Dünyanın bir yazı, bir kışı vardır…

The Damned’in İngiltere’den çıkan ilk punk şarkısı olarak tarihe geçmiş “New Rose”, Is she really going out with him? repliğiyle başlar; Peel Sessions’daki (Eat your heart out, John Peel!) efsane performanslarında ise:

Are we really 65 in the charts!?

şeklinde bir hayretle başlarlar şarkıya. Ben de, nice zamandan sonra birikmiş şeylerimi sizlerle hasbihal edeyim diye blog’u açınca bir de baktım ki 2 ay geçmiş son zamandan bu yana (ey kâri)!

(“Kısa bir ara”dan önce resim koyuyor muyduk?..)

Olga Wisinger-Florian | The First Frost, 1906

Okumaya devam et “Dünyanın bir yazı, bir kışı vardır…”

Gece gece Fabuloso ya da havadisler

Ne kadar uğraştıysam da uyku tutmadı, nihayetinde pes edip bilgisayarın karşısına geçtim. Ne mutlu ki bilgisayarım geçen ayki 3. tamire gidişinde sanıyorum bu sefer gerçekten tamir oldu, mutlu birlikteliğimiz devam ediyor. Bu aralar iyi şeyler oluyor genel olarak: mesela Danel ziyarete geldi, Merve geldi, en önemlisi Barış temelli geldi!

Yazacak bir dolu konu birikti, not aldıklarım var, aklımda tuttuklarım var, unutup unutup hatırladıklarım da ama samimi olarak söylüyorum, pazar günü bitirdiğim kipatı bile ancak az evvel, bu girişe başlamadan önce listeye ekleyebildim, o derece zorlanıyorum, üşeniyorum, vs. vs…

Zuhal Baysar – Evren (& ben)

We’re two of a kind / Silence and I…

vahşi siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyuyamayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralar umar
apansız yolculuklara çıkardık

Murathan Mungan, ‘Avara’dan detay…

Dün güzel bir tesadüf oldu, epigraf’ı ayağa kaldırmak üzere özgür yazılım‘da stajyer bir arkadaş (sevgili Oğulcan) kolları sıvamış, sonrasında meğerse bilgisayar mühendisliğinden öğrencim çıktı, sevincim katmerli oldu! 8)

Fişek’teki kendi “stajyerliğimi” hatırladım, Doruk’la eski günleri yâd ettik: <enter Altın Kızlar’ın Sofia’sı> Batıkent, 1999 yazı… Aklımızda bir dolu şeyler olan, çok da dramatize etmemek gerekmekle birlikte, her birinin kendince bir dolu kaygıları, güvensizlikleri, sıkıntıları olan, birbirlerini HiTNet adındaki bir iletişim ağından bulmuş, sıkıca arkadaş olmuş bir BBS dolusu geek. Başımızda da çok sevgili patronum Doruk…

HitNet’e sanırım ’95 yılında girdim. Sonrasında Ankara yolculukları, zirveler, nargileler derken okulu bitirme kararı alışım, mucizenin gerçekleşmesi yolunda atılan epey adım… İTÜ Fiz Müh’te 3 staj zorunlu idi: atelye, bilgisayar, elektronik. Fırsat bu fırsat deyip, bilgisayar stajımı fişek’te yapayım dedim, iyi ki de demişim. Patron kollarını ve FCH’ı sevgiyle açtı. Muhteşem bir yazdı (misal için bkz. ilgili girişin son hikayesi). Hep derim, patron olmasa idi, FCH olmasaydı bugünkü halim niceydi! ODTÜ yıllarında da “damlamaya” devam ettim, hatta Ece’nin geliş haberini oradayken aldım.

Çok hızlı gidiyorum, bir resim koyalım buraya, biraz da mola verelim….

Rus Edebiyatının klasikleri: Usta ile Çırak (Dostoyevski) ya da Usta ile Margarita(!) (Bulgakof), FCH önü Batıkent, Yaz 1999

Okumaya devam et “We’re two of a kind / Silence and I…”

Eda ile ben

Türkiye’ye döndükten sonra ne mutlu ki pek çok güzel şey oldu: Hacettepe’ye girmem, oradaki güzel insanlar, her biri başlı başına bir dünya olan öğrencilerim… ama geçen gün düşündüğümde Türkiye’ye dönüşümün bana kazandırdığı en değerli şeyin çok sevgili arkadaşım Eda olduğunun iyice ayırdına vardım.

Eda ile Ben, ilk tanıştığımız yıllardan bir resim…

Okumaya devam et “Eda ile ben”