Borges & New Weird (& ben)

Borges bir yazısında (“Los Cuatro Ciclos” / “Dört Çevrim”) 4 çeşit hikaye olabileceğinden dem vurur:

  • Kuşatma altındaki şehir: kuşatanlar da, kuşatılanlar da cesur insanlardır. Şehri savunanlar da bilir ki, hiçbir kurtuluş umudu yoktur, şehirleri er geç yakıp yıkılacaktır. (Örnek: Truva@İlyada)
  • Geri dönüş: Borges burada ‘regreso’ kelimesini kullanmış (İngilizce’de karşılık olan ‘return’ sanki daha çok ‘revolver’in karşılığı gibi), bence (Borges’in verdiği Ragnarok’un yıkımından sonra tanrıların oyun parçalarını (Borges “satranç taşları” diyor) bıraktıkları yerde, ama daha önemlisi hiç kullanılmamışçasına bulmaları gibi, çevrimi tamamlayıp bir yenilenişe girmesi gibi bir anlamı da var. (Diğer örnek olarak da tabii ki Odeseus’un Truva’dan Ithaca’ya dönüş macerasını gösteriyor)
  • Arayış / Görev: İspanyolca’sında “busca” (arayış) diyor Borges ama İngilizce’ye “quest” (görev – busqueda) olarak çevirdiklerinde hiç sırıtmıyor bence de. “Eski hikayelerde sonu hep iyi biterdi, ödül olurdu — günümüzde Kafka’nın veya Joyce’un kahramanlarını tek bekleyen şey yenilgi.” diye de dert yanıyor. (Örnekler: Simurg, Jason & Argonotlar, Yuvarlak Masa Şovalyeleri // Kaptan Ahab +Kafka’nınkiler +Joyce’unkiler)
  • Tanrının kurban edilmesi: Burada örneklerden başka bir şey vermiyor ama tabii anlam kendiliğinden menkul. (Örnekler: Attis, Odin, İsa)

Borges’in bu yazısını vaktiyle sevgili Mehmet Batur’dan öğrenmiştim — bir ara HiTNet’te her yazısının altına tag olarak eklerdi. Şöyle biter ilgili yazı:

“Hikayelerin sayısı dörttür. Bize kalan zamanda anlatmaya devam edip, onları dönüştüreceğiz.”

[Yazının bu noktasında çok, çok farklı bir bakış açısına geçmeye hazırlanın!…]

Yer kaplamasın diye tek tek, büyük büyük yerleştirmedim ama işte Deadpool “Killustrated” serisinde, bütün süper kahramanların temelinin klasik hikayelere, onların da temelinin mitolojiye dayandığını fark edip, sorunu “kökünden” çözmek üzere harekete geçiyor. Yukarıdaki alıntıda Namor’u öldürmek için Küçük Denizkızı’nı patlatıyor (bu arada torpidoyu attığı gemi Nautilius; torpidoya bağlı giden arkadaş da Nemo — Nemo da Magneto’nun öncülü olarak işleniyor).

Daha “Kahramanın Yolculuğu” (Joseph Campbell) saptamasından geçmemiz gerekiyor… Azzzz sonra…

Okumaya devam et “Borges & New Weird (& ben)”

3, 4! Huangyao & Guilin

3. Gün: Huangyao Kasabası

Huangyao yolunda iken rehberimiz Steven “Huangyao’yu nereden duydunuz, çok merak ettim” diye sordu. Genelde çok az yabancı turist bilip, özellikle gitmek istiyormuş (bir ara orada çekilen bir dizi Kore’de çok tutulunca, o vesileyle Koreli turist akınına uğramış ama bu aralar pek bir olay yokmuş). Biz de tabii Painted Veil filmi vesilesiyle bütün bu geziyi, ta kendisini planlamamış mıydık! Gidecektik tabii ki! (Huangyao, Yangshuo’dan arabayla 1.5 saatlik mesafede).

