Gürer’e bir şiir.

I
Among twenty snowy mountains,
The only moving thing
Was the eye of the blackbird.

II
I was of three minds,
Like a tree
In which there are three blackbirds.

III
The blackbird whirled in the autumn winds.
It was a small part of the pantomime.

IV
A man and a woman
Are one.
A man and a woman and a blackbird
Are one.

V
I do not know which to prefer,
The beauty of inflections
Or the beauty of innuendoes,
The blackbird whistling
Or just after.

VI
Icicles filled the long window
With barbaric glass.
The shadow of the blackbird
Crossed it, to and fro.
The mood
Traced in the shadow
An indecipherable cause.

VII
O thin men of Haddam,
Why do you imagine golden birds?
Do you not see how the blackbird
Walks around the feet
Of the women about you?

VIII
I know noble accents
And lucid, inescapable rhythms;
But I know, too,
That the blackbird is involved
In what I know.

IX
When the blackbird flew out of sight,
It marked the edge
Of one of many circles.

X
At the sight of blackbirds
Flying in a green light,
Even the bawds of euphony
Would cry out sharply.

XI
He rode over Connecticut
In a glass coach.
Once, a fear pierced him,
In that he mistook
The shadow of his equipage
For blackbirds.

XII
The river is moving.
The blackbird must be flying.

XIII
It was evening all afternoon.
It was snowing
And it was going to snow.
The blackbird sat
In the cedar-limbs.

Thirteen Ways of Looking at a Blackbird
Wallace Stevens

Reprise

Reprise (2006) Reprise Joachim Trier, Norveç filmi, yazarlar, yazarlık, gençler, gençlik. Sağlam bir filmdi, anlatım tekniği genç işiydi. Daha detaylı ve formal yazacağım inşallah. Bu film sayesinde ayrıca The Jam ve Le Tigre‘ı tanıdım, özellikle ikincisi beni fena çarptı — Diskotek Joy Division’ı (Nasıl yani? Ama olmuş işte! Klip de Datarock’ı andırıyor..)

4 albüm

Bilmiyorum ne kadar zamandan sonra, yabancı müzik CD’si aldım. Hem de 4 tane.

The Eels - Beautiful FreakThe Eels – Beautiful Freak : Bengü’nün de doğru tespit ettiği gibi, ilkin kapağa vuruldum, sonra gittim baktım grup bilgisine Shrek’ten filan dinlemişliğim varmış zaten. Tiki müziği.. tiki müziği değil de, başka bir şey deniyordu buna hani şapkalı filan bir şey.. neydi, bakayım bir saniye, bulabilecek miyim…

Çok sonradan edit O arada biz göle pikniğe gittik, eve döndüğümde anahtarımı bulamadım, tekrar geri göle gittim yine bulamadım ama çok şükür Bengü onu çantamın dibinde buldu, mutlu son. Sonra, geldikten sonra yani, bu sefer bilgisayarın başına oturdum, neydi o müzik türü neydi neydi, bulamadım bir türlü. Sonra sonra aklıma xkcd geldi, orada da ele almışlardı, baktım emo‘ymuş ama emo değilmiş aslında benim aklımdaki. Hani kültürel tikiler dinler böyle az enstrümanlı, bir ucunda portishead filan var, fusion diyeceğim geliyor, değil.. (Zero 7 tadı var kimi zaman tıpa tıp dum dum dum) downtempo herhalde, wiki’den kurcaladım biraz.. hah, chillout, chillout! Theremin‘li filan… Neyse, ne diyorduk?..

Lee Morgan - indeed!Beni bilenler, cazdan nasıl köşe bucak kaçtığımı da bilirler.. Ona rağmen, bir şans daha vereyim deyip, Lee Morgan – Indeed! albümünü aldım. Albüm 1956 tarihli, o sırada 18 yaşında olan Morgan’ın ilk albümü. O sırada henüz Dizzie Gillespie ile çalmaya başlamış, birkaç ay sonra Dizzie grubu dağıtmak zorunda kalacakmış. Kapakta Lee Morgan’ı Gillespie tarzı bükük trompeti üflerken görüyoruz. 33 yaşında da ölmüş – wiki’ye göre uyuşturucu satıcısı ile maraz çıkmış, (common law) karısından silahını getirmesini istemiş, yanında da karısını onun için terk edeceğini söylediği kadın varmış, karısı silahını getirmiş, o da tekme tokat karısını dövmüş dışarı atmış, karısı unuttuğu paltosunu almak için geri dönünce tekrar kavga çıkmış, karısı da onu vurmuş, öldürmüş.

Woody Guthrie - Ultimate CollectionBunu Gürer Bey için aldım, annem gelince onunla göndereceğim. Gürer Bey sever Woody’yi de, içli beyaz country’cileri. Ben de arada sırada dinlerim, Guthrie’yi de ondan öğrenmiştim zaten.

Beach Boys - Live at KnebworthBengüm sever Beach Boys’u. God only knows pa pa pa pa pa pa paa!.. 8)


Ya mesela aynı sebepten ötürü (tikilik contenti) Belle & Sebastian da sizin olsun, 3 doors down, white stripes, arab strap… sayayım mı daha? sevemiyorum sevdiceğim.. (bir tek belle & sebastian’ı dayanamayıp dinliyorum aralarda)

Japonya’ya iki güzelleme…

Kyou nitemo
kyou natsukashi ya
hototogisu

Kyo’dayım ama yine de,
Gugukkuşu’nu duyduğumda
Kyo’yu özlüyorum

Basho

ile

Japonya’da olduğumdan çok Japonya’da olduğumu bilmek beni asıl heyecanlandıran, ah imgelem, ah imgelem, senin içine gömülelim biz!.. Roland Barthes, kulakların çınlasın, toprağın bol olsun geveze Fransız!..

Eğer imkanım olsaydı, imkan değil de lüksüm diyelim, bütün Japonya’yı bu otel odasında geçirmek isterdim. Havaalanından buraya gelene kadar gördüklerimden Japonya’da olduğumu anladım ya, yeterdi bu kadarı (da).

rbrbrb