Aptal Woody Allen, aptal Manhattan.

aka, “gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar”. Annie Hall, sizin de büyük ihtimalle bildiğiniz gibi, şu sözlerle başlar:

Annie and I broke up.

Woody Allen, Annie Hall (1974)

Öyle başlamıyormuş. Zaten ben de her ne hikmetse Annie Hall diye Manhattan’ı indirmişim. Bat dünya bat. Oğuz Atay, bilemediyseniz. Miranda July’ın arabasının ön camına yazdığı mesaj. Zor durumlar. 8500 km dile kolay, olmuyor. Boşa yazıp durdum. Yok kimse. Metin Altıok, Evde Yoklar. Başka? Edip Cansever, Ya Alkol Olmasaydı. “İyi akşamlar gençler, alkol var mı?” — Kilink, serseri polise pandik attı. Durum çok fena amirim albayım.

Leman. Fena halde. Bravo yani. Alkışlar bana. Hep bana.

Aynalar yasaklanmalı. Dışarıdan görüntüleyen her türlü teknoloji yıkılmalı (Butlerian Jihad). “En büyük hazinemiz aklımızdır.” — haydi oradan! (yine de: Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş
olsaydım.
) Aradığımı da bulamıyorum (“herkes ama her şey ölsün lütfen”).

Yalnız.

aka, bir başkası için koca bir can sıkıntısından başka hiçbir şey olmadığınızı anladığınız o “nadide” an. 8P (cue in Michael Giacchino)

Hong Kong, 80ler…

Döneli (kaç?) 3 hafta olmuş. Şimdi sabah, lab’ımda çalıştım, bir şeyler hallettim, arada spotify’ı açtım, Leslie Cheung’ün “yeni” albümü çıkmış, onu haber verdi sağolsun, açtım ben de, 70 şarkılar bir toplama, çalmaya başladım, 80’lerin Hong Kong’una gittim, oradayım şimdi.

Okumaya devam et “Hong Kong, 80ler…”

Ankara, Ankara, güzel Ankara (geldik biz!)

Merhabalar! Dün itibarıyla, çok şükür sıkıntısız geçen uzuuuuuun bir yolculuğun ardından güzel memleketimize avdetimizi icra ettik. İnsanın evi gibi var mı? (Yok). Odalar, eşyalar, giysiler, bilinip de unutulmuş bir sürü güzel şey, detay her bir köşeden çıkan.

Üstelik bu sadece evimiz kısmı. İki gündür jet-lag’le mücadele ettiğimizden -hemen karşımızdaki markete gerçekleştirdiğimiz iki kısa seferi saymazsanız- evden hiç çıkmadık. Daha görüşülecek arkadaşlar, bir dolu güzel insan var!

Görüşmek üzere, sevgilerle, geldik biz. 8)

Kaynakça:

  • Ahmet Haşim – Kuğuların Avdeti
  • Robert Browning – Childe Roland to the Dark Tower Came
  • Cemal Süreya – Oteller Hanlar Hamamlar için Sürekli Şiir
  • Edip Cansever – Gelmiş Bulundum
  • Turgut Uyar – Kıyıdaki Elma’ya Bir Ses

İki şey (çünkü bitektir leke)

Başlık Cemal Süreya’dan (“İki şey” şiiri). Kısa kısa birkaç bir şey vardı, bir önceki yazıyı gönderdikten sonra aklıma geldi ama zaten onun içeriği ile de alakası yoktu.

Epigraf. 10 bin yıldan sonra canim-kuzim (p)epigraf‘a arama moturunu geri getirdim. Sağolsun canım patronum PHP8’e geçişte birtakım sorunlarla karşılaştıklarını iletmişti, geçen gün de tekrardan hatırlatınca, o sorunu çözmek için kaputu kaldırdım, hazır alet takımımı da çıkarmışken birkaç ufak ekleme ile, arama kısmı geri geliverdi! Bir bin yıl da böyle gider, sonra ben de düzenleme kısmını yazarım (“implement ederim”), belli mi olur! Hem daha kişisel sayfamı baştan yazacağım güncel güncel! 8)

Billy Joel – My Life. Yeni çıkacak filmlerin listesine göz atıyordum da, Ewan McGregor ile Anne Hathaway ultra dandik görünen bir filmde oynamışlar: The End of Oak Street – onun trailer’ında çalan şarkı bana işte bu! işte bu! dedirtti, yıllardır dilimde mırıldandığım çok sevgili Billy Joel’in “My Life”ı imiş meğerse!

Başyapıtımın makalesi. 15+ yıldan sonra, bir türlü tamamlayamadığım, yıllar boyu sıfırdan yazmaya başlayıp başlayıp yarım bıraktığım, başyapıtım (‘obra maestra’ mı deniyordu?) olan STRUCTURE RELATIONS‘ın makalesinin eskizini nihayet tamamlayıp, gözden geçirip ekleme/çıkarma/düzeltme yapmaları üzerine alakalı partilere ilettim! 🥳🥳🥳

Joanna Wang ile Greta Lee (ve Dakota Johnson). Joanna Wang’ı severek dinlemeye devam ediyorum ama o şarkılarını söylerken ben kafamda Greta Lee’yi canlandırıyorum tip olarak. Greta Lee ve Dakota Johnson (ilki Celine Song’un çok çok çok güzel ilk filmi Past Lives’da, ikincisi de ikinci filmi The Materialists’de başrol oynamışlardı) Amy Poehler’ın “Good Hang” podcastine çıktılar; şimdi ne söylesem ayıp olacak ama Celine Song hakikaten iyi bir oyuncu yönetmeni — benim edindiğim izlenim, hayali bir karakterin derinliğinin onu oynayan gerçek oyuncudan daha etkileyici olma durumları… (even better than the real thing, yinegene) Misal:

Ana de Armas + Mackenzie Davis @ Blade Runner 2049

Uluslararası İlişkiler (/ Fırtınaların oğlu Suru)

Türkiye-Çin ikili anlaşmaları uyarınca, eğer oturma/çalışma gibi özel bir izniniz yoksa, bir girişte maksimum 30 gün kalabiliyorsunuz (örneğin Japonya için bu 90 gün). Ece Hanım’ın da bu nedenle bu yazki ziyaretinde iki defa giriş-çıkış (ya da daha doğru şekilde: çıkış-giriş // siz “horis-giris” diye bir terim biliyor musunuz? (yazıldığı şekilde, yani ş sesi filan yok) ben bilmiyordum, bizim oraların (Merzifon) ağzıymış, biz (İstanbullular?) halbuki “karman-çorman” deriz; ben de Eda’dan öğrenmiştim, babasından aktarmıştı 8). İşte Ece Hanım’ın iki defa giriş-çıkış yapması gerekti. İlkinde Tokyo’ya gittiler, ben yaz okuluna denk geldiği için Şanghay’da kaldım, yazmış olduğum üzere epey güzel, keyifli bir haftasonu geçirdim. Bu seferki çıkışı için Kore’yi (Seul) seçmiştik, biletleri aldık, oteli ayarladık, dün sabahtan binip, pazar akşamı dönecektik plana göre. Bu haftasonu burada yine fırtına alarmı verildi bu arada: bu seferkinin adı “Beyaz Yunus” imiş lakin ne mutlu ki, bize gelene kadar enerjisinden epey yitirmesi bekleniyormuş, o nedenle alarmın rengi mavi idi, neyse bakalım, biz zaten burada olmayacaktık ki. Amerikanca’da -sanırım- “stormchaser” denilen bir güruh/hobiciler var: işte adları üzerinde, nerede fırtına/hortum varsa atlayıp gidiyorlar, o adrenalinden besleniyorlar. Geçen yaz ağabeyimlerde “Aile Arasında” adında, Gülse Birsel’in filmini izlemiştik, oradaki teyze (müstakbel kayınvalide) Adana ağzıyla “Ben hiç goşmam…” diye övünüyordu, ben de öyle şekerim, ben hiç fırtınaya goşmam, fırtına bana gelir. Kesin yazdım diye hatırlıyorum ama arayınca bulamıyorum: biz geçen sefer bu fırtına ayağına sürekli bir “fırtınalar koparsa kopsun / sürüklesin ikimizi” şarkısını söyleyip duruyorduk ailecek, sonra bir öğrendik ki, meğer biz Pamela’nın versiyonunu söyleyip dururken Nergis Hanım’la, Ece Bebey damardan Ebru Gündeş’ten aktarıyormuş! (Bir dolu şey biliyor, hâlâ şaşırtıyor bizi maşallah!)

Çek çizgiyi oğlum, buradan yol geçecek.


Okumaya devam et “Uluslararası İlişkiler (/ Fırtınaların oğlu Suru)”