Aslında çok da fena değil gibi (/yaşam bir şekilde devam etmeli, saatler düşmeli hep bir sonraya…)

Şairin “nisan ey zalimidir ayların, gövertir!” dediğini ilk okuduğumda vurulmuştum (“şu ceset, bıldır diktiydin ya bahçene… yeşillendi mi bu sene? çiçek verdi mi?” – Suphi Aytimur’un çevirisi benliğime öyle işlemiş ki, ilk İngilizcesi’nden özümsediğim Çorak Ülke‘nin bendeki yansımasını Türkçe etti, gitti). Bu sene nisandan önce giderayak mart vurdu. Neyse, kapatalım şimdi (40 gün geçti — yaklaştım iyice, geliyorum.).

Halbuki güzel şeylerden bahsedecektim, bahsedeyim.

Dünden başlayalım, Adnanlarla kaç gündür görüşecektik. Cuma günü bu seneki futbol turnuvasını bitirmişler, aşağıdaki geçen seneden:

HÜFizMüh Futbol Turnuvası 20182

Okumaya devam et “Aslında çok da fena değil gibi (/yaşam bir şekilde devam etmeli, saatler düşmeli hep bir sonraya…)”

We’re two of a kind / Silence and I…

vahşi siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyuyamayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralar umar
apansız yolculuklara çıkardık

Murathan Mungan, ‘Avara’dan detay…

Dün güzel bir tesadüf oldu, epigraf’ı ayağa kaldırmak üzere özgür yazılım‘da stajyer bir arkadaş (sevgili Oğulcan) kolları sıvamış, sonrasında meğerse bilgisayar mühendisliğinden öğrencim çıktı, sevincim katmerli oldu! 8)

Fişek’teki kendi “stajyerliğimi” hatırladım, Doruk’la eski günleri yâd ettik: <enter Altın Kızlar’ın Sofia’sı> Batıkent, 1999 yazı… Aklımızda bir dolu şeyler olan, çok da dramatize etmemek gerekmekle birlikte, her birinin kendince bir dolu kaygıları, güvensizlikleri, sıkıntıları olan, birbirlerini HiTNet adındaki bir iletişim ağından bulmuş, sıkıca arkadaş olmuş bir BBS dolusu geek. Başımızda da çok sevgili patronum Doruk…

HitNet’e sanırım ’95 yılında girdim. Sonrasında Ankara yolculukları, zirveler, nargileler derken okulu bitirme kararı alışım, mucizenin gerçekleşmesi yolunda atılan epey adım… İTÜ Fiz Müh’te 3 staj zorunlu idi: atelye, bilgisayar, elektronik. Fırsat bu fırsat deyip, bilgisayar stajımı fişek’te yapayım dedim, iyi ki de demişim. Patron kollarını ve FCH’ı sevgiyle açtı. Muhteşem bir yazdı (misal için bkz. ilgili girişin son hikayesi). Hep derim, patron olmasa idi, FCH olmasaydı bugünkü halim niceydi! ODTÜ yıllarında da “damlamaya” devam ettim, hatta Ece’nin geliş haberini oradayken aldım.

Çok hızlı gidiyorum, bir resim koyalım buraya, biraz da mola verelim….

Rus Edebiyatının klasikleri: Usta ile Çırak (Dostoyevski) ya da Usta ile Margarita(!) (Bulgakof), FCH önü Batıkent, Yaz 1999

Okumaya devam et “We’re two of a kind / Silence and I…”

Eda ile ben

Türkiye’ye döndükten sonra ne mutlu ki pek çok güzel şey oldu: Hacettepe’ye girmem, oradaki güzel insanlar, her biri başlı başına bir dünya olan öğrencilerim… ama geçen gün düşündüğümde Türkiye’ye dönüşümün bana kazandırdığı en değerli şeyin çok sevgili arkadaşım Eda olduğunun iyice ayırdına vardım.

