Ex-Kampüsüme Güz Gelmiş!

Geçen sene bu zamanlar, dünyanın hemen hemen öbür ucunda yepyeni kültürel ve teknolojik şeylere alışmaya çalışırken, doğa da bizi pas geçmemiş, inanılmaz, muhteşem ve bir o kadar da şaşırtıcı osmanthus çiçekleriyle kucak açmıştı o yeni mekânımızda! Krizantemlerin Caponya’yı temsil etmeleri misali, osmanthus da bizim için Çin’in güzelliği olmuş idi. Sonrasında osmanthusların memleketi Guilin’de (ki osmanthus çiçeğinin Çince’si ‘guihua’ (桂花) olup, kasabası olan Guilin’in (桂林) tam olarak da kelime anlamı ‘osmanthus ormanı’ oluyor) doyuma ulaşmıştık…

Dün Shanghai Üniversitesi’nden feed’imize düştü: osmanthuslar açmıştı! İnsan böyle bir haberle bir anda aşırı bir mutluluk seviyesine ulaşabilir mi? Eğer başınıza gelmişse evet!..

Bundan sonrası paso resimler… Güz resimleri, osmanthus resimleri. Çok yakından bakarsanız belki kokusunu da duyarsınız.

İstanbul’un güzü (ki ben ‘güz’ demem bu arada, ‘sonbahar’ derim genel olarak) hakkında pek bir anım da yok, ayırt edici bir şeyi de kalmamış bende. Güzü Ankara’da sevmiştim; gerçekten de çok güzel yaşanır güz Ankara’da: elmalar çıkar, yapraklar sararır ve dahi kızarır, yollar kaplanır. Öğlenleri de güneşli ve sıcak olur (tamam, bazen öyle olur), turta zamanı gelir… güzel bir dinginlikle insanlar işlerinden çıkarlar…

Hollandaca’dan hatırladığım kelimelerden biri de güzün karşılığı olan “herfst” – Ece’nin resimli kitabından ilk öğrendiğimde anlamı olan kavrama ne kadar da yakışan bir ses diye çok takdir edip beğenmiştim, hâlâ da aynı kanıdayımdır.

Ne demiş şair?

Sen her şeyi süpürebilirsin;
Sonbaharı süpüremezsin.

Özdemir Asaf, “Yalnız’ın Durumları”ndan detay…

(dahasını isteyenleri 19 Ekim 2008’de bekliyorum)

Bu da benden gelsin: 2 Kasım 2025…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir