Brotherhood…

Erkekler arasındaki dostluklarda
Av anlaşması da var.

..demiş Cemal Süreya (“Dostluklar İçin Düzyazı” şiirinden detay), bizde de durum genel olarak şöyle diyelim:

The Nice Guys Shane Black Interview : Red Carpet News TV

değil tabii, sizi kandırıyorum (onun muhabbetini de buralarda vaktiyle yapmıştık bu arada, ilgilenirseniz 😉

Biz bugün oradan Russel Bey’i ödünç alıp, 170 erkeğin tepesine konduracağız… Ladies & gentlemen! I give you:

Master and Commander : The Far Side of the World (2003) !!!

Master and Commander’ı çıktığı zamandan beri itinayla göz ardı ediyordum. Gladyatör iyice baymıştı beni, epik mepik hiç çekecek halim yoktu (o zamanlar Moby Dick’i okumamıştım daha hem) bir de işte ergeg ergegggg nereye kadar.

Sokağa çıkma yasağı yokken, kabilenin erkekleri (Barış, Levent & ben) haftasonları katlanır iskemlelerimizi alıp, göletin oraya gidiyor, kahvelerimizi, keklerimizi yiyip purolarımızı tüttürüyor (sans Barış), filmlerden (entel olanları – Nuri Bilge Ceylan filan), müziklerden (cazın dibi), hafif siyasetten bahsediyorduk (2:SxPr&Fb hep sohbetleri). Sonra sokağa çıkma yasağı çıktı çıkalı fellowship’e halel geldi: Barış ODTÜ’de (Minas Tirith) şovalye oldu; biz de Mr. Levent ile bizim sitenin bahçesinde (Mordor?) tavşan Ça-ça ile takılır olduk. Levent, bilgisi engin, sohbeti süper, hoşsohbet bir arkadaş (arkadaşlar iyidir!)  İşte onunla geçenlerde konuşuyorken laf Master & Commander’dan açıldı (yazarken vesileyi hatırlamıyordum, şimdi hatırladım, birazdan ondan da bahsedeceğim). Ben o filmi gişede yatmış, o yüzden serinin diğer kitaplarının filme çekilmesi hayal olmuş zannediyordum, araştırınca (i.e., Wikipedia 8P) öyle olmadığını gördüm: 150 milyon -çok- dolara mâl olmuş ama 200+ milyon dolar hasılat getirmiş ama yine de bu sequel için yeterli garanti değilmiş, o yüzden harç bitmiş, yapı paydos…

Ça-Ça ile Pamuk Prens Sururi (14 Şubat 2021)

Konu şuradan açılmıştı: Filme laf eden birine Russel Crowe epey ciddi, sağlam ve iyi bir yanıt verip viral olmuştu. Böylelikle film yıllardan sonra tekrardan aklıma (ve radarıma) girdi, üstelik artık Moby Dick okumuşluğum da vardı.

Filmin konusu, Patrick O’Brian’ın 20+ kitaplık serisinin ilk 5 kipatından kolajlanmış (internetteki derin araştırmalarım (/Wiki) sonucunda öğrendiğim üzere). Tarihsel olarak gerçekçi, o dönemin (1800-1815) teknolojisini, imkanlarını ve dilini o dönemde kalarak, içinden aktarıyor (kitapların basımı 1969 – 2004 arasında gerçekleşmiş). Efso başucu kipatlarımdan Fransız Teğmenin Kadını (John Fowles — detay için bkz. 3,2,1) (karşı-)örneğin, o zamanı bu zamanın dili ve dahi gözü ve üzerine yargısıyla anlatması ile parlar. Master & Commander serisi içinse, “Jane Austen’ın diliyle yazılmış” övgüsü var (cânım Düşesim, sözüm size!). Bir dolu gemicilere özgü terim var mı? Var. Ama gereken yerlerde kaptan ya da bir başka hayırsever denizci sudan çıkmış balık doktora neyin ne olduğu konusunda bilgi veriyor, bizler de sebepleniyoruz – tersi de geçerli: akıllıca bir plan, bir şeyler olup bittiğinde sağolsun bu sefer de doktor fakir kullarını aydınlatıyor, biz yine arada kaymağı yiyoruz. Bir eleştirmen de (wiki wiki wiki!) “tamam, çok fazla denizci jargonu var ama bu tıpçı olmayıp da House, MD benzeri tıbbi terimlerin, prosedürlerin gırla uçtuğu doktor dizilerinden alınan keyfe nasıl sekte vurmuyorsa, işte bu denizcilik jargonları da öyle filan (başladığım cümle ellerimde can verdi, kusura bakmayın). Film döneminin önemli olaylarına da selam duruyor tabii ki (bu zamanın bilgisini kullanarak) – benim en sevdiğim sahnelerden biri ikmal için Galapagos adalarına çıkınca doktorun Darwin’den 35 sene önce evrim olgusunu çakması, örnekleri toplaması ama sonra bunların hepsini (hemi de iki kerreee!) feda etmesi oldu. Onun içi gidiyor, siz bir de olayın aslını bildiğinizden hem gülüyorsunuz, hem de duble ikimasu..

