Oh man, wonder if he’ll ever know / He’s in the best selling show…

Yayınımıza bu noktada ara verip, az evvel bize ulaşan haberleri paylaşmak istiyoruz…

1. Top Gun Maverick

Top Gun çıktığında (1986) ben ilkokuldaydım. Kelly McGills!.. Birkaç sene sonra Topkapı’dan babamla Walkmen’imi aldığımızda ilk aldığım kasetti , hala daha o albümü dinlerim ara ara. Yani bir yerde bu kadar heyecanlanmamam lazım ama yine de tanıtımını izlerken tema ağır ağır çalmaya başlayınca coşkuya geldim. 30+ sene olmuş! (33!) ben 40+ yaşıma geldim, Tom Cruise benden genç (çünkü Tom Cruise CGI (bkz. JLB, Esse est percipi, İngilizce / İspanyolca / Türkçe (adaptasyon)).

You never close your eyes anymore when I kiss your lips
And there’s no tenderness like before in your fingertips
You’re trying hard not to show it
But baby, baby I know it
You lost that lovin’ feelin’
Whoa, that lovin’ feelin’
You lost that lovin’ feelin’
Now it’s gone, gone, gone, woh!..

2. HBO Watchmen

Bu sefer olmuş, heyecanla bekliyorum, çıkışta buluşalım.

Knock knock! / Who’s there? / WatchingTheWatchmen / Who’s WatchingTheWatchmen? (biraz büktüm espri formatını, mazur görün artık..) / I’m watching the Watchmen.

I’m not half the man I used to be…

Bir önceki girişi yazdıktan kısa bir süre sonra, Yesterday‘i izlemeye gittik, yazması bugüne kaldı (bugün: 13 gün sonrası), ne gam, yazarız elbet. Düşes’e ilgili giriş üzerinden yorumuna cevap yazacaktım ama baktım yazacak şeyler çoğalıyor, yeni bir giriş açayım dedim: burada yazacaklarımın bir kısmını halihazırda kendisi ile WhatsApp üzerinden konuşmuşluğumuz olduğundan, ona bazı bazı ikinci baskı, parçalı bulutlu gelecek haliyle, ama yapacak bir şey yok – kamunun öğrenme hakkı blah blah… 8P)

Okumaya devam et “I’m not half the man I used to be…”

müzik, müzik, müzik… (ve onlarca bağlantı)

Bugün RHCP Anthony Kiedis’in 2002’de gerçekleşen Talking Heads’in Rock and Roll Hall of Fame’e kabul edilmelerinden önce yaptığı davet konuşmasını izledim. Konuşmasına o günün daha öncesinde yapılan Ramones’in takdimini gerçekleştiren Eddie Vedder’ı iğnemelerle başlıyor (ama hakikaten de Eddie, o da neydi öyle yahu! Biz seni hep Ramones’in 96’daki veda performansında pinhead olarak sahne alışınla hatırlayalım pls!). Bu videoya Tina Weymouth videolarını (çok güzel bir örnek olarak, bkz. Connecticut Women’s Hall of Fame – Tine Weymouth Tribute) izlerken ulaşmış idim. Kiedis, Talking Heads’den bahsederken, onların hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu, 77’de onları ilk defa Psycho Killer ile dinlediğinde nasıl da çarpıldığından yola çıkıyor. “Smart kind of cool”. David Byrne de bunu diyordu zaten: “dans edilebilir entel bir müzik yapma hedefimiz vardı” mealinde. (Ayrıca, ortalara dönersek, Dee Dee kırgın, John her zamanki bönlüğünde, Marky hemen her zaman olduğu gibi ortalığı toplamaya çalışıyor; Just Heads çok uzun bir zamandır David Byrne’e küsler).

John Strummer, Jarmusch’un Mystery Train’inde Elvis kılığında çıkıyor.

Remember to kick it over / No one will guide you, Armagideon time

Okumaya devam et “müzik, müzik, müzik… (ve onlarca bağlantı)”

Arkadaşımın aşkısın. Arkadaşımsın aşığım. Aşığımın arkadaşısın.

Ece ile geçen senelerde eski Türk filmlerini (Hababam Sınıfı, Ertem Eğilmez filmleri filan) seyrettik güzelce; bu aralar da gençliğimizin filmlerine takılıyoruz. İşte geçen haftaydı sanırım, Jennifer Garner’lı “13 going on 30 (2014)“yi seyrederken (daha öncesinde birkaç teşebbüsümüz olmuştu ama Nergis Hanım kendi küçüklüğünde seyretmiş olduğu “Freaky Friday“in (1976, Jodi Foster oynuyor hem de!!) ayyyyyyyyynı tadını bulamadığından, biz de o zaman 13 going on 30’yi kapatıp, Freaky Friday’in Jamie Lee Curtis ve Lindsey Lohan’lı 2003 çevrimini izlemiştik). İşte geçen haftaydı sanırım, Jennifer Garner’lı “13 going on 30“yi seyrederken, onda sonlara doğru bir sahne var, işte Jennifer Garner Hulk’a diyor ki, bana ne bana ne beni al beni al onu alma, bir yandan da 13 yaşındaki bir kız gibi ağlıyor yazık yavrum (hazır Jennifer Garner demişken: 

Okumaya devam et “Arkadaşımın aşkısın. Arkadaşımsın aşığım. Aşığımın arkadaşısın.”

Big in Japan (bigicepen)

Benim için: Japonya. Garip bir yer, garip adetler, stranger in a strange land. Bir arkadaşım var, “Spotify kendisini yanlış tanımasın” diye, bazen aklından geçen şarkıları çalmaktan çekiniyor. Ben ise geçen gün bu konuda nirvana’ya ulaştım: Sleater-Kinney, Jose Carreras, Iron Maiden’ın Eddie’si ve Zeki Müren el ele vermiş, “your daily mix” kısmında bana bakıyorlardı. Bu durum bir Youtube’un kafasını karıştırmamışa benziyor zira birkaç ay evvel bir tane hiphop/rapçi; geçen hafta da bir ska grubu önerdi (this and this):

Wednesday Campanella – Shakushain (İngilizce altyazılı olarak da takip edebilirsiniz)

 

Tokyo Ska Paradise Orchestra – Skaravan

Ben de hemen bayıldım tabii ki de. Neden önermiş olabileceğine dair birtakım teorilerim var elbet (şimdi hangisi olduğunu hatırlamadığım uçuk bir Japon reklamını tekrar bulabilmek için tekrar tekrar seyrettiğim onlarcası — bu arada, mekan Prag, sene evvelki sene, turistik bir yerde Ece ile poz veriyoruz, parmaklarımızı Caponlar gibi zafer işareti yapıp “konsume, konsume pançi!” diye reklam şarkısını söylüyoruz, sonra bizi afallamış bir şekilde uzaktan izleyen dumur Japonları görüp iyice neşeleniyoruz (bir düşünün: diyelim ki Bolivya’da Aztek Ziguratlarını huşu içinde gezerken, kenarda iki Japonun bombozuk bir Türkçe ile “akşama babacığım, unutma Ülker getir!” diye poz verişlerine şahit oluyorsunuz!) neyse, nereden nereye kadar geldik, işte bir ara da cazdan haz etmememe rağmen acaip sağlam davulcular tarafından “gelmiş geçmiş en iyi davulculardan biri” olarak tanımlanana Buddy Rich dinliyordum, işte onun Caravan‘ının yüzü suyu hürmetine bizi bu deli skacılarla (skacıların akıllısı olur mu zaten! 8) tanıştırdı demek. Ben elemanların birini Murakami’ye benzettim, Nergis Hanım, bunların gerçek Japon olamayacaklarını, zira yatağın üstünde ayakkabıyla zıpladığını söyledi, hak verdim (gerçi gitarist sonra çoraplarla çıkıyor).

Albümlerini dinlerken engin Japoncamla “Miyazaki, Totoro (Tororo)” filan dediklerini bizzat ayırt ettim, kendimle gurur duydum. Bir albümlerinin kapağı tam da Cowboy Bebop’a layık:

Cowboy Bebop’ı da live-action çekeceklermiş. Niye ki?