Çok hareketli geçiyor bu günler… Ece’nin arkadaşı gelmişti ziyaretimize iki haftalığına, Ece stajda iken N. Hanım’la gezdiler, bütün taraflar açısından gayet keyifli ve verimli oldu, onu evvelsi gün uğurladık. Onun gidişinden 5 gün evvel de bizim 7 kişilik dev kadro arkadaş grubumuz (ŞDSBEHL) Şanghay’ımızı şereflendirdi, genelde biraz öyle biraz böyle takılsak da, pekâlâ 11 kişi tam kadro şenlendirdiğimiz de oldu Şanghay yollarını. Dün de bölümde ilk tanışım olan, bize ennn kritik ilk “ne nerede bulunur, nasıl yapılır edilir”lerimizi öğretip Çin’de hayatta kalmamızda en büyük payları olan Julie & Taikang ile buluştuk: bizim ayaklarımız üzerinde durabilir (şimdi düşündüm de “ayaklarımızın üzerinde durabilme” biraz abartılı olmuş, onun yerine “emekleme pozisyonunda devrilmeden durabilme” diyelim) duruma geldiğimizden az bir süre de doktoralarını yapmak üzere Almanya’ya gitmişlerdi, işte tatil dolayısıyla Çin’e dönmüşler (haftaya da nişan yapacaklarmış, ne güzel haberler bunlar! 8). Gelişimizde tanıştığımız sevgili arkadaşlarımızla, gidişimizde de görüşüp, bir nevi ucundan Çin çemberimizi tamamladık gibi oldu.
Okumaya devam et “Diego, yine mi sen?!”Kategori: Genel / Hayat-Memat
Bak işte yaklaşıyor fırtına…
Son iki haftadır, geçen sene haziranda vuran muson yağmuru “meiyu” buralardaydı. Muhteşem bir kapanış yapmak istemiş olsa gerek ki, haftasonu için “Bavi” adındaki ‘süper tayfun’a karşı alarm verildi. Şöyle bir şey:

m/saniye birimini daha kolay anlaşılır km/saat birimine çevirecek olursak, yukarıdaki grafikte göreceğiniz en küçük hız olan 18 m/s = 65 km/sa; en yüksek değer olan 62 m/s ise eşittir: 225 km/sa! (Aşkla geliyoruz!!!)
Okumaya devam et “Bak işte yaklaşıyor fırtına…”Ara sıra, bazı bazı

Burada “Erik Muson Yağmurları” (meiyu) başladı. Bir dolu şey oldu, neler neler. Yazmayacağım (paşa gönlüm öyle karar verdi). Sabahtan yağmur yağdı bir dolu. Az kaldı, 2 ay. Günler yoğun. Ece geldi, en güzel şey oldu.
Okumaya devam et “Ara sıra, bazı bazı”Yazacak ne çok şey var!
Merhaba sevgili okuyucu! İki gündür yataklardaydık, bugün biraz daha iyiceyiz. Ciddi bir şey yok, yorgun düşmüşüz sadece (gezmekten bu arada, yani insanın derdi olacaksa, böyle olsun, değil mi! 8)
Bu da bir aylık bilançomuz:

- 25-26 Nisan: Suzhou (100 km)
- 2-4 Mayıs: Zhangjiajie / Tianmen Dağı / “Avatar” Dağları (1280 km)
- 4-5 Mayıs: Fenghuang (Zhangjiajie’den 200 km)
- 9-10 Mayıs: Xi’an (1380 km)
- 11-13 Mayıs: Pekin (Xi’an’dan 1080 km) [Ben Pekin’e gitmeyip, güzel Şanghay’ımıza döndüm, Nergis Hanım et al. gittiler]
Bulaşıcı olmayan kalp hastalıkları ve onlardan korunmanın yolları.
Şanghay lokal film festivalimizin dünkü gösterimi “I Swear” filmi idi. Tourette Sendromu. Herhalde ilk olarak Oliver Sacks’in “Karısını Şapka Sanan Adam” kitabındaki davulcunun vakasıyla haberim olmuştu böyle bir hastalıktan. Renkkörleri Adası’nda ilginç bir hastalık vardı — litigo bodig olabilir mi? (ezberden yazıyorum). Papua Yeni Gine’deki adalarda oluyordu, yerel bir doktor ömrünü vermişti çözmeye, korkunç bir hastalıktı. Ama sonra hastalık giderek az görülmeye, azala azala bitmeye yöneliyordu da, doktor hem seviniyor, hem de üzülüyordu (“ben çözemeden yok oluyor” diye) [Spoiler: Kesin olmamakla birlikte hastalığın nesilden nesile, yerel halkın törensel olarak ölülerini yemeleriyle devam ettiği düşünülüyordu. Kadınlarda daha sık görülmesi, ilgili virüsün beyinde yerleşmesinde ve cenaze töreninde kadınların iç organları, erkeklerin ise etleri yemelerinden… sonrasında yabancıların gelişi, besin çeşitlerinin artması ve adetlerin değişmesiyle hastalık kalmıyordu.]
Canım sıkkındı bugün, havadan, sudan… (sağlığım iyi, yok bir şeyim çok şükür)
Okumaya devam et “Bulaşıcı olmayan kalp hastalıkları ve onlardan korunmanın yolları.”