Ara sıra, bazı bazı

Werk werk werk…

Burada “Erik Muson Yağmurları” (meiyu) başladı. Bir dolu şey oldu, neler neler. Yazmayacağım (paşa gönlüm öyle karar verdi). Sabahtan yağmur yağdı bir dolu. Az kaldı, 2 ay. Günler yoğun. Ece geldi, en güzel şey oldu.

Sabahları kahvaltıda meyve, mısır gevreği ve süt, öğlenleri bir şeyler, akşamları yemek ve çay. Planlar programlar ve takvimler. Bezginlik biraz, bıkkınlık belki biraz da. Mesaj yazmak istemiyorum nicedir. Sosyal aktiviteler — istemiyorum. İstediğim her şeyim var çok şükür, daha ne olsun, istemiyorum. Resimde kediler bana bakıyor, kurbağalar bütün gece vraklıyor. Ruhi Bey gibi mi oldum? (48 yaşında imiş EC kipat yayımlandığında). Saçmasapan işler.

İlle de hediye olacaksa, Memet Baydur’un Tarzan’ını okumanızı isterim, başka da bir şey istemem, daha ne olsun, sağolun. Biz bu ay Hal Hartley’den Where to Land, Trust, Simple Men izledik, o da sonuçta Memet Baydur’a benziyor (şimdi yazarken fark ettim). Bi Gan diye bir yönetmenden haberim oldu, onun Long Day’s Journey Into Night (2018) filmini izlemek istiyorum (keşke 1994’de çekseydi de Kar Wai Wong’ların arasında izleseydim ama belki de öyle değildir). Geçen bir de Emir’i düşündüm ama hangi “context”de bilemedim şimdi. İnsan zaman yolculuğu yapabilmeli anıları dışında da, her şeyin sanal olduğunu ne zaman anlayıp, nimetlerinden faydalanmaya başlayabileceğiz? (bir dolu sıkıcı kipatın ardından bir dolu iyi niyet ve temenniyle “This Is How You Lose the Time War” diye bir kipata başladım, olmuyor gibi ama kısa bir şey (novella), gitti gider, bitti biter (Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa / Böcekler gibi başlamalı yeniden / Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta / Yan garipliğine yürek yan / Gitti giden — Sezen Aksu çok güzel söyler tabii ki ama aslında Gülten Akın şiiri, çok güzeldir (böcek gibi güzeldir ;))

Şiirle kapatalım, şiirler güzel, anılar güzel, şarkılar güzel (Güzel anılar gibi hüzünlü / Hüzünlü şarkılar gibi güzel)

Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Anlasan

Elimi uzatsam tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü

Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur gecelerin
Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli

Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
Böcekler gibi başlamalı yeniden
Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine yürek yan
Gitti giden

Deli Kızın Türküsü” (III. Kısım), Gülten Akın (1955)

Bu sene: muhteşem insanlarla arkadaş oldum, arkadaşım 10+ gün yoğun bakımda yaşam savaşı verdi, taburcu oldu, şimdi günden güne toparlıyor çok şükür, bir diğer arkadaşım annesinin başında, hastanede, amerika’ya gitmek istedim vize için davet isteyeceğim arkadaşımın hocası 3 gün sonra bir anda (kalp kriziymiş) nokta. annemle konuşuyorum kendi kendime, hülya teyzemle yazışıyoruz babamı anıyorum hüsniya’yı anıyorum hayat geçiyor saçmasapan bir hayat aslında düşününce, arkadaşım dedi ki “bir şey yok her şey geçici ve inan her şey geçiyor” ben burada bir süre evvel ölmüş olduğumu ve aslında limbo/araf/lost’un son sezonu gibi bir yerde takılı kaldığımı düşünür oldum (sonra Ece gelince geçti) rüya mantığı işliyor gibi oluyor çoğu zaman (mesela Fry değil de Leela imiş asıl yaralanan).

“Ara sıra, bazı bazı” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir