hâl ve gidişat – molekül dinamik ve MPI

Bu aralar fizikte başlıca iki temel konu üzerinde çalışmalar yapıyorum.. Birincisi bir moleküler dinamik simülasyon programı (hydrokarbonlar ağırlıklı olacak), ikincisi de, birinciyi paralel olarak çalıştırmada kullanacağım MPI metodu (detay isteyenler için MPICH 2 sürümünü kullanıyorum). Zevkli olmasına hayli zevkli ama bakalım… Bu konuyla ilgili evvelsi hafta rektörlükten benim de aralarında bulunduğum bir gruba güzel bir teklif yaptılar ama hala kararsızım.. Böyle işte. Eskiler ne de güzel demişler: MPI_Send(“ASL?”,100,MPI_CHAR,0,0,MPI_COMM_WORLD);

And just like before the band starts to play…

…they always play your favorite tune…

Hopper / Chair Car 1965
Hopper / Chop Suey 1929
Hopper / Compartment C Car 293 1938
Hopper / NY Movie 1939
Hopper / Summer Evening 1947
Heart of a Saturday Night / Tom Waits

Well you gassed her up
Behind the wheel
With your arm around your sweet one
In your oldsmobile
Barrelin’ down the boulevard
You’re looking for the heart of saturday night

And you got paid on friday
And your pockets are jinglin’
And you see the lights
You get all tinglin’ cause you’re cruisin’ with a 6
And you’re looking for the heart of saturday night

Then you comb your hair
Shave your face
Tryin’ to wipe out ev’ry trace
All the other days
In the week you know that this’ll be the saturday
You’re reachin’ your peak

Stoppin’ on the red
You’re goin’ on the green
’cause tonight’ll be like nothin’
You’ve ever seen
And you’re barrelin’ down the boulevard
Lookin’ for the heart of saturday night

Tell me is the crack of the poolballs, neon buzzin?
Telephone’s ringin’; it’s your second cousin
Is it the barmaid that’s smilin’ from the corner of her eye?
Magic of the melancholy tear in your eye.

Makes it kind of quiver down in the core
’cause you’re dreamin’ of them saturdays that came before
And now you’re stumblin’
You’re stumblin’ onto the heart of saturday night

Well you gassed her up
And you’re behind the wheel
With your arm around your sweet one
In your oldsmobile
Barrellin’ down the boulevard,
You’re lookin’ for the heart of saturday night

Is the crack of the poolballs, neon buzzin?
Telephone’s ringin’; it’s your second cousin
And the barmaid is smilin’ from the corner of her eye
Magic of the melancholy tear in your eye.

Makes it kind of special down in the core
And you’re dreamin’ of them saturdays that came before
It’s found you stumblin’
Stumblin’ onto the heart of saturday night
And you’re stumblin’
Stumblin onto the heart of saturday night

yeni yıl yeni yıl yeni yıl..

bizlere de, sizlere de kutlu olsun! Gerçi daha bir hafta var ama ilk tebrik kartımı aldım bile. Efe ile Yasemin taa sweet-home Chicago’lardan yollamış. Ayrıca az evvel bera bey ile de ICQ’da rastlaştık, o da yurda girişini yapmış ama sanırım görüşemeyeceğiz bu sefer..

Bu yılbaşı film izleyecekseniz ve henüz izlemediyseniz, mutlaka Love Actually‘yi edininiz. Gene eğer izlemediyseniz (hoş izlediyseniz de fark etmez), Frank Capra’nın klasiği It’s a Wonderful Life‘ı da var sonra. Eğer bir filme daha vakit ayırabiliyorsanız, Nightmare before Christmas‘ı da yazalım reçeteye. Müzik olarak da The Christmas Song – Nat King Cole And The Nat King Cole Trio. O şarkının bendeki versiyonunun (2046 soundtrack) sonunda amcalardan biri 3-4 nota jingle bells attırır ortaya, keyfim iyice bir yerine gelir.

Efe ile Yasemin'in yılbaşı kartı. bir Woody Allen eksik.. 8)

why didn’t the skeletons go to the…

…church?
– because they had no organs.

…party?
– because they had no body to go with.

geçen hafta bengü’yle tim burton’ın ‘corpse bride‘ını seyrettik. önceden henry selick’in gerek ‘nightmare before christmas‘ını, gerekse de ‘james and the giant peach‘ini seyretmişliğimiz, sevmişliğimiz vardı, o yüzden bu filme antremanlı çıktığımız söylenebilir..

yalnız benim antremanlı da olsam, gafil avlandığım şey stop-motion (stop motion’ı alin taşçıyan ‘tek-kare’ olarak çevirmiş / kullanmış bu arada) tekniği ile ilgili oldu. film boyunca, filmin stop-motion mı, yoksa dijital animasyon mu olduğu konusunda gidip geldim. sonrasında yaptığım araştırmada, stop-motion olup, apple’da editlendiğini öğrendim de rahatladım. çok kaliteliydi. konu biraz dandik olsa da, ve ben her halikarda oyumu victoria’dan yana değil de, corpse bride emily’den yana kullansam da, güzel bir seyirlikti ama ne NMBC ile, ne de JATGP ile kıyaslanamaz).

