Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar

Mevlevilikte 40 günlük bir çile vardır: Derviş, nefsini eğitmek için, 40 gün boyunca minimumda yiyip-içeceği, uyuyacağı, zamanının çoğunu ibadetle geçireceği bir hücreye konur(muş). İlk gün 40 zeytinle başlayıp, her gün bir zeytin azaltılarak, günü o kadar yiyecekle geçirirmiş. 40 günün sonunda ise şeyhinin yanına çıkıp rüyalarını, tefekkürlerini anlatırmış. Şeyhi uygun görürse sınavı geçmiş olurmuş, öbür durumda ise hemen bir sonraki çileye girermiş. Bu çile, kırk gün durumundan ötürü, Arapça ‘kırk’ anlamına gelen Erbain olarak da adlandırılır.

Çorlulu Ali Paşa Medresesi, “20’li yaşlar”…

Bunları İsmet Özel’in 40 yaşına kadar (yani ağırlıklı olarak siyasi yönelimini tâ köküne kadar değiştirmeden önce) yazdığı şiirleri topladığı Erbain kitabının adını merak edince öğrenmiştim (benzer bir bilgi de rahmetli Metin Altıok’un ‘Süveyda’sı ile gelmişti). Bu girişin başlığına adını veren şiiri de şöyle başlar nitekim:

Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında.
Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat
her şeyi gördüm içim rahat
gök yarıldı, çamura can verildi
linç edilmem için artık bütün deliller elde
kazanadım nefretini fahişelerin
lanet ediyor bana bakireler de.
Sözlerim var köprüleri geçirmez
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim
kılıçsızım, saygım kalmadı buğday saplarına
uçtum ama uçuşum
radarlarla izlendi
gayret ettim ve sövdüm
bu da geçti polis kayıtlarına.*

(tanıdık gelirse, Mazhar-Fuat-Özkan’ın ‘Ağlamadan’ şarkısından olabilir…)

Erbain’i kitaplıkta aradım, bulamadım, verilmiş/kaybolmuş/gitmiş bir şekilde bir yerlere. Sezai Karakoç’ların yanındadır dedim, Sezai Karakoç’ları Cemal Süreya’ların yanında aradım, Sezai Karakoçlar başka odada çıktı ama İsmet Özel’i bulamadım, sağlık olsun, artık gidenlere (Metin Altıok, Gülten Akın, hele de Edip Cansever ile Ahmet Haşimler!..) takmıyorum kafayı. 40 yaşına kitap çıkardığını bildiğim iki şair daha var: Haydar Ergülen’in 40 şiir ve Bir… (Heves)’i ile, Murathan Mungan’ın Murathan ’95‘i.

Ne çok severim Haydar Ergülen’in Adam’ını (sanıyorum ilk eXpress’te yayınlamıştı ama emin olamadım şimdi), 40 Şiir ve Bir…‘e de almıştı:

-idil’e-

O şehre davrandığın gibi davran bana da
O şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: Elveda benim küçük adamım!
ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,
Sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibi
sev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin
o şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar

Bir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?

Şiir yayınlandığında ben hala İstanbul’da, İTÜ sıralarında, Ankara’nın hayalini kuruyordum, şiiri bir kağıda yazmış, cüzdanımda taşır olmuştum. Yirmili yaşlarımın başında idim. Bugün 40 yaşıma girdim.

40 yaşıma en güzel sürprizlerden biri Steam’den geldi: yaz nedeniyle bir sürü oyuna süper indirimler yapmışlar, ben de ne zamandır ucuzlamasını beklediğim Firewatch‘u böyle görünce (indirim 5 Temmuz’a kadar devam ediyormuş), hemen alıverdim, daldım içine. Ben, doğa gezilerini görünce, Gone Home gibi, sessiz sakin, dipten ilerleyen bir şey bekliyordum, pek öyle çıkmasa da, güzeldi nitekim, doğum günüm kutlu oldu.

Her doğum günümde şaşırarak ve sevinerek beni seven insanların ne kadar fazla olduğunu fark ediyorum. Whatsapp’dan yazanlara anında karşılık verdim, geriye emailler ve facebook tebrikleri kaldı (24 Haziran günleri facebook’a girdiğim ender günlerin başında gelmekte 8). Firewatch’un sonunda, credits ekranında çalmakta olan şarkıyı ilk defa dinledim, çok beğendim (Bengü “40 yaşında resmen cazcı oldun sonunda!” diye takılsa da, bunun caz değil, soul olduğu konusunda uyardım kendisini).

İyi ki doğmuşum, iyi ki bu kadar fazla sayıda güzel insanı tanımışım… Her şey için çok sağolun. (ah! Ayrıca Ramazan bitti! Bayram edesim var! 8P)

 

“Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar” için 3 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir