if you’re out on the road, feelin’ lonely and so cold — all you have to do is call my name…

Bir süredir ailecek ve deliler gibi, Gilmore Girls izliyoruz (3. sezonun ortalarında bir yerdeyiz). Vaktiyle, tâ CNBC-e zamanında yayınlarlardı da, denk gelirsem, sonrasında Düşes’e takılmak için izlerdim (laf aramızda Düşes deruni bir tutkuyla bağlıdır). Ece ile Bengü’ye de belirttiğim üzere, bir Bera’yla Cure dinlediği için çok dalga geçip de sonrasında avid bir Cure hayranı olmuşluğum vardır; bir de işte Düşes ve GG hakkında…  Okumaya devam et “if you’re out on the road, feelin’ lonely and so cold — all you have to do is call my name…”

It’s my party…

Bu sabah fırına ekmek almaya giderken, kulaklığımda Brian Eno’nun –daha evvel de buralarda yazdığım– “Lay My Love”ı çalmaya başlayınca, aklıma Chris ile Ed’in turna için dans ettikleri muazzam sekans geldi, daha bir keyiflendim:

Burada muazzam bir kardeşlik, bir dayanışma var (İngilizcesiyle “fraternity”). Durumun benzerini düşünürken, Catalina’nın vaktiyle düşmanı olan Joy için, daha doğrusu onun için değil de, Joy’un iyiliğini isteyen arkadaşı Earl’e yardım için dans ettiği (zıpladığı) bölüm geldi (My Name is Earl s02e02 – Jump for Joy)…

Okumaya devam et “It’s my party…”

Mor dolmakalemim.

Evvelki hafta, mor dolmakalemimi kaybettim. Hemen farkına varamadım, tipik “ofiste değil, o halde evdedir / evde değil, ofiste daha dikkatli bakayım / o halde belki ceketimin-gömleğimin cebindedir, kirliye gitmiştir, oraya bakayım…”larla bir hafta geçti. Derslere girdiğimde çocuklara sordum, bölümün kapısına yazı astım, bulamadık.

Okumaya devam et “Mor dolmakalemim.”

Neredeyse sonsuz jest

-DFW’dan ilhamla-

Abby ve Brigitte ayrı ayrı ülkelerden, ortak bir kısa süreli proje davetiyle geldikleri bir başka ülkede, aynı çalışma grubunda araştırma yaparken tanışmışlardı. Üç ay boyunca birlikte çalışma yaptıktan sonra kendi ülkelerine dönünce, arkadaşlıkları sosyal medya üzerinden sürdü (doğum günlerinde kutlama, aralarda paylaşılan resimleri beğenme; düzenli, pasif takip şeklinde).

Bir gün Abby, o sırada bir konferans için bulunduğu tropik/turistik şehirden bir kartpostal alıp, Brigitte’e gönderdi.

Günler, haftalar geçti. Kartın Brigitte’e sürpriz olmasını istediğinden doğrudan da soramıyordu. Büyük bir ihtimalle Brigette’in üniversitedeki bölümü de, tıpkı kendi bölümü gibi, posta kutularını kuş yuvası misali sekreterliğin oradaki bir duvara monte etmiş; gelen mektuplar da, hocaların hasbelkader yolları düşünce bakılmayı, bulunmayı bekleyip, boynu bükük duruyorlardı.

Abby her defasında Brigitte’e mesaj atıp posta kutusuna bakmasını söylemekten, ima etmekten, hatır sormaktan hep son anda vazgeçti. Bilmediği şey ise Brigitte’in de ona hemen hemen aynı günlerde atmış olduğu posta kartının günlerdir kendi posta kutusunda tozlanmakta oluşuydu.

9 Ağustos 2019, Cuma.

Bilbao’dayım, takılıyorum / Doğru değil, seni düşünüyorum…

Sonradan ön not: günlük bulamayınca mecburen buraya yazdım, direkt pas geçebilirsiniz, sadece benim tanıdığım kişiler hakkında, sizlere hitap eden çok bir şey yok bu sefer…

Bu seneki “akademik vazifemi” yapmak için, geçen çarşamba geldiğim Bilbao’dan bir aksilik olmazsa yarın Ankara Ankara güzel Ankara’ya dönüyorum. Genelde ayrılığa dayanma sınırım iki hafta; bu sene birer haftalık, iki kısa ziyaret yapayım dedim, iyi ki de öyle demişim zira yalnızlık zor, sokaklar çıkmaz. Bilbao’da rutin solo düzenime geçtim: gece 2.5 – 3’e kadar kola/puro/süt/çay eşliğinde çalışma, sabah 8’de kendiliğinden uyanış, 10 gibi bölüme varış (yazları otobüsler daha seyrek çalışıyor, o yüzden 8:45 otobüsüne kasmak yerine, 9:15 otobüsüne biniyorum), çalışış çalışış, 6 gibi çıkış, biraz dolaşış (çok zorlama oldu), misafirhaneye dönüş, wash, rinse, repeat... Önceki gelişlerimin aksine bu gelişimdeki çalışma içeriği neredeyse solo idi: geçen sene bu zamanlar baştan yazdığım programın makalesini yazmaya başladım, an itibarı ile free takılıyor, aklıma ne gelirse yazıyorum, 2/3’ü bitti, sonuçlarsız 20, sonuçlarlı 27 sayfa oldu, takmıyorum kafaya, hele bir bitsin, budarız kızılcık, ne çıkar?

Okumaya devam et “Bilbao’dayım, takılıyorum / Doğru değil, seni düşünüyorum…”