Eski Şanghay, Eski Aşk…

Şanghay’ı bize bırakıp gittiler. Kaç haftadır sokaklar ıssız, parklar/bahçeler sessiz, bir başımıza kaldık. Sonra bugün şehrin piyasa yeri Nanjing Caddesi’ne gittik gezmeye, kalabalıktan daraldık, Bund’a ulaşamadan yarı yoldan metroya binip köyümüze (Baoshan / 宝山) döndük. Meğerse bizim yöre akademik olduğu için boşalmış veya turistler turistik yerleri basmış ama bize demişlerdi: tatillerde Pekin, Şanghay filan kozmopolit yerler hep boşalır zira orada yaşayanlar memleketlerine (memleket dedikleri, Çin’deki bölge/kasaba/köyleri) giderler, diye. Öyle oldu.

Okumaya devam et “Eski Şanghay, Eski Aşk…”

o bitmeyen kışlar gibi (bencil)

Bilbao’da ev bakarken, yeri de hatırlıyorum, San Mames’in karşısı gibi bir yerdeydi, bakmakta olduğum evde ısınmaya dair hiçbir şey aparat göremeyince emlakçı beni temin etmişti: “burada kışlar çok ılık geçer, birçok kimse çok çok elektrikli radyatörlerle işi halleder.” Bizde de Antalya için söylenir, değil mi: kışın da klimayla ısınıyorlar diye. Altınoluk’ta Cino hakikaten öyle geçiriyor kışı, birkaç ek önlemle birlikte.

Daha önce de mutlaka söylemiş, yazmış olmalıyım ama bir daha söylemenin, tekrarlamanın bir mahzuru yok: insanların da doğanın %90’ının yaptığı gibi, kışı kış uykusunda geçirmelerinin gerekliliğinin ateşli bir savunucusuyum. Pek çok avantajı var — doğa kendine geliyor, biz toparlanıyoruz bir güzel. Bütün gün, sabahtan akşama uyuyalım da demiyorum, arabaya binmesek, menzilimizi evimizden en fazla 1 – 1.5 km mesafeye kısıtlasak zaten gerisi kendiliğinden gelir. İletişimi minimumda tutsak, herkes kendi içine baksa, en yakınındakilerin ilgisine mazhar olsa, kitaplar okunsa, hikayeler anlatılsa, uyunsa, kendimize gelsek, bahar, yaz için fikirler bulsak.

Yasak Şehir, Pekin, Tarık Turna
Okumaya devam et “o bitmeyen kışlar gibi (bencil)”

Hong Kong, Mong Kok…

2019 yılında, 4-15 Ekim arasında, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde Nihan Yıldız Kökdemir’in “Düşevurum” başlıklı sergisi vardı. Orada bir resim beni çok etkilemişti, şu resim:

Nihan Yıldız Kökdemir (2019)

Hong Kong’da aynı his:

Montane Binası (“Canavar Bina”) [Kaynak]
Okumaya devam et “Hong Kong, Mong Kok…”

Yaşlılar ve Turtalar

Bir bölümü içerisinde tekmil, cinayetten başlayıp katilin kim olduğunun bulunduğu (‘whodunit’) dedektif/polisiye dizilerini severiz biz. Gizem iyiyse, bir sezona yayılanlarını da seyrederiz. Ah bir de cosy olursa tabii, tadından yenmez (“yeter-şart”: yerde kanlar içerisinde ceset yatarken karakterlerden birinin hamburger/sandviç bir şeyler yer durumdayken inceleme yapması). Eskilerden Castle/Psych, son yıllardan Bad Monkey, Only Murders In The Building, daha da yenilerden Death Valley ile High Potential... Only Murders in the Building’de başta Selena Gomez “genç” idi, 3. sezonda artık o da kaderini kabul etti ama yine de Steve Martin ve Martin Short’un yaşlılığı dizinin katarlarından (bu noktada aklıma geldikçe beni kopartan bir detay: mevcut 5. sezondaki yaşlılar tanışma sitesinin adı: “Last Gasp”).

Calendar Girls (2002) — Bunlar iyi günlerimizmiş meğerse!… 8))
Üsttekini beğenenler bunu da beğendi???
Helen Mirren & Celia Imre yine gene hep yan yana! Thursday Murder Club (2025)
Okumaya devam et “Yaşlılar ve Turtalar”

Bir berber(den) bir berbere…

Berber önemli bir iş. Öyle kafanızın estiğine gidemiyorsunuz, bir kere muhteşem hafızaları var bu meslek sahiplerinin, kendi müşterisi değilseniz hemen anlıyor, arada kendi berberinizi bırakıp da bir başka yerde kestirdiyseniz onu da biliyor, böyle değişik bir olay. Ve ben her gittiğim yerde bir berber sorunsalından geçiyorum ilkin. İstanbul’da yaşarken yıllar boyu (üniversite yıllarım) Ankara Esat’taki “Astronot Erkek Kuaförü”nde kestirdim saçlarımı. Ankara ziyaretlerimin arası da maksimum 2-3 ay olduğundan, çok da sorun olmuyordu berberimle evimin arası.

Okumaya devam et “Bir berber(den) bir berbere…”