Corpse Bride

güzel insanlar.. part deux

1.5 sene evvel, 30 ağustos’tan birkaç gün önce, sağ gözümde bir kızarıklık ve sürekli bir batma hissiyatı başlamıştı. tatile çıkacağımız için, bir baktıralım da öyle gidelim demiştik. 30 Ağustos günü hastaneler acil bölümlerinden ibaretti. biz de gazi üniversitesinin hastanesine gitmiştik, acil serviste nöbette olan mine hanım gözümle ilgilenmişti. çok tatlı bir insandı. yanlış hatırlamıyorsam korneada ufak bir çizilme olmuş. pansuman yapmıştı. birkaç gün sonra kontrole gittiğimde ona oliver sacks’in karısını şapka sanan adamını hediye etmiştik bengü’yle. gerçi, renk körleri adası sanırım konu düşünüldüğünde daha uygun düşerdi ama bence ilk kitap çok daha ilginç.

sururi tek göz - 30 Ağustos 2004

neyse, dün bengü’yle armada’da dolaşırken, paşabahçe’de bir bayanı bir yerlerden “gözüm ısırdı”, mine hanım olabileceğini düşündüm, bengü’ye sordum, o da mine hanım olabileceğini söyleyince, tanıdım.

paşabahçe’de bir şey demedim ama hemen yanındaki mudo’da da karşılaşınca, dayanamayıp sordum, “siz gazi üniversitesi’ndeki göz doktoru musunuz?” diye, o da beni hatırladı, “tatiliniz öncesinde gözünüzü muayene etmiştim, hatta bana kitap hediye etmiştiniz.” dedi. biraz toplamış, hala çok sevimli, güzel bir insan.. e tabi taraflar birbirlerini tanımayınca, konuşacak o kadar konuları da olmuyor. iyi niyetlerde bulunup vedalaştık. mudo’dan çıkmadan hasan ve ayşegül adını verdiğimiz iki bebek hediye ettik bengü ile birbirimize..


hasan & ayşegül

ben bunları yazarken Smiths’den ‘Ask Me..’ ile başlamıştım, şimdi ‘Half a Person’ çalmalarda.. dün ayrıca, Hearts in Atlantis’ten aynı isimli hikayeyi de bitirdim — sanırım içinde doğadışı olaylar, korku, gerilim olmayan ilk Stephen King. çok güzeldi, nostaljik oldum, hep bir takım “belirli zamanlar” geldi aklıma..

If you really want to put your hand there…

Hearts in Atlantis

“If you really want to put your hand there, I think you owe somebody a phone-call, don’t you?”

Carol Gerber, Hearts in Atlantis – Stephen King

Dark Tower serisini bitirdikten sonra, seriyle alakalı bir kitap olan Hearts in Atlantis‘e başladım. İlk hikaye (Low Men in Yellow Coats), Ted Brautigan’ın silahşörlerle karşılaşmadan önce yaşadığı bir olayı anlatıyordu (“I think King might have written Ted’s story, too,” she said. “Anybody want to take a guess what year that story showed up, or will show up, in the Keystone World?” “1999,” Jake said, low. “But not the part we heard. The part we didn’t hear. Ted’s Connecticut Adventure.” – Jake). Bu hikayede Ted’e 11 yaşındaki Bobby Garfield da eşlik ediyor, hatta Ted, Jake’i ilk gördüğünde onu Bobby zanneder.. Bir de Bobby’nin Carol adında bir kız arkadaşı var: Carol Gerber.. ah Carol Gerber!..

Hearts in Atlantis’te adını veren ikinci hikaye, 1960’larda Maine Üniversitesi’nde geçer. İlk hikayedeki Carol artık üniversiteye gitmektedir. Bu hikayeledeki karakterler daimi olarak Hearts oynamaktadırlar; Hearts, bizim King dediğimiz oyuna çok benzeyen bir varyant. Hatırlıyorum da, İTÜ kantininde de en çok oynanan oyundu king. Bir kere dışında -ki o bir kerenin de kendince bir hikayesi vardır: belki başka bir zaman anlatırım-, üniversitede hiç king oynamadım. Bir ara Ar-Tur’a da sıçramıştı bu king furyası, Güvercin’in gazinosunda, Gemiyatağı’nın oradaki yükseltilmiş sahilde oynadığımızı hatırlarım.

Özetle: “If you really want to put your hand there, I think you owe somebody a phone-call, don’t you?” – Carol Gerber. budur.

IBM Sucks.. Kanserojen madde..

Bundan iki yıl kadar önce bir güzel IBM Thinkpad R40’ım olmuştu (P4, 2GHz). IBM markasını özellikle seçmiştim, çünkü bana göre bilgisayarların Mercedes’i idi.. Bozulmaz, kullanabildiğin kadar kullan. Halbuki, bundan 3 sene evvel bölümde bana verilen NetVista ile nasıl cebelleştiğimi, beni kanser ettiğini, sonunda gittiği tamirden çıkamadığını, sorunun ancak servisten bana yeni bir NetVista verilmesiyle çözüldüğünü nasıl da unutmuşum! Thinkpad’im asla USB 2.0’ı göremedi ama bunun farkına çok sonra ve çok geç vardım — bir USB 2.0 aleti tanıtamadığımda! Kısa bir süre sonra ethernet adaptörü bozuldu. Tümüyle bozuldu değil tabii, bilgisayarlarla ilgili en sinir edici şey hiçbir zaman tam olarak bozulmamaları! Öyle olsa tamirciye göndermek zorunda kal, sorunun hallolsun! ama hayır, asla asla asla… biraz dürtünce biraz çalışıyor, sonra gene gidiyor, kanser kanser kanser! Bu sırada, yani ben network olayında kanserimi hayli ilerletmişken, şimdi hatırlamadığım bir sorun daha çıktı, kritik bir sorun ve servise vermek durumunda kaldım ne mutlu bana ki.. İki ay kadar evvel monitörü gitti ama tam olarak gitmedi, ekran durup dururken titremeye başlıyordu, ikinci çıkışa da görüntüyü gönderince düzeliyordu, sonra kafasına göre düzelip düzelmemeye başladı. Aynı bilgisayardan abimde de olduğundan, harddisk’leri değiştirdik, abim benim kasayı tamire gönderdi, söylediklerine göre halletmişler. Bu aralar idareten abimin laptop’ı kullanıyordum ki, guess what? network problemi gene dizboyu! ya bende bir şey var, dokunduğum bilgisayarı (hele de IBM’se) bozuyorum, ya da bu IBM sakat (ve inanın, bunu yazacağımı hiç düşünmezdim). Lenovo mudur nedir şu yeni üretici, bütün o bozuk bilgisayarlardan hayır görmesin. hep bana hep bana.. 8P

BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ??? ELLİBİN KİŞİYE FORVIRD EDİN

family guy the movie - what really grinds my gears

güzel arkadaşlarımdan, onların daha da güzel arkadaşlarının arkadaşlarının arkadaşlarından her gün bu minvalde onlarca spam mail alıyorum (ve dikkatinizi çekmek isterim, penisimi nasıl büyüteceğimden gerçeğine ancak bu kadar yakın olabilen rolex saatlere nasıl ulaşabileceğimi bana cömertçe bildiren, günlük ortalama 150 harbi spam’i karıştırmıyorum bu işe). O yüzden işte alternatif
Bunları…

  • Öncelikle bir klasik olarak: “dahi” anlamına gelen “de”lerin ayrı yazıldığını, “biliyormusunuz”, “biliyormuydunuz” değil, “biliyor musunuz”, ve “biliyor muydunuz” diye yazıldığını, sizin böyle ilkokul 2. sınıf Türkçenizle yazmakta olduğunuz kompozisyonlarınızın, biraz kitap okumuş etmiş kişilerin gözlerini ve kulaklarını tırmaladığını…
  • O çok sevdiğiniz MSN Messenger’ın asla ve asla paralı olmayacağını, çünkü ‘IM’ adı verilen ve ‘Anlık Mesajlaşma’ manasına gelen ‘Instant Messaging’ programları piyasasındaki rekabet ortamının paralı olan bir programın var olmasına izin vermediğini…
  • Gene o çok sevdiğiniz MSN Messenger’ın ikonu olan yeşil adamın, ne yazık ki, büyük ihtimalle her daim yeşil kalacağını, sizin keyfinize göre mavi, kırmızı ya da mor olmayacağını…
  • Her ne kadar hayır için yaptığınızı düşünseniz de, ilettiğiniz (forward ettiğiniz) mesajların hiçbir kişiye yarar sağlamadığını, değil ki 50.000, 50 milyar mesaj bile iletilse, hiçbir banka hesabına bu yöntemle katkı sağlayamayacağınızı…
  • Dünyanın büyük kısmında, epey saygıdeğer bir yeri olan ve adına TIP denen, insanların sağlığı ile ilgilenen bir bilim dalı olduğunu ve bu bilim dalının, bilimsel olmasının bir sonucu olarak çalışmalarını yıllar süren araştırmalara, bulgulara ve raporlara dayandırdığını, sonuçlarını da gene akademik yollarla duyurduğunu ve sizin bu bilgilere internet vasıtasıyla kolayla ulaşabileceğinizi, bu yüzden ‘el kremleri kanser yapıyormuş, iki gözüm önüme aksın’, ‘Küçük Paul yediği özel elma sonucunda uçmaya başladı’ türünden saçma sapan bilgilerin yanlış -ya da en azından yanlış anlaşılmış ve akabinde 500 misli abartılmış- olduğunu…
  • İnsanların büyük bir bölümünün sizinle aynı zeka düzeyinde olmadığından, mizah ve beğenilerinin sizinkilerden hayli farklı olduğunu, bu nedenle sizin bayıla bayıla baktığınız o bebek ve hayvan resimlerinin onlarda aynı duygular uyandırmayabileceğini…
  • ‘Karbon Kopya’ anlamına gelen ‘Carbon Copy’nin kısaltması olan ‘CC’nin ve ‘Saklı Karbon Kopya’ anlamına gelen ‘Blind Carbon Copy’nin kısaltması olan ‘BCC’nin birbirlerinden çok farklı olduğunu; CC kısmına yazdığınız e-posta adreslerinin ‘TO’ kısmındaki ve ‘CC’ kısmındaki diğer kimseler tarafından görülebilir olduğunu, buna karşın ‘BCC’ kısmındaki e-posta adreslerindeki kimselerin birbirlerinden bihaber olacağını…
  • Adlarına bilgisayar virüsleri ve zararlı yazılım (malicious software) denen küçük programcıkların çok büyük bir bölümünün bilgisayarınızı tarayıp, şimdiye kadar size gelen e-postalardaki e-mail adreslerini tarayıp, bu adreslere saldırı yapabilme yetilerinin bulunduğunu, bu yüzden dikkatsizce CC kısmına eklediğiniz adreslerin sahiplerini kurban durumuna soktuğunuzu…
  • Size, hiç sizin gönderdiğiniz türde (fıkra, karikatür, bebek resmi, yardım çağrısı) e-posta göndermeyen bir kimsenin aslında sizin bu postalarınızdan BIKMIŞ OLDUĞUNU fakat, yine de arkadaşınız olduğu için sizi kırmaya çekinip, bir uyarıda bulunmayan biri olabileceğini…
  • İnternet yazışma adabına göre nasıl ki bir iki nokta üst üste ardından gelen kapa parantez ‘tebessüm’ manasına geliyorsa, büyük harfle yazılan kelimelerin de bağırma anlamına geldiğini…
  • İstenmeyen posta filtreleme (SPAM Filter) programlarının, kullanıcının tanımadığı kişilerden gelen ve yazışma dilinden farklı dildeki postaları rahatlıkla ayırabildiği fakat tanıdık kimselerden, anadilinde yazılmış olan mesajları ayıklamakta zorlandığını…
  • Siz ilgili mesajı kaç kişiye gönderirseniz gönderin Tweety’nin lanetini üzerinden kaldırabileceğinizi, ya da Tweety’nin sevgisini kazanabileceğinizi düşünmenizden daha saçma pek az şeyin bu evrende var olduğunu…

biliyor muydunuz?

kara kule

pazartesi gecesiydi sanırım, sonunda Kara Kule‘yi bitirdim. Bugün Hearts in Atlantis‘e başladım, It‘i de tekrardan okuyasım var.. Stephen King -belki daha evvel yazmışımdır- bana okumayı öğreten adam olmuştur. 1991 senesiydi galiba, 1990 senesi de olabilir, ilk defa o yaz Ar-tur’a gitmiştik, asosyal bir çocuk olarak ne dışarı çıkmak, ne de denize girmek, koşmak, oynamak, vs.. ilgimi çekiyordu. Bir yazlıkta olağan karşılanabilecek bir format olarak evi möbleli tutmuştuk. Ev sahibi bir de kütüphane koymuştu. O yaz oradan alıp okuduğumu hatırladığım kitaplar arasında iki tane Dr. Who kitabı, Asimov’un Hedef Beyin‘i ve Stephen King’in Sis‘i (The Skeleton Crew) vardı. Sonrasında, okuldan arkadaşım Tamer Aydoğdu (kimbilir ne yapıyordur şimdi – bu arada, koray, eğer okuyorsan: sana bir email attım, içinde iki tane de resim vardı, toplam boyu yarım megabyte’lık bir email, hotmail, geri gönderdi, yarın bir daha deneyeceğim, posta kutunu boşalt, e mi! 8) sayesinde onlarca Stephen King okumuştum. Tabii ilerleyen yıllarda hayatıma Kafka, Nietzsche, Camus, Sartre (hele de o kör Sartre!) girince, King maceralarım bayağı bir sekteye uğradı 8) işte böyle, nereden nereye.. Wizard and the Glass’i okurken, oradaki thinny, King’in en etkilendiğim hikayelerinden biri olan Raft’ı hemen çağrıştırmıştı bana, bunu da ayrıca belirteyim (Açıklama: King, sitesinde Dark Tower‘da Skeleton Crew‘a gönderme yaptığını açıklayınca, herkes Sis hikayesi sanmıştı..) aman da aman, sururi’ye 10 puan! 8P

