Seksen Günde Devri Alem

Ana Sayfa || giriş

Ataraksiyaya devam
24 Mayıs 2014 Cumartesi, 20:01


Bunu iki önceki girişte söylemek lazımdı ama sonradan geldi aklıma: Efendim marifet, hayat sizi bi' ayağınızdan başaşağı astığında bile gülümseyip, boştaki bacağınızla bacak bacak üstüne atabilmekmiş. Öyle diyorlar. 

[Genel/Geyik] [Felsefe/Dünyayı Kurtarma Stratejileri] [Sanat/Manat/Edebiyat] | Gönderen: tassadar |  Yorumlar (2)

Ataraksiyon
4 Mayıs 2014 Pazar, 16:20

   Gelenek oldu, neden artık yazmadığımı analiz ederek başlayalım: Bir ben değilim aslında bu bloga artık eskisi kadar yazmayan - şöyle bir komşularıma baktım da, yavaş yavaş herkesin yazma sıklığı azalıyor sanki. Facebook duvarı en azından benim için buranın yerini almış biraz geçen yıllar içinde, boş geyiklerimi orada sürdürüyorum. Buraya da binde bir yazacak daha uzun bir şey olunca dönüyorum.

   Neyse efendim, günümüzün konusu ataraksiya kavramı. Kendileri Yunanca'dan geliyorlar, Türkçe'de en yakın karşılıkları ise 'dinginlik'. Bizim zevk-sefa düşkünü bildiğimiz Epikür'ün peşinden koştuğu his aslında buymuş. (Bu arada Epikür bana manikür-pedikür gibi bir şeyi çağrıştırdı bir an, rezil bir espri ama yapmadan geçecemedim.) Endişeden, kaygıdan uzak bir ruh halini anlatıyor bu kelime. Neşe ya da zevk içermek zorunda değil, zurnanın zırt dediği yer de bu sanırım; yani pek o kadar 'aktif' bir his değil ataraksiya, daha çok oturup sessizce hissedilen bir şey. (Bu açıdan biraz 'keyif'e benziyor denilebilir ama çok alakalı değil.)

   'Eskiler' arasında ataraksiya durumuna erişmenin iki yolu olduğuna inanılmış ana olarak. Stoacılar dediğimiz, dallamanın önde gideni olan ve hala ahlak deyince insanların ilk aklına gelen "kendine hakim ol, sevişme, hatta çok yeme" gibi düsturları düşünsel tarihe sokan -ya da en azından yerini sağlamlaştıran- bu amcaların ataraksiyasına giden yol dünyaya tepeden bakmaktan geçiyor. Eğer dünyada elde edebileceklerinizin bir önemi olmadığına inanırsanız endişe duymanın ne kadar boş olduğunu anlarsınız diyorlar. Semavi dinlerin en azından çoğu ucuz yorumları da aslolanın bu dünyadan öte bir yerde olduğunu, haliyle bu dünyanın boş olduğunu pompalayarak dünyadan elini eteğini çekmiş ermişlerin dingin huzurunu överler. Bildiğimiz, tanıdığımız bir şey bu haliyle ataraksiya. Kedinin ulaşamadığı ciğere pis demesinin biraz daha karmaşık hali sadece.

   Ama huzura ulaşmak için erişemediğin, ya da istediğin gibi olmayan şeylerin önemsiz olduğuna inanmak açıkça hile yapmak değilse nedir? Aslolan, ki Epikür de nispeten bu yönde bir yoruma sahip, dünyayı olduğu gibi kabullenip, arzularının, erişemediklerinin, ve hatta dünyadaki kötülüğün -farkında olup-; bunların tamamını olduğu gibi -kabullenmek-ten geçiyor. En karanlık günde bile bir "C'est la vie..." ya da bir "Hayat zor..." çekip; sinirlenmeden, kafaya takmadan; herkese, her şeye "hepinize iyi niyetle gülümsüyorum" diyebilmekte aslında erdem.

   Tabii kolay değil bunu yapmak; hatta insani olarak mümkün mü ondan bile emin değilim. Eninde sonunda sınırını zorlayan birşeyler çıkıyor insanın: Mesela sevdiğin bir ülkenin insanlarının bir yarısı ısrarla hiç olmayacak bir adama oy verince, öbür yarısından çıka çıka iyi eğitilmiş bir şempanzenin düşünsel derinliğine sahip siyasi yorumlar çıkınca; ömrünü bir ideale adamış görünen insanların (mesela biz fizikçiler?) egodan başka bir şey kovalamadığını görünce; bir şekilde kendi kendini hayal kırıklığına uğratınca; ya da sevdiğin birisi (ah şu kızlar!) uygun bir yerine uygun ebatlarda bir bıçak sokunca...insan ister istemez sinirleniyor. Sonrasında sinir ya da hiddet zamanla geçip gitse de illa bir kırgınlık kalıyor; ve işte bu kırgınlık zorlaştırıyor "Bu da böyleymiş..." deyip yolumuza devam etmeyi.

   Cümleten kolay gelsin efendim.

[Felsefe/Dünyayı Kurtarma Stratejileri] [Ansiklopedik/İşe Yaramaz Bilgi] | Gönderen: tassadar |  Yorumlar (2)

Spinoza, Russell, ayak parmağı ve bir de Mr. Spock
16 Temmuz 2012 Pazartesi, 04:28

(Biraz daha azaltırsam yazmayı sanırım Emre Bey (ev sahibi) kapının önüne koyacak beni, demedi demeyin; bu gördüğünüz son yazım olabilir yani. Herneyse.)

Son birkaç yıldır pek fırsat bulamamıştım ama son zamanlarda kendimi biraz felsefe okumaya verdim. Ha, diyeceksiniz ne oldu da artık fırsatım var; bir şey olmadı aslında. Biraz daha az sosyalleşmeye çalışıyorum, kendimi eve biraz daha kapatmaya; bir de akşam belli bir saatten sonra 'iş'le ilgili (a.k.a. fizik) şeylerden uzak durmaya. Öğrendiklerimi siz sayın okuyucularımla paylaşacağım şimdi. Aslında Oruç Aruoba'dan yazacaktım birşeyler, belki ev sahibim de lafa dahil olur filan diye, ama şimdilik fikrimi değiştirdim, alakasız bir şey yazacağım.

Bilenler bilir, bilmeyenler de öğrensin, Bertrand Russell'ın "(Bir) Batı Felsefesi Tarihi" diye hoş mu hoş bir kitabı vardır. Birinci ağızdan yazılmış, arada "Bu adam da böyle demiş ama bence uydurmuş!" şeklinde yorumlar filan bulabileceğiniz, nesnel görünmeye çok da kasmayan bir kitap. Öğrenciliğimde (lise/üniversite diyelim, hala öğrenciyim zira) çok özenirdim, gider gelir bakardım Dost Kitabevi'nde; ama pek bir pahalıydı, alamazdım. Geçen (üç yıl filan önce) burda (a.k.a. gurbet) bir kitapçıda ingilizcesine denk geldim; telif hakkı çoktan mort olduğu için de sudan ucuz bir fiyata satıyorlardı, hemen aldım. Ara ara üçbeş sayfa okuyorum. Bugün Spinoza bölümünü bitirdim. Pek hoşuma giden birşeyler vardı, onları yazayım dedim. Şöyle görüşleri varmış kendisinin: 

"Spinoza thinks that, if you see your misfortunes as they are in
reality, as part of the concatenation of causes stretching from the
beginning of time to the end, you will see that they are only
misfortunes to you, not to the universe, to which they are merely
passing discords heightening an ultimate harmony."

Yani Spinoza demiş ki, başınıza bir bela geldiğinde ah vah etmeyin, evrenin işleyişi içinde bu başınıza gelenler kötü değildir, işlerin doğal seyridir. Hoca da durur mu, yapıştırmış cevabı: 

"I cannot accept this; I think that particular events are what they are, and do not
become different by absorption into a whole. Each act of cruelty is
eternally a part of the universe; nothing that happens later can make
that act good rather than bad, or can confer perfection on the whole
of which it is a part." 


Yani Russell diyor ki "Spinoza halt etmiş; tamam, evrenin bir gidişatı olabilir ama bu bizim başımıza gelenlerin iyi ya da kötü olduğunu değiştirmez. Yediğin dayak hala dayaktır, acıtır."

Burda durup biraz da bu arkadaşların geldikleri çağa ve ortama bakmak lazım. Spinoza Russell'a göre daha eskilerden; insanların ideal düşünceleri, kusursuz ahlak sistemlerini filan kovaladığı bir dönemden. Russell ise bildiğiniz 20. Yüzyıl insanı: Kişinin hissettiklerinin önemsiz olabileceğini kabul edemiyor amcam. Yani biz burda Spinoza - Russell özelinde aslında zamanların ruhlarının tartışmasını görüyoruz.

(Ya bu arada sormadan edemeyeceğim; niye bu kadar ciddi yazıyorum ben?) 

