Give me a reason to love you/Give me a reason to be/A woman

Miranda July’ın yeni filmi “The Future” 21 Ocak’ta Sundance Film Festivali’nde, klişe tabirle görücüye çıkacakmış. Oyyy oyyy oyyyy, mirandajuly lay.

Haberin Kaynağı: Miranda July’ın blogu — http://mirandajuly.com/news/12-15-10/
Resmin Kaynağı: /Film — http://www.slashfilm.com/miranda-julys-the-future-photos-plot-synopsis-jon-brion-composing-premiere-sundance/

“Give me a reason to love you/Give me a reason to be/A woman” için 5 yorum

  1. Fazladan bir film — Uzun bir zamandan sonra tekrar merhaba,
    Ben de bir film haberi vereyim ve de sessizliğimi bozayım istedim. Girdileri okuyorum ama yazma fırsatı bulamıyorum pek 🙁 Birinci sınıf okutmak çok kolay değilmiş.

    http://www.imdb.com/title/tt1361313/

    Filmin ortalarında bir yerde The Velvet Underground’ın bir parçası çalıyor.

    Oralarda saat kaç bilmiyorum ama buralarda gece yarısına az bir zaman kaldı, o yüzden iyi geceler diyerek noktayı koyayım. İyi geceler (nokta)

  2. fazladan bir yorum — Selam Seyfettin, zaman ne kadar cabuk geciyor, oyle degil mi? Seninle Extra Man uzerine konustugumuzdan bu yana 3 ay eksigiyle 4 koca yil gecmis. Bu 4 koca yilda sen mini mini birlerine kavustun, bizler turlu turlu maceralara atildik yaban ellerde…

    Filmden bir tesaduf eseri haberim olmustu (yanlis hatirlamiyorsam google-resim aramasinda kizil saclar hakkinda bir arastirma yapiyordum / komik olsun diye boyle yazdim ama sonucta dogruydu aslinda — su resmi ariyordum), ama oynayanlari gorunce, keyfim de ilgim de kacti. Cok entelim ya, “piyasa olmustur kesin o sekerim” moduna girdim, sonra da kendime daha fazla sey oldum (ney?).

    Uc gundur sabah 2’ye kadar calisiyordum boyle bir kosturmacanin icindeydim, bugun galiba bitti kosturmaca. Yarin bolumde Noel partisi var, buyuklerden kimse yok, 23 nisan gibi bolum postdoklarla doktora ogrencilerine kalacak, ph.d. comics bir belgeseldir ama xkcd daha guzeldir..

    Buralardan oralara kucak dolusu sevgiler, selamlar Seyfettin, saglicakla kal!

  3. time — (“…And then the one day you find / Ten years have got behind you…”)

    O yoruma baktım da az evvel, son sınıftaki o staj günlerini anımsadım, biraz iyi biraz kötü oldum. Şaka maka (Bir arkadaşım böyle ikilemelerde ikinci kelimeyi muka şeklinde söylerdi. Ayran mayran değil de, ayran muyran derdi. Ders mürs vb. Çok ilginç bir arkadaştı.) derken 4 yıl geçmiş bile meslekte. Bu koşuşturmalar zamanı daha da hızlandırıyor sanki.

    Film afişi pek iç açıcı görünmüyor. Görünce hayal kırıklığına uğramıştım. Henry karakteri fena değildi filmde fakat Louis’i hiç öyle hayal etmemiştim. Kitabın tadını pek veremiyor. Ama yine de izledim, merak işte.

    (Sonra da kendime daha fazla şey oldum, yani kendi düşünceme daha da bir kenetlendim ve doğruluğundan emin oldum :p)

    Resmi görme yetkim yokmuş.

    xkcd daha güzeldir, Cyanide & Happiness ise acayiptir.

    Buralardan da oralara saygılar, hürmetler, Mutlu Noeller!

  4. remedy, we’ll agree, is how I feel — Seyfettin, benim Georgina adinda cok sevdigim bir arkadasim var. Uzun uzun mektuplasiriz, hem e-posta calisiriz hem de normal, boyle 10-15 sayfalik mektuplar paslasiriz. O, gonderdigi mektuplarin fotokopilerini ceken insanlardandir, bense fire&forget takilan turdenimdir. Boyle olusumun, benim acimdan soyle bir avantaji var: eger bir seyi yazmis oldugumu hatirliyor fakat o seyi bulamiyorsam ve delirmek uzereysem (obsesif obsesif), blogda yoksa, Georgina’ya yazdigim e-postalarda da yoksa, “iyi o zaman,” diye kestirip atarim, “Georgina’ya gonderdigim mektuplardan birinde yazmis olmaliyim”. Boyle bir /dev/null serinligi yani takintili beynimin ucunda.

    Neyse, iste sen bahsettikten sonra Extra Man’den, aradim taradim bagirdim cagirdim, bir turlu bulamadiktan sonra en nihayetinde bir turlu buldum Georgina’ya yazdigim bir e-postada. Oradan da anlasilacagi uzere, bir onceki yorumumda yanlis hatirlamisim, kizil saclardan bu filme degil, bu filmden kizil saclara ulasmisim, ne mutlu bana. Tabii soylememe cok da gerek yok ama, Georgina’dan izin aldim mektubu alintilamadan once.

    Normal bir mektup ornegimdir, cok sikayetciyim kendimin bu olayindan: normalde cok konusan bir insan degilimdir ama mektuplarda kisamiyorum kendimi. Eger onemli bir mektupsa, girisine ozet geciyorum, acik acik da soyluyorum ozet diye. Ben olsam kendi mektuplarimi okumaz idim, yarisinda birakirdim, bunu da soyluyorum, daha ne olsun?

    Date: Mon, 15 Nov 2010 15:40:33 +0100 [2010-11-15 15:40:33 CET]
    From: Emre S. Tasci
    To: Georgina Z.
    Subject: Ms. Monday
    Part(s):
    Redheads-500×400.jpg
    shari_springer_berman__robert_pulcini.jpg

    (…)
    yesterday, I was checking something I don’t remember now but then came across the information that Jonathan Ames’ “The Extra Man” has been adapted to a movie by none other than the folks who had shot “The American Splendor” (which was a movie that I had respected but didn’t like that much when I had already seen a masterpiece of Terry Zwigoff, “Crumb” (who also had directed the Ghost World which you might be more familiar with, and the “Bad Santa” a very very surprising movie that employed all the cliches of its genre yet turning them upside down), and returning to our original parentheses where I was referring to “The American Splendor”, a movie that carried Paul Giamatti to awesome status, btw). Now, Jonathan Ames has written one of my most-favorite-of-all-times books, namely the “I pass like night” and although I’ve read his other books (“Wake Up, Sir” and “The Extra Man”) they were surely not in the same circles of my heart (i.e. levels of hell), “The Extra Man” being the weakest. And now I remembered how I came upon the information that there was an adapted movie in the first place: I was trying to find something decent to watch and was checking the latest DVD released on the rottentomatoes.com and there I saw it.

    So, as I was checking the images related to the movie, this photo (which I named as “shari_springer_berman__robert_pulcini.jpg”) appeared. I was really, really stunned at the beauty of the lady there and to make things worse, there was no information about who she (or he) could be. She resembles Katee Sackhoff, isn’t she, with this authoritative stance and all that. Then I went on to find out who she might be, cross-checked all the cast, thought that it was mixed from another movie’s stills/promos, etc.. After that I realized that the movie was directed by two people, a gal and a lad and I checked the images of the lady director, i.e. one Shari Springer Berman. I spent ~15 minutes to accept the fact that she “could” be the same person in that photo. Angles and photographers my friend. Oy-oy-oy… To propose an addendum to my last letter, I’d like to comment that: “As if it’s not disturbing enough to know that there are ‘unachievable’ relations out there concerning 3rd parties, there’s also the fact that most of the time those 3rd parties do not even look like what you thought they were in the first place urging you to get to know more about them. So, here’s a lemma to our old pal Heisenberg: the more you know in detail, the less you wish you had.”

    And thus my excuse of a letter concludes. With a bonus motivator! 8)
    (men, men, men…. pigs pigs pigs…)

    * Spanish “thingy” of the day: here, when they refer to a single letter, they also call it differently then you would expect, pretty much the same way the “H” is called as ~”age-ch”. So, for example they call “J” as “hota”, “H” as :a-che” (“che” as in “Che Guevara”), but the most interesting case was the one with “Y” which they were calling “igrega” (“i” as in “ingredient”) then Bengu finally solved the case employing her knowledge of the French language where it is referred to something smilar — it was “Greek I” (I-Griega)!!!!

    So, ta for now,
    est

    Redheads-500×400.jpg

    shari_springer_berman__robert_pulcini.jpg

  5. Çağrışım Mekanizması — İlk yorumdan sonra bir yorum daha yazmış ve resmi göremediğimden ve birkaç farklı şeyden bahsetmiş, kaydet demiştim. Sonra bot testinden geçemediniz uyarısı almıştım. Sonra tekrar denemiştim ama yine olmamış sanırım. Resmi bu yorumda görebildim.

    Aslında resmi görmesem de olurdu. Yani, sonuçta bir resimden yola çıkılarak filme ulaşma gibi bir durum var (son durumda aslında tam tersi olmuş). Şimdi bu bilgi normalde yeterli, fakat orada bir resim linki olunca insan (ben) merak ediyor, görmek istiyor, göremeyince rahatsız oluyor, halbuki görmese de olur, olmalı.

    Arkadaşlara yazdığım mektupları (mailler), genelde ben de uzatıyorum. İstemsiz tabii. Bir şeyi anlatırken başka bir şey akla geliyor, anlatmasam eksik kalacakmış gibi oluyor ve uzadıkça uzuyor. Anlatılmasa olur denilebilecek şeyleri en ince ayrıntısına kadar anlatmamın da etkisi oluyor bu maillerin uzamasında. Bu tarzda yazılar bazılarının hoşuna gidiyor, beğeniyor yani.

    Taa o zamanlar mektupta da bahsettiğin “gece gibi geçiyorum”a bakmıştım ve baskısı yoktu, halen yok. Sahaflarda bulurum belki ama yolum düşmüyor oralara pek.

    Film çok kötü değildi.

    Bu girdi için teşekkür etmemişim. Miranda’nın, ismi kısa bir öykü uzunluğunda olan filmini izlemiş ve sevmiştim. Bundan haberdar olduğum da iyi oldu. Teşekkür ederim.

    Öykülerini okumuştum oldukça önceleri, “bir ölünün güncesinden”i pek beğenmiştim. Üslup, gizem, ilerleyiş, dil, anlatım kısaca her yönüyle iyiydi. “saatler düşmelidir hep bir sonraya” da aynı tadı veriyor.

    Şimdi buraya bir sürü şey yazabilirim. Mesela, sekiz seneden sonra sigara alışkanlığımı sonlandırdığımı, istanbul’da havaların güzel olduğunu, soğuk algınlığını yeni yeni atlattığımı, kuaförleri hiç sevmediğimi ve giderken çok gerildiğimi filan yazabilirdim ama yazmayacağım.

    Selam, saygı, hürmet…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir