Bilbao’dayım, takılıyorum / Doğru değil, seni düşünüyorum…

Sonradan ön not: günlük bulamayınca mecburen buraya yazdım, direkt pas geçebilirsiniz, sadece benim tanıdığım kişiler hakkında, sizlere hitap eden çok bir şey yok bu sefer…

Bu seneki “akademik vazifemi” yapmak için, geçen çarşamba geldiğim Bilbao’dan bir aksilik olmazsa yarın Ankara Ankara güzel Ankara’ya dönüyorum. Genelde ayrılığa dayanma sınırım iki hafta; bu sene birer haftalık, iki kısa ziyaret yapayım dedim, iyi ki de öyle demişim zira yalnızlık zor, sokaklar çıkmaz. Bilbao’da rutin solo düzenime geçtim: gece 2.5 – 3’e kadar kola/puro/süt/çay eşliğinde çalışma, sabah 8’de kendiliğinden uyanış, 10 gibi bölüme varış (yazları otobüsler daha seyrek çalışıyor, o yüzden 8:45 otobüsüne kasmak yerine, 9:15 otobüsüne biniyorum), çalışış çalışış, 6 gibi çıkış, biraz dolaşış (çok zorlama oldu), misafirhaneye dönüş, wash, rinse, repeat... Önceki gelişlerimin aksine bu gelişimdeki çalışma içeriği neredeyse solo idi: geçen sene bu zamanlar baştan yazdığım programın makalesini yazmaya başladım, an itibarı ile free takılıyor, aklıma ne gelirse yazıyorum, 2/3’ü bitti, sonuçlarsız 20, sonuçlarlı 27 sayfa oldu, takmıyorum kafaya, hele bir bitsin, budarız kızılcık, ne çıkar?

Okumaya devam et “Bilbao’dayım, takılıyorum / Doğru değil, seni düşünüyorum…”

hal, ahval ve şerait…

(DYAN – Days upon days)

Pazardan beri Bilbao’dayım, kaç… 6 gün olmuş. Programlar üzerinde çalışıyorum, eski arkadaşları görüyorum, bir sürü iyi insan. Yoon Ha Lee’nin İmparatorluğun Aletleri (The Machineries of Empire) serisinin 3. kitabı Revenant Gun geçenlerde çıkmıştı, onu okuyorum, o gelince kaplumbağa hızıyla ilerlediğim başka “bir makine” kitabına (John Crowley – Engine Summer) ara verdim, iyi oldu.

Geçen Danel ve Txema ile buluştuk yıllardan sonra; daha geçen gün dünya iyisi Julen’le rastgetirip görüştük. Purolarımı depoladım, husniya’ya kavuştum, krallığım! Krallığım!

Krallığım!… (Efe bunu görünce “bir ata krallığım!” dedi 8)

Okumaya devam et “hal, ahval ve şerait…”