|
Kategori: Sabun Köpüğü / TV Kafa
Drawn Together, Hande Abla’sına Sevgilerini Sunar.. 8)
(biri Charlie Brown, Peanuts mı dedi?.. )

why didn’t the skeletons go to the…
…church?
– because they had no organs.
…party?
– because they had no body to go with.
geçen hafta bengü’yle tim burton’ın ‘corpse bride‘ını seyrettik. önceden henry selick’in gerek ‘nightmare before christmas‘ını, gerekse de ‘james and the giant peach‘ini seyretmişliğimiz, sevmişliğimiz vardı, o yüzden bu filme antremanlı çıktığımız söylenebilir..
yalnız benim antremanlı da olsam, gafil avlandığım şey stop-motion (stop motion’ı alin taşçıyan ‘tek-kare’ olarak çevirmiş / kullanmış bu arada) tekniği ile ilgili oldu. film boyunca, filmin stop-motion mı, yoksa dijital animasyon mu olduğu konusunda gidip geldim. sonrasında yaptığım araştırmada, stop-motion olup, apple’da editlendiğini öğrendim de rahatladım. çok kaliteliydi. konu biraz dandik olsa da, ve ben her halikarda oyumu victoria’dan yana değil de, corpse bride emily’den yana kullansam da, güzel bir seyirlikti ama ne NMBC ile, ne de JATGP ile kıyaslanamaz).

the smiths: and if a double decker bus / crashes into us..
to die by your side, is such a heavenly way to die..
The Smiths – There is a light that never goes out
sabah evden geç çıktım, bengü ile bir güzel kahvaltı ettik, kahvaltı sırasında da, aslında cts kahvaltı geleneklerimizden olan NTV Arka Sayfa programını bilgisayardan izledik. program gene çok güzeldi (bu hafta misafir olarak Yiğit Özgür ve Erdil Yaşaroğlu çıktı), kapatırken de smiths’den Girlfriend in a Coma’yı çaldılar, Smiths’im geldi fena halde, evden çıkmadan evvel cd’yi kaptım, şimdi de güzel güzel dinlemelerdeyim..
Morrissey’in son albümünü o kadar beğenmemiştim, ne varsa eskilerde var. (Shyness is nice but shyness can stop you from doing all the things in life you’d like to.. 8)
ne diyebilirim ki,
ask me I won’t say no how can I..
kara kule – kötü haber
çizgi roman severim ama çooook uzun bir zamandır okuyup da sevdiğim bir Marvel olmadı. ortaokuldayken yoğun bir şekilde örümcek adam tüketirdim, keza fantastik dörtlü ve conan. ama ortaokuldayken. sonra DC’nin Vertigo serisi (tüm o grant morrison’lar, alan moore’lar, hellblazer, preacher..) ile tanıştım (lisede değil ama, yıllar sonra). America’s Best Comics (The League of Extraordinary Gentlemen), Dark Horse (Frank Miller’lar) filan derken, daha çok “indie” (aferin DC’ye) takılmaya başladım. gelelim bugünkü kötü haberimize:

Stan Lee’yi de sevmem (Kevin Smith demeyin bana, onun yeri ayrı, o başka Marvel için -de- çalışsa da.)
