Bir tanıdığımın çok yakın arkadaşı vardı (buradaki “bir tanıdığım” ben değilim (bana da sıra gelecek, merak etmeyin) ve bu olay 15 yıl kadar önce oldu). İlkokuldan beri canciğer arkadaştılar, yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Sonra bir gün bu ayrılmaz ikiliden biri dostluklarını bitirdi. Bir gerekçe göstermeden, bir küskünlük olmadan. Arayınca konuşuyordu, kısa cevaplar, yazınca cevaplıyordu evet/hayır şeklinde ama sohbet uzamıyordu, başlamıyordu bile, nasıl uzasın!.. Diğeri (benim tanıdığım yarı), tahmin edeceğiniz üzere gerçekten çok üzüldü, haftalarca, aylarca bu ayrılığın sebebini anlamaya çalıştı. Bir süre sonra da o da vazgeçti, vazgeçmek zorunda kaldı. Sanıyorum son iki senedir doğum günlerinde mesajlaşıyorlar: “doğum günün kutlu olsun.” “teşekkür ederim.”
Okumaya devam et “The sense of an ending…”Etiket: arkadaşlar iyidir
Brotherhood…
Erkekler arasındaki dostluklarda
Av anlaşması da var.
..demiş Cemal Süreya (“Dostluklar İçin Düzyazı” şiirinden detay), bizde de durum genel olarak şöyle diyelim:

değil tabii, sizi kandırıyorum (onun muhabbetini de buralarda vaktiyle yapmıştık bu arada, ilgilenirseniz 😉
Biz bugün oradan Russel Bey’i ödünç alıp, 170 erkeğin tepesine konduracağız… Ladies & gentlemen! I give you:
Master and Commander : The Far Side of the World (2003) !!!
Aslında çok da fena değil gibi (/yaşam bir şekilde devam etmeli, saatler düşmeli hep bir sonraya…)
Şairin “nisan ey zalimidir ayların, gövertir!” dediğini ilk okuduğumda vurulmuştum (“şu ceset, bıldır diktiydin ya bahçene… yeşillendi mi bu sene? çiçek verdi mi?” – Suphi Aytimur’un çevirisi benliğime öyle işlemiş ki, ilk İngilizcesi’nden özümsediğim Çorak Ülke‘nin bendeki yansımasını Türkçe etti, gitti). Bu sene nisandan önce giderayak mart vurdu. Neyse, kapatalım şimdi (40 gün geçti — yaklaştım iyice, geliyorum.).
Halbuki güzel şeylerden bahsedecektim, bahsedeyim.
Dünden başlayalım, Adnanlarla kaç gündür görüşecektik. Cuma günü bu seneki futbol turnuvasını bitirmişler, aşağıdaki geçen seneden:

We’re two of a kind / Silence and I…
vahşi siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyuyamayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralar umar
apansız yolculuklara çıkardıkMurathan Mungan, ‘Avara’dan detay…
Dün güzel bir tesadüf oldu, epigraf’ı ayağa kaldırmak üzere özgür yazılım‘da stajyer bir arkadaş (sevgili Oğulcan) kolları sıvamış, sonrasında meğerse bilgisayar mühendisliğinden öğrencim çıktı, sevincim katmerli oldu! 8)
Fişek’teki kendi “stajyerliğimi” hatırladım, Doruk’la eski günleri yâd ettik: <enter Altın Kızlar’ın Sofia’sı> Batıkent, 1999 yazı… Aklımızda bir dolu şeyler olan, çok da dramatize etmemek gerekmekle birlikte, her birinin kendince bir dolu kaygıları, güvensizlikleri, sıkıntıları olan, birbirlerini HiTNet adındaki bir iletişim ağından bulmuş, sıkıca arkadaş olmuş bir BBS dolusu geek. Başımızda da çok sevgili patronum Doruk…
HitNet’e sanırım ’95 yılında girdim. Sonrasında Ankara yolculukları, zirveler, nargileler derken okulu bitirme kararı alışım, mucizenin gerçekleşmesi yolunda atılan epey adım… İTÜ Fiz Müh’te 3 staj zorunlu idi: atelye, bilgisayar, elektronik. Fırsat bu fırsat deyip, bilgisayar stajımı fişek’te yapayım dedim, iyi ki de demişim. Patron kollarını ve FCH’ı sevgiyle açtı. Muhteşem bir yazdı (misal için bkz. ilgili girişin son hikayesi). Hep derim, patron olmasa idi, FCH olmasaydı bugünkü halim niceydi! ODTÜ yıllarında da “damlamaya” devam ettim, hatta Ece’nin geliş haberini oradayken aldım.
Çok hızlı gidiyorum, bir resim koyalım buraya, biraz da mola verelim….

Eda ile ben
Türkiye’ye döndükten sonra ne mutlu ki pek çok güzel şey oldu: Hacettepe’ye girmem, oradaki güzel insanlar, her biri başlı başına bir dünya olan öğrencilerim… ama geçen gün düşündüğümde Türkiye’ye dönüşümün bana kazandırdığı en değerli şeyin çok sevgili arkadaşım Eda olduğunun iyice ayırdına vardım.