Huangyao’nun iki girişi var: biri böyle turistik, milli park ve bahçeler müdürlüğünün bir düzenlemesi gibi, diğeri ondan çıkıp gelişen şehrin içinden bir ara kapı. Biz tabii ki turist olduğumuzdan, turnikeli, golf arabaları ile ulaştırıldığınız girişten teşrif ettik. İyi ki de oradan başlamışız zira bizi mutlu bir heykel karşıladı. Heykeller, takdir edersiniz ki genelde “kainatı/dünyayı kurtaran insanları/olayları” tasvir ettiklerinden pek bir çiddi oluyorlar ne yazık ki, ama bu öyle değildi işte, bakınız şöyle:

Aman şeker oğlan, ejder şeker oğlan – ejderha danslarında her zaman bir de bizim “şekerci” diye tabi ettiğimiz, elindeki topla (/şekerle) ejderhayı “yönlendiren” bir eleman oluyor. Zaten topsuz bir ejder heykeli görmeniz de çok zor: eğer tek bir ejderse, pençesinin altında mutlaka bir top (/dünya) oluyor; eğer kapı koruyuculuğu görevi verilmiş bir çift ejderha ise, o zaman da erkeğin pençesinde top, dişinin pençesinde ise (“pençesinin dibinde”) yavrusu oluyor.
Okumaya devam et “3, 4! Huangyao & Guilin”

2. Gün: Li Nehri & Yangshuo

2. günümüzden ni hao! (你好)

Yangshuo kasabası -anladığımız kadarıyla Çin’in en turistik beldesi zira ne zaman bir ülkenin başkanı ziyarete gelse, oraya götürüyorlarmış gezdirmeye. Ama olmasın mı şimdi: sıra sıra yemyeşil dağları, nehirleri, gölleri ile tam bir doğa harikası. Sakin, sessiz, doğa ile iç içe ama vahşi doğa değil, yürüme mesafesinde her daim medeniyet saklı duruyor. Guilin’den arabayla 1.5 saat sürüyormuş ama tekne ile 4 saatlik nehir turu fırsatı olunca tabii ki biz de öyle yaptık!

Li Nehri Rotamız (Yol üstünde bir dolu görülecek manzara/nokta var!)
Okumaya devam et “2. Gün: Li Nehri & Yangshuo”

Çin’in en sevdiğim yeri (Kahverengi gözlerin)

Geçen haziranda buraya gelip de, sonra yine gelmek üzere yurda döndüğümüzde seyrettiğimiz filmlerden biri 2006 yapımı The Painted Veil idi. Edward Norton ve Naomi Watts’ın oynamasına rağmen hiç haberim olmamıştı filmden; benzer şekilde o kadar Maugham okumuşluğum olmasına karşın filmin uyarlandığı (aynı isimli) kipatını da hiç duymamıştım. Sağolsun Lale (tabii ki Lale! 🙏) bizi duruma uyandırdı da izledik.

Filmin konusu şöyleydi/böyleydi, tartışmalı durumlar, kurtarıcı/medeniyet-getirici beyaz oğlan falan filan, geçelim şimdi bunları (kaldı ki 100% certified Maugham malzemesiydi hakikaten). Ama filmden şu sahnelere bir bakın mesela:

Ahem… been there, done that!..

Cennet gibi bir yerdi ekranda gördüğümüz… Hâl böyle olunca, Çin’de gezilecek yerler listemizde yerini aldı. İnternetten sorunca filmin lokasyonlarını üç yer söyledi: Guanxi / Guilin / Huangyao (Shiiiiiireeeee! Bagginnnsssssssss!!!). Ve böylelikle maceramız başladı.

Okumaya devam et “Çin’in en sevdiğim yeri (Kahverengi gözlerin)”

Yılın Listesi (2025) — Kitap

2025’te normali ne kadarsa, o kadar kipat okudum. Çok coşmadım, Sade çalıyor şimdi, “In another time”. Sade’nin böyle listelerde rastgele gelince, arkaplandan hafif hafif çalmaya başlayıp, sakince, hiç kasmadan dikkatinizi çeken bir yanı, büyüsü var…

Okumaya devam et “Yılın Listesi (2025) — Kitap”