Film, şüpheye yer bırakmayacak şekilde erkek filmi. Gemide 170 kişi var, herkesin de bir görevi: marangoz, çımacı, ahçı, topçu, hepsi, hepsi. Gemi bir self-sustained şirket misali işliyor – bir denizaltı değil neticede ama hiçbir fazlalığa yer yok: tıkır tıkır. Rütbe, ast-üst hepsi çok net bir şekilde yerinde (İngiliz olduklarından 5’le çarpın bu işi). Kelime oyunları da iyi oynanıyor (kipatlarda epey varmış) – bir noktada (“the lesser of two…” diyeyim, daha fazla spoil etmeyeyim) doktor artık dayanamayıp isyan ediyor: “He that would make a pun would pick a pocket.” Bu vesileyle (öhm, araştırmalarım sırasında… *cough* wikipedia *cough*) yeni bir terim öğrendim: Wellerism. Wellerism’in tam olarak ne olduğunu kavrayamadım ama onun bir alt dalı olarak gösterilen Tom Swifty’lere bayıldım, şu güzelliklere bir bakar mısınız! (enter iki nokta)

  • “I’d like to stop by the mausoleum,” Tom said cryptically.
  • “Pass me the shellfish,” said Tom crabbily.
  • “We just struck oil!” Tom gushed.
  • “Get to the back of the ship!” Tom said sternly.
  • “I have no flowers,” Tom said lackadaisically.
  • “I forgot what I needed at the store,” Tom said listlessly.
  • “I’d like my money back, and then some,” said Tom with interest.
  • “I decided to come back to the group,” Tom rejoined.
  • “I dropped my toothpaste,” Tom said, crestfallen. (Crest toothpaste)
  • “I love hot dogs,” said Tom with relish.
  • “If you want me, I shall be in the attic,” Tom said, loftily.
  • “What our team needs is a home run hitter,” Tom said ruthlessly. (Babe Ruth)
  • “I’ll have another martini,” said Tom dryly.
  • “Pass me another chip,” said Tom crisply.
  • “I’m wearing a ribbon around my arm,” said Tom with abandon.
  • “Baa,” said Tom sheepishly.
  • “Stay away from that turtle!” Tom snapped.
  • “I’m throwing this soup on the ground!” said Tom with wanton disregard.
  • “I own 1,760 yards of paddy fields,” he said with a wry smile. (“rice mile”)
  • “There’s no more room in the hay barn,” said Tom balefully.
  • “Have we no more floribundas?” asked Tom morosely.

Hepsi birbirinden güzel, dili zenginleştiren incelikler (benim favorim “I’m wearing a ribbon around my arm,” said Tom with abandon. — got it? with a-band-on!!! Baba bir baba esprisi! – ve hemen ardından, hatırlatmakta fayda var:He that would make a pun would pick a pocket. 8)))

İngilizce’de böyle bir güzelliğe bir de collective noun kavramında rastlamıştım. Belli cinslerin topluluklarına has isimler veriliyor, örneğin:

  • a pride of lions
  • a loveliness of ladybirds
  • a kaleidoscope of butterflies (! 8)
  • a murder of crows
  • a school of fish
  • a pack of wolves
  • a swarm of flies

(liste uzar gider, çok, çok hoş!.. Sevgili Düşes’e gelsin özellikle Tom Swiftie’ler ama bunlar da 8)

Şimdi geç oldu, artık yatmaya hazırlanmam gerekiyor, yarın devam ederim (bugün 5 Temmuz 2021 Pazartesi, Emir’in doğum günü – bugüne yetişmedi ama yarın bahsedeceğim, hem Smoke vesilesiyle, hem de Aztec Camera’nın Good Morning Britain’i ile ilgili olarak).

İyi geceler & the 7 deadly dwarves.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir