Kader ya da Dark. (Ya da: The winter of our discontent)

Birazdan derinine dalacağım konuda niyeyse aklıma ilkin hep Hecate gelir (herhalde cadılık ve üçlü tasvirinden), sonra aramaya başlarım, bu sefer de Erinyeler‘e takılırım (doğru yoldasın, ha gayret Sururi!..): Erinyeler, ya da İngilizce’deki adlarıyla Fury‘lerin -tam olarak olmasa da, dirsek teması var- içinden de Moirai‘a (İngilizce’deki adlarıyla: Fates) varıp, kafamı biraz daha yorup, işte üçüne (Clotho, Lachesis & Atropos) ulaşırım, rahatlarım (halbuki bu karmaşık yola düşmeden doğrudan Disney’in Hercules’ünden de aynı yere varılabilir, işte entel dantel hipsterlık böyle böyle oluyor.. 8P). Tabii bir sürü yansıması var bu arkadaşların edebiyatta, en fenası da şu meşum oyunda ki, oyunun adının oyuncular tarafından sahne dışında söylenmesi bile uğursuzluk getirmeye yetiyor:

Double, double toil and trouble,
Fire burn and cauldron bubble.
(…)
By the pricking of my thumbs,
Something wicked this way comes.
Open, locks,
Whoever knocks.

Ozan, M*cbeth, IV. Perde

(Bu alıntıyı yaparken, böylelikle aklıma niye Hecate’nin geldiğini de anlamış oldum. Ah bilinçaltım, sen yok musun (bir de vaktiyle beni Venedik’te Ölüm‘e yöneltmişliği vardır, efsane)! Ayrıca Türk’ün burnu yaw, edep yahu Şekspir!)

Başta hatırlamıştım, sonra unuttum, sonra sonda tekrar hatırladım ama orada seviye dibe vurduğundan geri dönüp buraya yazdım (“Ich komme aus der Zukunft. Ich bin du.” 8P) — 97-99 arası yazdığım bir romanım vardı, Sonİki, onda hikaye içinde hikaye (Though this be madness, yet there is method in ‘t) olarak bir hikaye vardı : bir denizkızı (İnci) ile bir balıkçı (Siran) hakkında. Orada bir doğum oluyordu da, denizin üç cadısı (Malva, Hubbaz ve öbürü) doğurtuyorlardı (Birinin çantasından sarkan göbekbağı diğerinin makas diğerinin gümüş kordon. Üçü de başında İnci’nin.) – bu yazıyı yazmayı bırakıp, arşivden dosyasını açtım, okudum, okudum – ne iyi yapmışım bitirmemekle…) / (04:10)

Bildiğiniz / bilmediğiniz üzere Dark dizisinin 3. ve son sezonu dün yayınlandı, biz de Düşes’le birlikte izlemeye başladık ama tam bir… İrlandaca’mın kusuruna bakmazsanız, mindfeck yaşadık. Hele şu dudağı yarık yeni eleman (spoiler yok bu arada, merak etmeyin), ilk göründüğü andan itibaren “gelmişini geçmişini bey” endamıyla dolaşmıyor mu ortalarda, ay bir komik, bir komik (bırrrrr). Gece yatarken Martha’nın oynayıp durduğu Ariadne oyununu merak ettim, kimin nesi diye, tabii aldım cevabımı (yok, spoil yemedim, merak etmeyin ama bu dizi hakkında bir şey ararken hakikaten insanın parmak uçlarında gezmesi gerekiyor): işin mitoloji kısmı bir yana (o kadar biliyoruz bir şeyler), öyle bir Yunan oyunu yokmuş ama (roll the drums), Nietzsche’nin şiiri, Wagnerian tatlar falan filan… (ya ne bekliyordum ki Allah aşkına!) (Bence bilezik kuyruğunu yanında tutan bir yılan yerine kuyruğunu yutan bir yılan olsaymış, daha bir sanat için sanat olacakmış — göndermeye bakınız, 10 puan, bravo alkış alkış!.. 8PP ).

Biz ortaokuldayken, haftada iki saatlik bir reading dersi için aldırdıkları bir kitap vardı (bütün paramızı vermiştik, üstüne daha da para vermiştik): Prentice Hall Literature Gold (az evvel 10 liraya (+ 8.5 TL kargo ücreti) nadirkitap’tan sipariş verdim). 1000 sayfalık bir tuğlaydı ama içinde Edgar Allan Poe’dan (Annabelle’in değil de, The Bells’in olduğunu hatırlıyorum) Ursula Le Guin’e kadar hakikaten müthiş alıntılar vardı, ufkumu epey açmıştı o kitap. Orada okuduğumu sanıyorum, Ursula Teyze’nin kader üzerine yazdığı bir hikayeyi: Bir kral, kahinlere (gözümde hep üç cadı olarak canlanageldi / ama değilmiş) ne zaman öleceğini soruyor, onlar da (bir) ayın 19’unda diyorlar, kral sinirden köpürüyor çünkü böyle muğlak cevap mı olur (epey de para veriyor sorusunu cevaplasınlar diye). Hikayenin sonunda da kral kendini (bir) ayın 19’unda asıyor (bilerek acayip kötü/tatsız tutsuz anlattım). Geçen ay aklıma geldi bu hikaye, günlerce aradım, nihayet buldum. Bugün Dark’ı seyrederken (4. bölümü bitirdik) yine geldi aklıma, yine deliler gibi arayıp, yine buldum (Karanlığın Sol Eli, 4. bölüm, “19. Gün”). Geçen aykine ek olarak, Sartre’ın da vaktiyle okumuş olduğum bir oyunu geldi aklıma, merak etmeyin, epey bir arayıştan sonra onu da buldum (“Sartre’ın oyunları” anahtar kelimelerini yazmak benim de kapasitem dahilinde olsa da, bu aradığım oyun değil, senaryo imiş, adı da kumarhanelerde söylenen, artık oyuna başlanacağını, bahislerin kapandığını bildiren “Les jeux sont faits” deyişi imiş (Türkçe’de benim okuduğum çevirisinin adı “İş işten geçti” idi de, pek fena bir çeviri olmamakla beraber, hakikaten de tam Türk işi olmuş – pardon, düzeltiyorum “Atı alan Üsküdar’ı geçti” veyahut da “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” olarak da çevrilebilirdi). Pis kiklopsla yıllar boyu didişmişliğim ve güreşleşmişliğim vardır, kendisi lisans hayatımı diğer insanlara çevirmiştir (kabul, ben de bir Polyanna sayılmazdım, ama yine de…), yıllar yılı süren mücadelemizi -spoiler alert- ben kazandım kazanmasına ama ennnn güzel yıllarım da heba oldu. Sartre’a karşı olan zaferimi 2000’li yıllarda yaptığım muhteşem bir kolajla sonsuza dek yaşatacaktım:

Bennnnn kazandım! Bennnn! (EST + Cartier-Bresson)

Ne diyordum, nerelere geldik… Hah, işte bu gece uyumak yerine “İş işten geçti” hakkında araştırma yaparken bir kez daha bu JPS şahsiyetinin ne kadar da ileri görüşlü falan filan burkina faso görüntüsünün altında, aslında ne kadar da <eliyle alnını sağdan sola geçer> “şurada ne yazıyorsa o; gerisi harbiden boş”mentaliteli olduğunu görüp, bir kez daha iyi ki dönmüşüm yolun ortasından bir yerlerden şarkısını dillendirdim (bir de kola içtim yanına, çok iyi geldi).

Dark… Dark, Dark, Dark… Nietzsche’nin geçen yıldı sanırım, çok hüzünlü bir video kaydını görmüştüm YouTube’de, kardeş sevgisi üzerine:


İşlemci cayır cayır yanıyor, 1889’da kapat komutunu veriyorsunuz — 50 bin proses çalışıyor, zorla mı kapatayım, bekleyelim mi? diye soru çıkıyor, siz imleçi “zorla kapat”a götürdüğünüzde mouse tam tuşun üzerinde donakalıyor, 50 kere basıyorsunuz sol tuşa, bir şey olmuyor görünüyor, güç tuşuna basılı tutmaya da kıyamıyorsunuz, CPU’nun o basışı algılaması 11 yıl sürüyor, çok normal.

La Casa de Papel’in şarkısı (aydon keyr e toooll, ayen lost) ne güzeldi, değil mi? Evet. Ama Dark’ınkiler berbat. Bir kere bile jeneriği baştan sona izleyemedik şarkılar yüzünden, hep “skip introduction” – kim bilir, belki de her bölümün jeneriğinde o bölümün bütün anlaşılmaz, karmaşık noktalarını iyice anlatıyorlar ama asla bilemeyeceğiz. Üçüncü sezonda şarkıları bölümün bitmesine 10 dakika kala hazırladıkları ağır aksak sekanslara yediriyorlar, biz de bir şey kaçıracağız korkusuyla mecburen dişimizi sıka sıka izliyoruz. Neyse, işte bugün son izlediğimiz 4. bölümün sonlarına doğru çalan -ve yinegene çok kötü- şarkı doğrudan Cohen’i, hem de “Famous Blue Raincoat”u anımsattı. Dizi bitince onu açtım (Dublin konseri versiyonunu), o söylerken bir yandan eşlik ettim, bir yandan da sahnede bir örnek giyindiklerinden midir nedir (ondan değil de, Dark’tan dolayı) şarkının aslında Dark misali zaman yolculuğuyla ilgili olduğu sanısına kapıldım.

Rick ve Morty mesela, öyledir böyledir ama harbidir. En başta (herhalde Marty & Emmet Brown bunlara kızmasın, dava açmasınlar diye) “Zaman yolculuğu bizim işimiz değil” diye çizgilerini çizdiler, orada da durdular (itiraz edeceklere hatırlatırım: yılanlı bölümde yılanlara yaptırtıyorlar teknolojiyi, kendileri kullanmıyorlar; S04E08 – The Vat of Acid Episode’da da zaten Rick, Morty’ye en açık ve acı şekilde gösteriyor evrenin kaç bucak olduğunu). Dark kardeş bu sezon sıvadıkça sıvıyor, heyecanla bekliyoruz bakalım. Bir Lost değil ama izlettiriyor kendini kerata (hem de Almanca bir sürü kelime öğreniyoruz süreçte 8).

Saat 4 oldu (3:55) artık saçmalaya saçmalaya geldiğim bu noktada müsade ederseniz, bu yazımı Mirkelam ile, zirvede bırakayım, saygılar, sevgiler bizden efendim (ey kâri!)

 

“Kader ya da Dark. (Ya da: The winter of our discontent)” için 1 yorum

  1. [“The Royal Family” Wassup Chronicles’dan]
    Biz: 4. bölümdeyiz, tam mindfeck
    Düşes: 7 bitiyor. (…) 4. bölüm, iyi zamanlarınız bunlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir