Kış…

…When you gonna make up your mind
When you gonna love you as much as I do…
(Tori Amos, Winter)

Vaktiyle kıştan T.S. Eliot eliyle yakınmıştım, bu aralar yine kış, yine kış, yine kış… Dün sabah (kuşluk vakti) Ece’yi servise bindirdim, hiçbir şey yoktu ama yarım saat sonra ben çıktığımda bembeyaz, karlar altında bir Ankara karşıma çıkıverdi!

Sevgili Düşes’e gelsin: o ki beni bu sabah “Di quella pira” ile kurtardı! 8)

Evvelsi gün Jack London’ın “To Build A Fire” hikayesini okumuştum, tir tir titredim okurken, üstüne kafamda arka planda Camera Obscura’nın “Blizzard”ı dönüp duruyordu. Bu noktada ara verip, çağrışımlardan hatırladığım kadarına düşelim:

Jack London’la çocukluğumdan beri hoşlaşmadım, olmadı bir türlü (it’s not him, it’s me.. 8P). Ben Raymond Carver severim (Jack London’la ne alaka demeyin hemen, iki dakika bir bekleyin yahu!). Daha geçen Tom Waits’in Martha’sını canım çekti, onu dinliyordum, sözler Raymond Carver’ın “Where I’m calling from”unu getirdi aklıma (zaten Tom Waits/Raymond Carver/Edward Hopper — aynı şeyler bunlar sonuçta). Yıllar olmuş kipatı okuyalı, üzerinden geçeyim dedim, wiki’yi açtım (ne de olsa artık gönlümüzce açabiliyoruz, Allah senden razı olsun Gönenç Gürkaynak (adıyla sanıyla: ben bilmiyordum, Nergis Hanım sayesinde öğrendim, siz de öğrenin!)), işte meğerse Carver’ın hikayesinde Jack London’ın “To Build a Fire”ına da değiniliyormuş, merak ettim, gittim okudum, öyle oldu.

Camera Obscura’nın “The Blizzard”ı ise çok alakasız oldu ama hakikaten: iki-üç hafta öncesi yine 80ler damarım kabardı, kendime bir çalma listesi oluşturup, sabah akşam dinler oldum:

  • Rick Springfield – Jessie’s Girl
  • Ramones – Baby, I Love You
  • Smokie – Living Next Door to Alice
  • Smokie – Who the fuck is Alice
  • Sex Pistols – Holidays in the sun
  • Sex Pistols – Don’t give me no lip, child
  • Rick Springfield – Celebrate Youth
  • Huey Lewis & The News – The Power of Love
  • Salt-N-Pepa – Push it
  • Billy Joel – We didn’t start the fire
  • Tommy Tutone – 8675309 Jenny Jenny

(Aralardaki italik ve zor okunan sarı girişler, asıl şarkıların çağrışımları sonucunda listeye sonradan eklenen arkadaşlar, içerikten pek de bir şey kaybetmeden atlayabilirsiniz 8)

İşte, Living Next Door to Alice de gitti The Blizzard’ı ebeledi (ya da sobeledi, terimler konusunda çok yetkin değilim).

Ne diyorduk… Kış! Kıştan çok da haz etmediğime dair öncesinde defalarca yakınmışımdır ama bu tabii ki pek çok güzel anımın beyaz, bembeyaz bir arka planda geçmemiş olduğu anlamına gelmiyor. Hele de akademik olanlar!

ODTÜ’deki ilk kışım (2001), dışarısı bembeyaz, ben asistan asistan (vasistan?) lab 218’imde oturuyorum, çayımı Arçelik Tiryaki’de demlemişim, hiç kapanmayan p218b bilgisayarım DC++’dan .cbr, .cbz ne varsa indiriyor bünyeye, çizgi romanlar, okuyucular ve ben, mesudum. [30 Eylül 2010]

Bir tane de 2015 kışından var: Hacettepe’ye ya başlamışım, ya başlamak üzereyim, kampüs bembeyaz, karlar bileği geçiyor, matematik bölümünün oradaki açıklıkta, arayıl tatili olsa gerek, ortalıkta pek kimse yok zira, zorluklar, belirsizlikler bitmiş, güzel günler önümde, güzel bir dinginlikle puromu içiyorum. (dün de benzer bir şeyler oldu 8)

Kışlar kötü olmak zorunda değil sonuçta, hem ne demiş tarla faresi? Hem ben kışın (Kuzey-Rüzgârının) en büyük sırrını biliyorum ki! (İlahi kızılcık!) (bu bahis, en sevdiğim kitaplar arasında üst sıralarda (belki de ennnn ennnn en sevdiğim kitap) olan John Crowley’nin Little, Big’inden bir meselde geçiyor. Az evvel yönlendirme/bilgilendirme ararken harika bir kaynak (treatise diyecektim, bilemedim Çince’sini — ele alış? hiç oldu mu şimdi! 8P) buldum: The Meadow Mouse Story: A Postmodern Fairy Tale.

“Kış…” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir