İyi gözüküyor, stabil dedi, hala daha iç kanama varmış biraz, kaynağını bilmiyorum dedi ama öyle MR çekecek kadar önemli değilmiş. Menisküs mü değil mi şişten anlamak mümkün değilmiş daha. Fizik tedaviye başlayacağım. Ameliyat falan yok şimdilik. 1 ay sonraya tekrar randevu verdi.
Rahatladım.
> tek başına yaşamak cengaverlik Barış ya.
Ben maceramdan memnunum, öteki türlü yaşadığımı hissetmiyordum (şimdi bile bu tartışılır). Yani gerçekten bu işin bedeli sadece bunlarsa önceki halime göre gerçekten karda sayılırım.
Bu iş başıma geldikten sonra şimdi daha az endişeleniyorum işin açıkçası. Mesela hastaneye gitmek zorunda kalmaktan çok endişelenirdim , hele tek başına gitmek iyice gözümde büyürdü (pek anlamadığım yabancı bir dil de cabası), gittim, hallettim, büyütülecek bir şey yokmuş. Yine aynı şekilde buradaki yaşamımı bir şekilde mobilitem olacağını varsayarak kurdum, öyle eve hapis kalırsam ne olur, bana kim bakar diye endişelerim vardı. Bırak evin dışını, içinde bile mobilitem çok kısıtlıydı, onu da hallettim. Biraz ayaklanınca evde yedekte tuttuğum makarnaları falan yaptım, bir şekilde idare ettim. Yani insan o kadar da nazik ve kırılgan değilmiş. Tabi bu süre zarfında bana bakan birisi olsa daha konforlu olurdu, belki daha çabuk iyileşirdim, ama iş başa düşünce de yapılıyormuş demek ki. Abartmaya gerek yok.
Bir de sağolsunlar, pek beklemiyordum, sempati gördüm birkaç arkadaştan. İyi oldu.
Bu girişi daha sonradan silmem gerekecek. Karanlık biraz. Okumayın isterseniz.
Son birkaç gündür (haftadır?) ilaç sarhoşuydum. İlaçları kesene kadar blog'a birşey yazmama kararı aldım. Skype'den ve diğer kanallardan yeteri kadar saçmaladım zaten.
14 gün önce bir bisiklet kazası geçirdim. Gece 23:00 civarlarında. Bir şekilde eve gelebildim. Aynada kendime baktığımda suratımın sol tarafı kanla kaplıydı. O taşa düşündüğümden sert çarpmışım. Kask darbenin çoğunu emmiş ama sol şakağımdaki büyük yaraya engel olamamış. Eve gelene kadar bacağım da iyice şişmeye başlamıştı. Bir noktada yürüyemez hale geleceğimi farkettim, ve sabaha karşı 05:00 civarlarında ambülansla hastaneye doğru yola çıktım.
Ambülans hikayesini ayrı yazacağım. Komik. Belki onu silmem.
Başımdaki yarayı görünce endişelendim işin açıkçası. Yani epey kan vardı. Ne olur ne olmaz modunda en yakındaki arkadaşlarıma haber verdim, durumu anlattım. Önemli birşey yokmuş. Yani kişiliğim falan değiştiyse de kimse farketmedi, ve ben kendimce yaşamaya devam ediyorum.
Sol bacağım ise problem çıkarıyor biraz. Hala daha şişi inmiş değil. Hala dizimi kıvıramıyorum. İlk hafta atele girmeyecek kadar şişti ve sıcaktı. Endişelendim ve bir hastane turu daha yaptım. Antibiyotik verdiler ve de bir uzmana gözükmen gerek dediler.
Yarın doktor randevum var. Saat 10:30 ta.
Babamın ölüm döşeğindeyken dinlediğim bir hikaye geldi aklıma.
Hastanenin bahçesinde çay bahçesinin arkasında bir kamelya vardı. Gece 01:00 den sonra genelde çaresiz hastaların başında bekleyenlerin toplandığı bir mekan. Birbirimizi karşı konulmaz bir şekilde çekiyoruz. Gün ve gün kaybedilen yorucu ve yıpratıcı bir savaşın lojistik sorunlarına pratik çözümler. Başka kimsenin ne dediğimizi veya ruh halimizi anlaması mümkün değil.
O gün Mehmet bey gelmedi. Kardeşini gün içerisinde kaybetmiş. Haberini çaycıdan aldık.
Mehmet beyin kardeşi Futbol oynarken düşmekten hastanedeydi. Düşerken yerdeki bir taş bacağındaki damarı zedelemiş. Morluktur geçer demişler, kangrene dönüşmüş. Hastaneye geldiğinde "Bacağı kesmekten başka şansımız yok" demişler. O da reddetmiş.
Ölümü birkaç gün sürdü. Kanser hastalarının refaketçileri olarak biz daha aylarca oradayız.
Öyle işte. Bu gece kamelya vakti yaklaşırken bacağımdaki atele baktım ve aklıma Mehmet bey ve kardeşi geldi birden.
Ben ise toparlanacağım, ama bu ne kadar sürecek?
Yarın iki seçenek var: 1) Tek başına yaşamanın sonucu, ilaçlara vaktinde başlayamadığımdan (Eczaneye gitmeye gücüm yoktu, ve sonraki iki denememde de kapalıydı), ve evde yemek pişirmek gibi işleri kendim yapmam gerektiğinden yara geç iyileşiyor. 2) Bacakta daha ciddi birşey var. O yahudi fıkrası gibi olacak ama, 2. seçenek olursa ya Ameliyat, ya alçı, Ameliyat derlerse ...
Ameliyat veya alçı falan demezler umarım. Yoksa hayatım epey zorlaşacak. Kazanın başında bir Lazanya ve bir Pasta kazandım, ama Kundera'nın dediği gibi, yabancı memlekette yaşamak altında güvenlik ağı olmadan ip cambazlığına benziyor. Dolayısı ile daha fazla birşey beklemem lazım.
Birkaç gündür skype'm açık.
Öyle çok açmam Skype falan. Gıcığım. Görmediğim insanlarla konuşmaktan hoşlanmıyorum pek. Gördüğüm insanlar ise ayrı mesele. Sanıyorum konuşmaktan pek hoşlanmıyorum.
Neden bu kadar çok konuşuyorum ve neden şu anda Skype açık. İkisinin de bir nedeni var elbet, acayip nedenler. İnsan psikolojisi işte, çelişkilerim falan...
...şimdilik bunlara girmeyelim.
Biraz önce bir mesele kafamı meşgul etmeye başladı.
Etrafımdaki her şeyi tanımlamaya çalışıyorum,
yok yok, durum daha da vahim,
etrafımdaki her şeye bir isim vermeye çalışıyorum!
isim vermek ne işe yarar?
mesela o şeyi anlamaya yaramayacağı kesin, yani denize "deniz" demekle denizin ne demek olduğunu anlıyor muyum? Hayır. Benim için denize "deniz" demekle "zavzuv" demenin hiç bir farkı yok. İkisi de tek başlarına aynı derecede anlamsız.
düpedüz isim vermek kişisel beklentilerle ilgili birşey. Yani deniz deyince belirli beklentilerim var, deniz dediğim her şeyin bu beklentileri karşılamasını bekliyorum. Hatta ve hatta şart koşuyorum! Kısaca "deniz" adı benim bir şeyden beklentilerimin toplamı. Ne güzel bir alet! İsim tak, ve anlamı üzerinde takılmadan sadece beklenti sahibi ol...
Bir de deniz kendisine "deniz" denmesinden hoşlanıyor mu meselesi var. Yani belki o deniz kendini okyanus olarak görmekten daha memnun olacaktır, gidip kendisine deniz diyerek bir terbiyesizlik yaptın, bir de üstüne beklentilerini karşılamadı diye sürtüşmeye gerek yok değil mi?
Aman üf, Skype'deyim, merak eden beri gelsin. Sonuçları konusunda garanti veremem ama en azından standart geyik muhabbeti çeviririm.
Kalktığımda içimde garip bir his vardı. Kaybolmak gibi, birşeyin raydan çıkması gibi. Meğer çok sevdiğim birisini kaybetmişim. Öyle hiç uyarmadan, birdenbire, dünya daha da yalnız bir yer oluvermiş.
Çalışmak.
Elimden gerçekten de başka birşey gelmiyor.