Hikayenin sonunda Bertrand Amca Spinoza'ya biraz hak veriyor gibi yapıyor: 

"Nevertheless, when it is your lot to have to endure something that is
(or seems to you) worse than the ordinary lot of mankind, Spinoza's
principle of thinking about the whole, or at any rate about larger
matters than your own grief, is a useful one. There are even times
when it is comforting to reflect that human life, with all that it
contains of evil and suffering, is an infinitesimal part of the life
of the universe."


Yani "Spinoza halt etmiş olabilir; ama yine de bütün dertler sizi bulduğunda Orhan Gencebay dinleyip ağlamaktansa 'Evrenin sonsuzluğunda şu başıma gelenler nedir ki? Hepsi önemsiz bunların.' demek sizin için daha rahatlatıcı olur..."

Doğru mu bu hakkaten? Belki...düşündüm, emin olamadım. 'Ruhsal Acı' diye bir şeyin var olduğundan emin değilim galiba. Şöyle diyeyim: Ayak serçe parmağınızı sertçe masanın ayağına vurduğunuzda bir şey hissediyorsunuz. İşte o şeye acı diyoruz, ve o şey gerçekten var. Mr. Spock gibi "Acı zihinsel bir durumdur, istersem hissetmem." demek gibi bir yeteneğimiz maalesef yok. Ha, tepkimizi azaltabiliriz, oturup ağlamayabiliriz mesela; ama o anda o acıyı hissederken oturup da Russell'ı düşünemeyiz, di mi? Beynimiz "ayak şerçe parmağıııııı!!!" diye bağırıp duruyor böyle durumlarda, ve kolay kolay da susmuyor. İşte bunun kadar şiddetli ama sadece ruhsal olan bir acı olduğundan emin değilim ben: Güçlü bir bünyenin filozofculuk oynayıp, "sorun değil bu, istersem unuturum" deyip de unutamayacağı bir acı var mı? Belirli şartlar altında (yalnızlık, sayrılık, abazalık gibi durumlarda) hakkaten dünyanın sonu gelmiş gibi hissediyoruz ama sonra dönüp bakınca 14'lük veletlerin komik aşk acılarına benzemiyor mu bütün geçenler içimizden? 

[Genel/Geyik] [Felsefe/Dünyayı Kurtarma Stratejileri] [Ansiklopedik/İşe Yaramaz Bilgi] | Gönderen: tassadar |  Yorumlar (2)

Internet bankaciligi
13 Temmuz 2011 Çarşamba, 18:59

   Bankalar, internet sitelerinin guvenlik onlemlerini artirarak; yok sms-sifre'dir, yok RSA anahtarliktir gibi hadiselere girerek aslinda daha guvenli yapmiyorlar hicbir seyi.

   Ama bu onemler sayesinde internet bankaciligini kullanmak zorlastikca, telefonda kredi karti numaralarini soranlara guvenlik koduna kadar her seyi soylemeye hazir bilisim ozurlu insanlar sistemden caydirilmis oluyorlar. Boylece geriye sadece dikkatli ve acik vermeyen kullanicilar kaliyor ve hirsizlarin isi zorlasiyor.

   (Oh be, dunyanin bir sirrini daha ifsa ettim.)

[Genel/Geyik] [Felsefe/Dünyayı Kurtarma Stratejileri] | Gönderen: tassadar |  Yorumlar (0)

Kıyma
22 Haziran 2010 Salı, 01:28

   Hala kıyma kavurmayı beceremiyorum ben. Elbette pişiyor, çiğ kalacak değil ya etler; ama topak topak oluyor, bir türlü ufalanıp kıyma gibi olmuyor işte. İşin kötüsü neyi yanlış yaptığımı da bilmiyorum, nasıl düzeltebilirim en ufacık bir fikrim de yok.

   Üf. Hayat ne zor yahu.

[Felsefe/Dünyayı Kurtarma Stratejileri] [Hayat/Sürünme Tecrübeleri] | Gönderen: tassadar |  Yorumlar (3)

Takvim

Aralık2014

Oca

P

S

Ç

P

C

C

P

25

26

27

28

29

30

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

1

2

3

4

5

Bağlantılar

Epigraf
Karalamalar
Çiçek Güncesi
Sakız Kağıdı
Godot'yu Bekledim

Resim Galerisi

Arama

Arşiv


powered by / kullanılan ana yazılım
GUBEN blogger by emre sururi

hosted by / barındırma
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
RSS Beslemesi
Yorumlar - RSS

Tüm Kategoriler
Genel/Geyik
Felsefe/Dünyayı Kurtarma Stratejileri
Ansiklopedik/İşe Yaramaz Bilgi
Hayat/Sürünme Tecrübeleri
Sanat/Manat/Edebiyat

Sonraki->