Arkadaşımın aşkısın. Arkadaşımsın aşığım. Aşığımın arkadaşısın.

Ece ile geçen senelerde eski Türk filmlerini (Hababam Sınıfı, Ertem Eğilmez filmleri filan) seyrettik güzelce; bu aralar da gençliğimizin filmlerine takılıyoruz. İşte geçen haftaydı sanırım, Jennifer Garner’lı “13 going on 30 (2014)“yi seyrederken (daha öncesinde birkaç teşebbüsümüz olmuştu ama Nergis Hanım kendi küçüklüğünde seyretmiş olduğu “Freaky Friday“in (1976, Jodi Foster oynuyor hem de!!) ayyyyyyyyynı tadını bulamadığından, biz de o zaman 13 going on 30’yi kapatıp, Freaky Friday’in Jamie Lee Curtis ve Lindsey Lohan’lı 2003 çevrimini izlemiştik). İşte geçen haftaydı sanırım, Jennifer Garner’lı “13 going on 30“yi seyrederken, onda sonlara doğru bir sahne var, işte Jennifer Garner Hulk’a diyor ki, bana ne bana ne beni al beni al onu alma, bir yandan da 13 yaşındaki bir kız gibi ağlıyor yazık yavrum (hazır Jennifer Garner demişken: 

Okumaya devam et “Arkadaşımın aşkısın. Arkadaşımsın aşığım. Aşığımın arkadaşısın.”

Güzel bir şeyler, uzun süren arkadaşlıklar gibi

Keyfim ne kadar kaçık olursa olsun, içimi ısıtan şeyler var. Bunların başında gelmese de, aklıma geldikçe güzelleşen Paul Newman ve eşi Joanne Woodward’ın fotoğrafları var mesela. Yanlış hatırlamıyorsam, Bahar sayesinde haberim olmuştu. Aşağıya bir seçki yapayım, bir de ortaya karışık bir google images bağlantısı. (…) Bahar bir evlilik sitesini reflemiş (http://www.snippetandink.com/kathryn-loves/paul-newman-joanne-woodward/) ama evlilik sitesi o yazıyı kaldırmış – ben de gittim wayback machine‘den aparttım; doğruca aşağıya koyuyorum:

Okumaya devam et “Güzel bir şeyler, uzun süren arkadaşlıklar gibi”

Never trust an Elf…

Biz gençken (lisede) FRP oynardık: çokluk Dragonlance, bazen Forgotten Realms, çok nadir Cthulhu filan falan, boşverelim şimdi. Üniversitede Neuromancer, William Gibson, Neal Stephenson filan haberdardık, Billy Idol neydi, Max Headroom aslında neydi bilirdik bunları. Daha o zamanlar yemiş yutmuştum ben bunları babında, marifet olsun diye söylemiyorum, o zamanlar lame şeylerdi bunlar, marifet değildi, nerd olduğunuzun tescili idi (beni edebiyat kurtardı 8). Resim de bulalım bir tane ayaklı filan…

DM’lik yaparken, sene 1995, Ekinler’in Beşiktaş’taki ev. Arkamdaki Bera, ayağın sahibi Eki’dir herhalde, yandan tek dizi görünen de Karaadam’dır diye tahmin ediyorum

Okumaya devam et “Never trust an Elf…”

bana kalbin kadar temiz bu sayfayı… ya da: içler dışlar çarpımı

Glow

Glow‘u seyrettik, peşinden Dangal geldi (bu da mı tesadüf? haydi bunu da açıklayın dadaistler!). 80’ler estetize edildiğinde ne kadar katlanabilir oluyor <hipster mode on>önemli olan onu bütün çiğliyle hatırlayıp, kabullenip her şeye rağmen sevgisi 8P </hipster mode off – ya da ben öyle sanayım>. Glow şu şekilde bir şey olarak estetize edilse de, kendini dayandırdığı aslı aslında böyle bir şey. Beğeneceğimizi, ilgileneceğimizi hiç beklemiyorduk, bizi şaşırttı – hele Kate Nash’in varlığı (ve hali) yılın sürprizi idi (o kadar olmasa da).

Okumaya devam et “bana kalbin kadar temiz bu sayfayı… ya da: içler dışlar çarpımı”

Star Wars Trailer Sweded & Whaling

Gondry’nin "Be Kind Rewind"ı, epey beğendiğim bir filmdi. Bugün bunu gördüm:

 

Internette ne kadar da güzel şeyler var, mesela whaling gibi!

Geçen hafta, ondan önceki hafta filan pek iyi değildi; 2015 pek iyi değildi, 2014 pek iyi değildi. Canım sıkkın olduğunda aldığım ilaçlardan birini vaktiyle şurada bildirmiştim; bu da ikincisi:

 

 
 
amma videolu oldu ama dans etmek güzel… -çok çok çok özel durumlar dışında- insan mutsuzken dans edemez ki zaten! (bununla alakalı olarak sevgili Amy Poehler’ın "Kimse iyi vakit geçirirken aptalca görünmez" ("No one looks stupid when having fun") lafını da alıntılayalım buraya, hatta resim koyalım)

 

hatta hatta hatta videolar yetmedi bir tane de video bağlantısı verelim oldu olacak: Amy Poehler’s laugh is the best laugh in the world. Adile Naşit’inki de bir tanedir.