Eda ile Ben, ilk tanıştığımız yıllardan bir resim…

Okumaya devam et “Eda ile ben”

Levent ve 7 purolar cüceler

Levent, en sağlam bir arkadaşımdır, güzel müzik dinler, iyi filmler izler, Murakami okur, arabadan bilgisayara her konuda sohbet ederiz. Efkar adamıdır, Morphine severiz, ortak zevklerimiz çoktur, ek olarak o caz sever, ben sevmem ama son yıllarda bu konudaki üzerimdeki kötü etkisini de inkâr edemem. Özetle tam bir keyif adamıdır. Levent bu senenin başında puroya başladı.

Okumaya devam et “Levent ve 7 purolar cüceler”

Güzel şeyler…

Buralara genelde fizikle ilgili bir şeyler yazmayı pek tercih etmiyorum ama bugün güzel bir şeyler oldu, fizikle de ucundan ilgili. Aşağıdaki resim 2013 yılının sonundan, 20 Aralık 2013, 19. Yoğun Madde Fiziği Ankara Toplantısı‘ndan.

2013-12-20_11-01-33_ymf19
YMF19, Gözde ve bir dolu diğer güzel insan.. (“eski” resim diye izinsiz yayınlıyorum – yine de görünenlerden istemeyen olursa tabii ki hemen kaldırırım)

Fotoğrafta yanımdaki sevgili Gözde – Gözde ile bir aksilik olmaz ise yarın öğlen buluşuyoruz, sonrasında doktorası için TUDelft’e gidiyor!.. 8) Hemen önümüzde Özge, Gökhan, Merve ve sevgili Selma (uzak düştük Selma ile de… hayat!..) arka planda Nizami Hoca yeni geliyor, çaprazda, kendisine yer bakan da Berke olsa gerek (Berke ile Fatih’le de çoktandır haberleşemedik, yarın ilk iş bir mesaj atayım)…

O sene sağolsunlar, beni de konuşmacı olarak davet etmişlerdi de ne kadar mutlu olmuştum. Bu toplantı benim için bir dönüşüme de vesile olmuştu — YMF19’a kadar, katıldığım her konferans bir yükümlülük, sıkıcı bir gereklilik idi, kısacası şu sevimsiz anlamıyla “iş” idi. YMF19’a geldiğimde bir anda bir dolu sevdiğim, ama uzaktan ama yakından tanıdığım bir sürü güzel insanla, çoktandır görüşemediğimiz bir dolu arkadaşla çevrili bulmuştum kendimi. O zamana dek konferansları birbirleriyle nice aradan sonra bir araya gelme vesilesi haline getiren hocaları kıskanırken, fark etmiştim ki, artık ben de onlardan biri olmuştum.

YMF dönüşümlü olarak 5 üniversiteden birinde düzenleniyor: ODTÜ-Bilkent-Hacettepe-Gazi-Ankara. Ben konuşumamı Bilkent’te yapmıştım, ertesi sene Nadire Hacettepe’de sundu çalışmalarını, o esnada yavaştan Hacettepe’li oluyordum ben de…

Neyse, evvelsi gün kötü bir gündü — saydım, akademik hayatım boyunca (2000+), ortamım nedeniye düzenli olarak maruz kaldığım / bu durumdan kaçamadığım gerçek anlamda tatsız 3 (yazıyla: üç) insana rasgelmişim (dün üçüncüsüne tosladım, moralim epey bozuktu). Sonrasında düşününce, ne kadar da şanslı olduğumu fark ettim. Bazılarımızın hesabına her gün bu tür insanlardan 3’er tane daha yazılıyor…

Zaten diyeceğim o değildi… Geçen sene sağolsunlar, YMF’nin düzenleyicileri arasına beni de kattılar, bugün bu seneki YMF için toplandık, bir sürü güzel insan arasında kaldım, öyle mutlu oldum ki! Üyelerin pek çoğunu zaten tanıyordum, yeni tanıştıklarım da çok iyi insanlardı, bütün pillerimi şarj ettim.

Yazının başından beri Polyanna’ya taş çıkarırcasına yazdığımın farkındayım ama öyle işte. 8)