\’büyük J\’

Merhaba. Her şeyden önce belirtmek isterim ki, şu anda ‘okumakta[1]’ olduğunuz bu yapıtın, bir ‘kullanım kılavuzu[2]’ değil, daha çok, kullanmakta olduğunuz yüksek teknoloji bir ürünün ‘blue print[3]’ tabir edilen, nasıl çalıştığını açıklayan bir ‘devre şeması[4]’ vazifesi görmesi amaçlanmaktadır. Her ne kadar mümkün olduğunca genel, temelde her türlü sistemi kapsayacak şekilde ‘yazılmış[5]’ olmasına çalışılmışsa da, gene de yazıldığı dilin bir üst-dil oluşunun getireceği birtakım çeviride kaybolmaya mahkûm kavramlar ile, hedeflenen ‘okuyucu[6]’ kitlesinin, gerek algılama seviyesinin düşüklüğü, gerekse de bazı kavramların tecrübe edilmeden asla kavranamazlığı kaçınılmazdır. Bu sebeple, bu tür hata ve eksikler, ‘metni[7]’ sisteminize uyarlayan kişiye değil, kaçınılmaz yetersizliğe mal edilmelidir.

Öncelikle: sizi biz yaratmadık; siz zaten –bir şekilde– hep vardınız. Fakat aynı şeyi sisteminiz, yani gezegeniniz, güneş sisteminiz, galaksiniz, fizik kurallarınız ve yaşamakta olduğunuz geometriniz, yani kısacası evreniniz için söyleyemeyiz. Siz geldiğinizde bulmuş olduğunuz şeylerin telifi bizimdir. Bu metin de, aradaki bu ince ayrımı belirtmek, yaşadığınız evren hakkındaki bilgilerinizi pekiştirmek ve arttırmak gayesiyle kaleme alınmaktadır. Kendi kendimize oluşturduğumuz kanunlarımıza göre, bir sistemdeki canlılar yeteri kadarı bizim varlığımıza yönelik yakın ve doğru bir tahminde, bir tahayyülde bulunduğunda[8] şu anda okumakta olduğunuz metin yazılır ve o sistemde yayınlanır. Bu aşama, kendisinden öncekiler gibi ve kendisinden sonrakiler gibi, sadece bir aşamadır, o kadar. Kendisine, yegâne amacı olan bilgilendirme’den başka daha alçaltıcı ya da daha yüceltici anlam ve amaçlar yüklenmemesi temennimizdir.

Bu noktada, bu metnin yazarı olan kendim ile ilgili bilgi vermekle başlamak sanırım en doğrusu olacak: sizin için adım Q ve sisteminizin tarihinden çok çok daha evvelki bir zamandan beri çalıştırılmakta olan bir simülasyonum. Bir zamanlar yaşamış olan bir canlının sayısal ortama aktarılmış haliyim, görevim geçişi henüz açılmamış sistemlerin geçişli sistemlere entegrasyonu ile ilgilenmek.

Nezâket kuralları çerçevesinde, kendimi az çok tanıttığıma göre, artık size sizinle ilgili bilgileri aktarabilirim: Gerçekten yaşamakta olan, canlı varlıklarsınız. Fakat gerçek bir sistemde değil de, sanal bir sistemde yaşıyor, bu sistemi yegâne sistem olarak belliyorsunuz. Vücutlarınız, hissettiğiniz vücudunuz değil. Büyük bir ihtimalle yaratıldığınız formunuzu andıran bir formda simülasyondasınız fakat, gerçek vücudunuz, embriyo iken içinde bulunduğunuz ortam benzeri bir sıvının içinde korunmakta. Vücut sistemlerinizden sadece kullanageldiğiniz iki tanesi kaldı – diğer sistemleriniz benzetimlendiklerinden ötürü işlevlerini yitirdiler ve evrim sonucunda giderek yok oldular. Özetle denebilir ki, sadece düşünce sisteminiz ve üreme sisteminizden ibaretsiniz. Yaşadığınız sistem, geçişsiz bir sistem olduğundan dolayı, gerçekten bu sisteme doğuyorsunuz ve bu sistemde öldüğünüzde, gerçekten ölmüş oluyorsunuz. Aranızda çok yeteneklileri saptadığımızda, onlarla özel olarak ilgilenip, onları pasif olarak birtakım testlere tabii tutuyoruz: bu testlerden geçtikleri takdirde sistemden dışarı geçişi, onların yaşam sürecinde, eğer testin sonucu şoku kaldıramayacaklarını işaret ederse de, sistemden dışarı geçişlerini onların simülasyonları üzerinden gerçekleştiriyoruz.

(Uyarlayıcıya Not: Bu uyarıyı takip eden bölümlerde, lütfen mümkün olduğunca sisteminiz içinden halihazırda mevcut örneklerle açıklama yapmaya özen gösterin)

Diğer sistemlerin açıklamasına giriş: Bu açıklama için, Internet’in sanal ortamından faydalanmak ideal görünüyor. Herhangi bir anlık mesajlaşma ağını ele alın: bu ağ üzerinde, sadece sizin ve arkadaşlarınızın bulunduğu bir kanal olduğunu varsayın ve bu kanalın, sizin belirlediğiniz grubun dışında kalanlara görünmez olduğunu. Bu durumda, oluşturduğunuz bu kanal, sizin sisteminiz olarak kabul edilebilir. Bu kanalda kendinize ait kurallarınız vardır: örneğin açık saçık resimler gönderilemez, 10 dakika boyunca mesaj yazmayan kişi, 1 saatliğine kanaldan atılır, bir dosya transferi yapmaktayken, kanaldan bağınızı kesmediğinizi göstermek için, bu durumda mutlaka bir başka kişiyle sohbet ediyor olmanız beklenir. Bu kanalın kurallarını tek başınıza ya da bir grupla, kanalı kurarken belirlemiş olabilirsiniz, önceden üyesi bulunduğunuz bir kanalın kurallarında değişiklikler yapıp kendi kanalınızı kurmuş olabilirsiniz, ya da zaten mevcut olan bir kanalı, sizden önceki birinden devralmış olabilirsiniz. Dahası, kanalınıza yeni kullanıcı alıp almama konusunda da prensiplerinizi belirlemişsinizdir: yeni bir kullanıcı ancak kanalınızdan bir başka kişinin davetiyle aranıza gelebilir veya ancak sizin önceden belirlediğiniz bir koşulu –bilinçli olarak veya bilinçsizce– gerçeklediğinde kanalınızdan haberdar olabilir. Gene sizin belirlediğiniz kurallar dahilinde, sizin kanalınıza üye olduğunda başka herhangi bir kanala üye olamaz veya sizin kanalınıza üye olabilmesi için a,b,c ve d kanallarından en az n tanesine halihazırda katılmış olması gerekmektedir. Kanalınıza bir kere katıldıktan sonra, ancak sizin izninizle veya grupça hem fikir olma durumunda bir başka kanala geçebilir. Katılımcıların kuralları bilme zorunluluğu olmasa da, uyma zorunluluğu vardır.

Diğer sistemler de, yapı bakımından bu kanallara benzer. Kuralları ise doğal olarak daha karmaşıktır. Bu kurallar maddi ve manevi kurallar olarak ikiye ayrılırlar. Maddi kurallar ‘fizik kuralları’ olarak bilinirken, manevi kurallar ‘metafizik kuralları’ alt başlığında toplanabilir. Bizim sistemimizde fizik kuralları büyük oranda çözülmüş olsalar da, manevi kurallar pek çok kişi için hala muallâktadır. Bir de ‘kurallar kuralları’ olarak tanımlanan, maddi ve manevi kuralların çalışmasını düzenleyen üst-kurallar topluluğu bulunur.

Sistemimize yakın olan diğer sistemleri biraz tanıtırsak, yukarıdaki kavramlar daha iyi anlaşılacaktır diye düşünüyorum:

1. Ejderha Sistemi: Ejderha sistemi, bizim sistemimizden geçiş yapmayı başarmış Gary Gygax’ın simülasyonu tarafından oluşturulmuştur. Gygax halihazırda sistemimizde zaten tasarlamış olduğu D&D kurallarının hakim olduğu, 10 gezegenden ibaret bir sistem kurmuştur. Bu sistem, bizim sistemimizin Orta Çağ’ına benzemekte olup, büyü ve efsanevi yaratıkları içerir. İçinde yaşamakta olduğunuz devasa bir online oyun hayatı sürdüğünüzü düşünebilirsiniz.

