2025’te normali ne kadarsa, o kadar kipat okudum. Çok coşmadım, Sade çalıyor şimdi, “In another time”. Sade’nin böyle listelerde rastgele gelince, arkaplandan hafif hafif çalmaya başlayıp, sakince, hiç kasmadan dikkatinizi çeken bir yanı, büyüsü var…

Şimdi okuduğum kipatlar listesine göz gezdiriyorum da, içinde çok güzel kitaplar barındıran (Erin Morgenstern’in “The Starless Sea”si yılın kipatıydı bence; ona ek Susanne Clarke’nin sürprizi The Wood at Midwinter’ı ile Memet Baydur’la tanıştığım “Gözün Kahverengi Suyu” ve dahi birbirlerini tamamlayan ilginçlikleriyle Calvino’nun “If on a winter’s night a traveler”ı ile David Mitchell’in “Cloud Atlas”ı da o yılın yüz aklarıydı) 2024’ü gerçekten ve maalesef çok dandik bir kipat olan “Balzac and the Little Chinese Seamstress”le bitirip (ama yine de 2024’ün en dandik kipat olayı Can Xue hezimetim idi), 2025’e Southern Reach “üçlemesinin” 10 yıl aradan sonraki eklentisi 4. kitap “Absolution” ile muhteşem bir başlangıç yapmışım — okuyup hazmetmem 2 aydan uzun sürmüş gerçi ama olsun, o kadar zamanda bile iyi okumuşum bence.
Jeff VanderMeer’in “Southern Reach” serisi (Annihilation, Authority, Acceptance, Absolution — Authority’yi okumayı planlamıyorum bu arada) edebi yetkinlik olsun, kısıtlar olsun, konu olsun, beni böyle dalgalar halinde etkileyen über-başarılı bir “New Weird” serisi (eski Weird ne derseniz, Orhan Veli-MCA-Oktay Rifat’ın eserleri derim — demem tabii, şaka şaka: tabii ki H.P. Lovecraft’ın (+çağdaşı birkaç ismin / öncesindeki Edgar Allan Poe’yu bilinçli olarak dışarıda bıraktım bu arada) eserleri oluyor). Ne desem spoiler olacak, bu yıl yer yer birkaç blog girişinde de (aramayacağım şimdi) ucundan yamacından yöresinden değinmeye/irdelemeye de çalıştım ama gerçekten anlatılabilecek gibi bir şey değil zira yazan şeylerden çok sizde uyanan duygular, bütün o varoluşsal sıkıntılar.
Annihilation’a tekrardan başlayıp da içimi iyice kasvet bürüyünce ChatGPT’ye sormuştum “Vandermeer’i okudum, New Weird olsun ama China Mieville olmasın, ne tavsiye edersin?” diye de, o da neyse işte o girişin sonunda var bunlar, netice itibarı ile o zaman Mieville’in o en meşhur kipatı olan “The City & The City”ye yıllardan sonra tekrardan bir el attım, Jeff Vandermeer’den sonra aksiyon filmi gibi geldi (iyi ya da kötü anlamda söylemiyorum ama sanırım kötü anlamda söyledim zira kipattan çok film senaryosu gibiydi – kolay seyirlik). Sonra Lale’nin yol hediyesi Perdido Street Station’ı geldi, Çin’deki ilk aylarımda güzelce, minnetle okudum, ortadan sonra patladı yalnız, beklentim de az olduğundan çok da sorun olmadı neyse ki. Herhalde başka da Mieville okumam bundan sonra.
Bu sene bol bol çizgi roman da okudum, Sandman’i bir kez daha okudum mesela baştan sona, eski seri iyiydi, üvertürü yine fenaydı (onu da birkaç sene evvel, Bartın-İnkumu’nda okumuştum, o zaman da hiç beğenmemiştim / üvertür demişken, Sevil Berberi’nin en meşhur melodilerinden birinin (nın-nın-nı-nı-nıııı-nın / nın-nın-nın-nı-nı-nıııııın) sadece üvertüründe olması nasıl bir şeydir ya? 8))
Sonra canım Shadow & Bone’un “Six of Crows”unu çekince bir ara, yine ChatGPT’ye sormuştum, o da bana Scott Lynch’in “The Gentlemen Bastards”ını önermişti (aaa, şimdi gördüm yalnız, bu olaylar 2026’da gerçekleşmiş / tamam o zaman). Gördüğünüz üzere sevgili kâri, 2024’ten 2025’e, oradan da 2026’ya girmişiz bile. Pek coşkulu geçmedi bu yıl anlayacağınız, bir dolu patlak kipat da cabası (Richard Flanagan – Question 7; Ian McEwan – Amsterdam; Hope Mirrlees – Lud-in-the-Mist; C.S.E. Cooney – Saint Death’s Daughter).
Bu senekilerden bir tek Absolution deldi geçti. Bir röportajında Tarantino “Jackie Brown” ile asıl yapmak istediğinin filmi izleyenlerin dostlarla takılır gibi, tekrar tekrar izlemeleri olduğunu, arka planda açıkken rahatça takılmalarını amaçladığını belirtmişti (metinde çok daha güzel ifade ediliyordu ama beri yandan metni arıyorum, bulamadım henüz — 1 sn. sanırım buydu: New Yorker’da çıkmış olan “The Movie Lover“):
One of the many personal genres that Tarantino has made up is “hangout movies”—movies whose plot and camerawork you may admire but whose primary attraction is the characters. A hangout movie is one that you watch over and over again, just to spend time with them. “Rio Bravo,” one of Tarantino’s three favorite movies of all time (the two others are “Taxi Driver” and “Blow Out”), is a hangout movie. Richard Linklater’s “Dazed and Confused,” perhaps Tarantino’s favorite movie of the nineties, is another hangout movie, and when Tarantino is abroad, in a hotel or some apartment he’s rented, if he feels lonely he goes to a video store and rents “Dazed and Confused,” and then he doesn’t feel lonely anymore. The characters in the movie have become friends of his.
“Reservoir Dogs” and “Pulp Fiction” aren’t hangout movies, but Tarantino hopes that “Jackie Brown” has become one. He hopes that people will see it the first time just to get the plot out of the way, and then, whenever they feel in need of a certain sort of company, watch it again. “Jackie Brown,” he thinks, is the sort of movie that people tend to like better the second time, even better the third time, and maybe even better the fourth time. “You don’t watch it four times in a row,” he says. “It’s just that, for people who like it, I really wanted to give them a gift that they could watch for the rest of their lives. Every two or three years, put in ‘Jackie Brown’ again, and you’re drinking white wine with Jackie, and drinking Screwdrivers with Ordell, and taking bong hits with Melanie and Louis.”
Larissa MacFarquhar, “The Movie Lover” (New Yorker, 2003)
Absolution da benim için öyle bir kipat olacak — tıpkı diğer iki (nasıl denmişti yukarıdaki yazıda?) “hangout kipatım” olan Little, Big ile The Wind-up Bird Chronicle gibi. Gelsin ozman yılın kipatı:
