Çiçek Güncesi / Nergis

Ana Sayfa || giriş

Liste
20 Ocak 2008 Pazar, 02:51

Şubat'ta Utku'nun düğünü için Türkiye'ye gideceğiz. Ece ve ben yirmi gün kadar kalacağız, Emre'nin izni 10 gün olduğu için o geç gelecek. Türkiye listesi yaptık bir tane, gören burayı mahrumiyet bölgesi sanır. Taşındıktan yıllar sonra bile hala eski oturdukları yerdeki yufkacıya, kasaba gidenler gibi aynı. Aslında liste bu kadar kabarık olmazdı eğer @$#$!$@?!! nakliyeci kolilerimizi buraya ulaştırsaydı ya, neyse.

Bir paket de güllaç koyayım bari bavula, benim neyim eksik? :)

[Bır bır bır] | Gönderen: nergis |  Yorumlar (5)

Pes...
19 Ocak 2008 Cumartesi, 15:48

Northern Exposure'un henüz izlemediğimiz bir bölümünde Holling'in belirsiz bir sebepten devamlı midesi bulanıyordu, en sonunda hamile olan Shelly'nin, kız beklediği için evde her yeri, her şeyi pembe yaptığı, Holling'in midesinin bu yüzden bulandığı anlaşılıyordu. (Belki de Shelly'nin hamile olduğunu sandığı eski bölümlerden biriydi, tam emin değilim.) Kız çocuk - pembe ilişkisi beynimize kazınmış ve gerçekten bir yerden sonra iç bayıcı oluyor. Ve Ece pembeye taktı! Zaten üç - beş kelimelik bir dağarcığı var, durmadan pembe (beğbee) diyor. Her şeyin pembesini istiyor, çorabı bile pembe olacakmış. Pembe boya kalemleri yarılandı, diğerlerini kullanmıyor. Küçücük pembe bir şey görse, mesela yerde iplik parçası, elimden tutup oraya götürüp gösteriyor pembe diye. Ben ona neredeyse hiç pembe bir şey almadım, hatta erkek tişörtü bile aldığım oldu (çünkü kız reyonları baştan aşağı pembe!), demek ki içinden geliyor.

Bu arada, çocuk kıyafetinde en kullanışlı renk beyaz. Elmaymış, armutmuş, basıyorsun çamaşır suyunu, ne leke kalıyor ne iz.

Çocuk kıyafeti demişken, Ece'nin bir tişörtünün üstünde "How dare you!", bir pijamasının üstünde de 'Unlucky Bears' yazıyor. Bilmiyorum, bilemiyorum...

Evet, benim sayfam da çok pembe, değil mi? Gözüme battı şimdi. Üstelik renk kodlarının dosya adı da 'kız sayfası'. :P)

[Bır bır bır] [Ece Böcee] | Gönderen: nergis |  Yorumlar (1)

Türk Usulü Geri Dönüşüm
11 Ocak 2008 Cuma, 23:29

Geri dönüşüm çok önemli bir konudur. Biz de çevre bilincine sahip, sorumlu insanlarızdır. Şu medeni memlekette çingenelere iş düşmeden kendi çöpümüzü kendimiz ayıracağız diye sevinerek, geri dönüşüme uygun olduğunu düşündüğümüz her şeyi (kağıt, plastik, süt kutusu [Tetra Pak kutulardan mobilya yapıldığı kalmış benim aklımda, şimdi düşününce çok da emin olamıyorum.], alüminyum, pet şişe...) ayrı bir poşette (ama hepsi bir arada) biriktiririz. Çünkü bahçedeki üç konteynırdan ikisinin kapağında 'Geen de glas, papier, GFT en KCA' yazmaktadır. Demek ki sonra onlar kendileri ayırıyordur. İki aya yakın bir sürenin sonunda 'geen'in olumsuzluk bildirdiği anlaşılır! Masal da burada... bitmez tabii. Kılavuz kitap okunur; bunun basit bir iş olmadığı, hepsinin ayrı ayrı biriktirilip toplama gününde kapıya koyulacağı ya da götürülüp kendi kutusuna atılacağı öğrenilir. Bir de organik çöp diye bir şey olduğu, meyve sebze kabuklarını da biriktirmemiz gerektiği ve çocuk bezlerinin organik çöp sayılmadığı bilgisi edinilir ve ilk ikisine şaşırılır, sonuncuya gülünür.

[Bır bır bır] [Delft'te] | Gönderen: nergis |  Yorumlar (2)

Benn Yapıcammm!!!
7 Ocak 2008 Pazartesi, 23:59

Eğer konuşabilseydi, son zamanlarda en çok duyduğumuz şey bu olacaktı. Konuşamadığı için, başını arkaya atıp bir elini hayır anlamında kaldırıyor, diğer eliyle göğsüne vurup "Ede Ede" diyor. Kendi yemek istiyor, kendi giyinmek istiyor, merdivenlerden kendi inip çıkmak istiyor. Biz de tabii ki izin verip -ne de olsa gelişiminin bir parçası- (merdiven gibi tehlikeli durumlarda atılmaya hazır panter pozisyonu da alarak) dehşetle ya da gülmemeye çalışarak izliyoruz! Beresini önündeki resme bakarak giydiğinden, hep ters giyiyor. Bacaklarını tişörtünün kollarına sokmaya çalışıyor, bir kolunu yakadan çıkarıp, öbürüne yer ararken düğüm oluyor. Yalnız yeleğini bir kere güzelce giydi, çok da beğendi yaptığını, kasım kasım kasılarak bana geldi sırtı önüne gelmiş yelekle.

Yemeğini kendi yiyebilmesi çok güzel bir şey; mesela mama sandalyesine oturtup ikindi kahvaltısını önüne koyunca, o uğraşıp didinirken ben başka bir iş yapabiliyorum. İşte, özgürlük bu değil mi? Değil mi? Sanki böyle bir şeydi, gerçi hayal meyal... Kendi yediği yemeğin sonrasında Ece'yi yıkamak, üstünde ne var ne yoksa (ve benimkilerin de bir kısmını) mutlaka önce bir takım işlemlerden de geçirerek yıkamak, yerleri süpürmek, masayı, mama sandalyesini, yerleri, bazen duvarları silmek, tek suçu o anda masa üstünde bulunmak olan her türlü tuzluk, biberlik, ekmek kutusu, nihale, oyuncak, kavanoz, cep telefonu vb.yi temizleyip yeniden çalışır hale getirmek de o 10 dakikalık özgürlüğün bedeli oluyor, e, olacak artık o kadar. Zaten yeni koşullarımızda bunlar pek sorun teşkil etmiyor. Ankara'daki evimizde mesela Ece'nin mama sandalyesinin altına eski bir banyo perdesi seriyordum kazalara karşı, burada öyle bir önleme ihtiyaç duymuyorum, ortama hemen uyum sağladım. Koridorda bir tane ortak kullanım için elektrik süpürgesi var, o bize ait gibi bir şey, her gün -hatta bazen günde bir kaç kere- bizim eve giriyor, başka kimse de kullanmadığı için sorun olmuyor. Perşembe günleri de temizlik günümüz; Miranda geliyor, ayakkabılarıyla giriyor, süpürüyor, siliyor, sağolsun, pırıl pırıl. Şengül'cüğümün kulakları çınlasın, hey gidi günler!

[Ece Böcee] [Delft'te] | Gönderen: nergis |  Yorumlar (3)

Takvim

Ara

Ocak2008

Şub

P

S

Ç

P

C

C

P

31

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11

12

13

14

15

16

17

18

19

20

21

22

23

24

25

26

27

28

29

30

31

1

2

3

Bağlantılar

Karalamalar
Epigraf
Baking Fairy
Ece'nin fotoları
Seksen Günde Devri Alem
Her Telden Bir Blog
Sütlü Kahve
Yaşam, Evren ve OBM Hakkında Her Şey

Resim Galerisi

Arama

Arşiv


powered by / kullanılan ana yazılım
GUBEN blogger by emre sururi

hosted by / barındırma
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
Fişek Enstitüsü Bilişim Hizmetleri
RSS Beslemesi
Yorumlar - RSS

Tüm Kategoriler
Bır bır bır
Okur Yazar
İş, Güç!
Ece Böcee
Lay lay lay
Yersen
Pusetle Seyahat
Delft'te
Natur
Bask Elleri
Çocukla Seyahat