraf, şu, bu...
Düşünce/Yorum
gezi
komik
Aşk meşeleleri
Edebiyat
Müzik
Tamamen gerçek insanlarla alakasız hikayeler.
Film
sadece Almanya'da

Sonraki->