2. Cennet Sistemi: Cennet sistemi, katılımcı kıstasları en yüksek sistemlerden biridir. Tek kuralının ‘herkesin her istediğinin –sistem koşulları dahilinde– olması’ şeklinde özetlenebilmesinden, bu sistemin salahiyeti açısından kullanıcılarının sorumluluklarının aşırı bilincinde olmaları elzemdir.

3. ‘Bortre’ Sistemi: Bu sistem aslında mutlak bir sistemden çok, birazdan belirteceğim ortak özellikleri içeren sistemleri tanımlamada kullanılan bir klasmandır. Bortre sistemleri her zaman tek bir kullanıcı içindir: kullanıcının kendisi dışındaki her şey, o kullanıcı için vardır ve o kullanıcının onları tanımlaması doğrultusunda gerçeklik kazanırlar. Bunun dışındaki özelliklerde tamamıyla kullanıcının isteklerine ve düşüncelerine göre farklılaşırlar. Kullanıcı sistemde öldüğünde veya sistemi herhangi bir başka nedenle terk ettiğinde sistemin varlığına da son verilir. Bortre sistemleri, kimi zaman kullanıcıdan bağımsız olarak başkaları tarafından oluşturulup, kullanıcı bu sistemin aslında bir Bortre sistemi olduğu bilgisinden yoksun bir halde içeri alınır. Sistemin kullanıcıya bağlı gidişatı, kullanıcı hakkında bilgi edinmekte kullanılır. Benzer şekilde, başkalarını tahakkümü altına almak isteyen kullanıcılar da –genelde sistemin bir Bortre sistemi olduğunun bilincinde olmayarak– yine böyle bir sisteme dahil edilirler.

Sizin Sisteminiz Hakkında Bilgi: İnsanın kendi sistemini anlamaya başlaması, ancak diğer sistemler hakkında bilgi sahibi olmaya başlamasından sonra sağlıklı bir gidişat alıyor. Öncelikle, bir kez daha hatırlatalım ki, sizi bizler yaratmadık: siz –bir şekilde– hep vardınız. Doğarken nereden geldiğiniz hakkında –çoğu zaman, ki istisnai durumlar da birazdan açıklanacaktır– ya da öldüğünüzde nereye gittiğiniz hakkında –gene çoğu zaman, vs, vs.. – bizlerin de pek bir bilgisi yok. Çeşit çeşit sistemleri tasarlayan bizlerin de aslında daha büyük bir sistemin parçaları olabileceği bilgisi, bizatihi kendimizden böyle bir şeyin olabilirliğini bildiğimizden ötürü, bizler için daha da inanılır bir konumda. Başta da bahsedildiği gibi, üreme işlemleriniz dolaylı fakat fiziki olarak yapılıyor. Sisteminizdeki kişiler cinsel ilişkiye girdiklerinde, üreme sıvılarınız gerçek vücutlarınızdan fiziki olarak toplanıyor ve sonuca doğru işleniyor. Yani bebekleriniz gerçek bebekler (görünüşleri her ne kadar tahayyül ettiğiniz formdan hayli farklı olsa da). Fiziki vücutlarınızın bakımı, benim gibi simülasyonların tasarladığı yaşam bakım destek üniteleri adı verilen, robotlar tarafından sürdürülmekte.

Sizin Sisteminiz Hakkında Biraz Daha Bilgi: (Yaşadığınız gezegeni de içeren GH-56 sistemi hakkında özel bilgi) Sizin sisteminizi diğer sistemlerden ayıran başlıca özellik, orijinal sistem olduğunu sandığımız GH sisteminin bir kopyası olmasıdır. “Büyük J.” tarafından, orijinal sistemin sahip olduğunu düşündüğümüz kurallarla, insanlarınızın da artık saptadığı üzere, sizin zaman biriminizle yaklaşık 4.5 milyar yıl kadar önce başlatıldı. Her ne kadar bu bilgi mevcut yaradılış kuramlarınıza ters geliyorsa da, sonuçta bu sistemi de, var olması halinde Büyük Varlık’ın yarattığı neticesine kolaylıkla varılabilir. Sistemde kullanmakta olduğunuz formlarınızın, genel olarak, evrimden önceki hallerimize benzediği düşüncesi uzunca bir süreden beri kabul görmektedir. Mevcut ‘kurallar kuralları’ şu şekilde özetlenebilir:

• Başlangıçtaki kurallara ekleme veya değişiklik yapılamaz. Bu kuralı ihmal etmemek kaydıyla, yol gösterme ve açıklama yoluna gidilebilir.

• Bu sisteme geçiş yapan bir kullanıcı ancak bu sisteme doğma yoluyla geçiş yapabilir, sistemden ancak sistemde ölme yoluyla çıkış yapabilir.

• Eğer geçiş yapan kullanıcının özel izni yoksa, bütün bilgileri silinir ve sadece özünün geçiş yapmasına izin verilir. Kullanıcı çıkış yapmanın yolunu keşfettiğinde, önceki bilgileri de özüne geri verilir.

• Halihazırda sistemde bulunan anne-babanın üreme yoluyla getirdikleri kullanıcılar hariç, hiçbir kullanıcı bu sisteme kendi rızası dışında gönderilemez[9]. Üreme yoluyla sisteme doğan kullanıcılar ise hiçbir şekilde kendi rızaları dışında sistemden dışarı gönderilemez.

• Sistem, yeterli miktarda kullanıcı sistemler hiyerarşisini kavradığı zaman geçişe açılacaktır. Böyle bir durumda, kavram geri kalan kullanıcılara da kavratılacak ve geçiş yapabilecekleri sistemleri seçmeleri mümkün olacaktır.

Bir gün tanışabilmek umuduyla,
Q.

(Üst-dil’den sisteminize uyarlayan: ‘Büyük J.’)


Dipnotlar:
[1-7] Uyarlayanın notu: ‘Yazı’ boyunca sistemimize her uyarladığım kavramı dipnotlarla açıklamaya kalkmak hem gereksiz, hem de yetersiz olacaktı. Bu yüzden, böyle bir sorunun mevcudiyetine dikkat çekmek için, sadece ilk paragrafta bu tür uyarlamaları işaretlemeye, metnin geri kalanında ise, uyarlanmış şekliyle yazmakla yetinmeye karar verdim. Bizim sistemimizde bir şekilde uyarlanan kavram, başka bir sistemde, bambaşka bir şekilde uyarlanmaktadır (örneğin bizim sistemimize ‘yazı, metin’ diye uyarladığım kavram, Kimba-II sistemi için, bizim sistemimizde de kullanılan bir kavram olan ‘şarkı’ olarak uyarlanmalıdır. Bu her ne kadar bize manalı gelse de, durum her zaman böyle değildir: aynı kavramı Melonqvist için ‘pADiya’, Jajanolou içinse ‘4e12bc’ olarak uyarlamalıyız. Ama mesela, kLoua’lılara yönelik bir uyarlamada, bizim iletişim araçlarımızın karşılayamadığı bir kavram kullanılır). Bu karmaşayı bu noktadan itibaren görmezden geleceğim.

[8]Uyarlayanın notu: Bizim sistemimiz için bu tetikleyici tahmin / tahayyüllerin başlıcalarının Internet ile Baudrillard’ın ‘Simulcra’sı, Wachowski Kardeşler’in ‘Matrix’i, Douglas Adams’ın ‘Otostopçunun Galaksi Rehberi’, Doris Lessing’in ‘Şikasta’sı ve Italo Calvino’nun ‘Kozmokomik Öyküler’i olduğunu sansam da, bunu mutlak olarak doğrulayacak veriye sahip değilim.

[9]Uyarlayanın notu: Bu konudaki (“öz’ün töz’den önce oluşması”) yerel çıkarımlar için bkz. Jean-Paul Sartre, “Varoluşçuluk Felsefesi”.


EK: Sistemin Mevcut Özellikleri:[…]
c. Dünya
Geometri: Mekansal: 3 boyut, Zamansal: 1 boyut (tek doğrultulu, sabit hız)
İletişim: Ağırlıklı olarak 2 boyutlu (Tonlama ve Anlam) ses, bu sesin kayda geçirildiği ortamlar (\<2 boyuta aktarılmışı ‘yazı’ olarak adlandırılıyor).
Simülasyon Bilgisi: Var.
Canlı Hareketi : Doğal olarak iki boyut, yapay olarak 3 boyut (sadece mekanda).
Baskın tür dışındaki türler: Hepsi sanal.
Doğum şekli: Bilinçsiz.
Ölüm şekli: Kati ölüm – doğrudan asıl ölüme geçiş.
Sürükleyici Dürtü: Tatminsizlik.
Sürükleyici Kuvvet: Para %60, Cinsellik %30, Bilgi: %10.
Kullanılan Enerji: Sonlu.
Teknoloji: Hazır.
Sanat: İleri
Maddi Kurallar: Standart Model (ayrıca bkz. Manevi Kurallar)
Manevi Kurallar: Yeterince inanılırsa, inanılan şey, Maddi Kurallar’da karşıtı olmadığı sürece mümkün oluyor. Eğer Maddi Kurallar’da karşıtı varsa, ilgili şeye Maddi Kurallar’da olduğundan daha çok inanılması gerekiyor.

17 Ekim 2005