Never trust an Elf…

Biz gençken (lisede) FRP oynardık: çokluk Dragonlance, bazen Forgotten Realms, çok nadir Cthulhu filan falan, boşverelim şimdi. Üniversitede Neuromancer, William Gibson, Neal Stephenson filan haberdardık, Billy Idol neydi, Max Headroom aslında neydi bilirdik bunları. Daha o zamanlar yemiş yutmuştum ben bunları babında, marifet olsun diye söylemiyorum, o zamanlar lame şeylerdi bunlar, marifet değildi, nerd olduğunuzun tescili idi (beni edebiyat kurtardı 8). Resim de bulalım bir tane ayaklı filan…

DM’lik yaparken, sene 1995, Ekinler’in Beşiktaş’taki ev. Arkamdaki Bera, ayağın sahibi Eki’dir herhalde, yandan tek dizi görünen de Karaadam’dır diye tahmin ediyorum

Okumaya devam et “Never trust an Elf…”

bana kalbin kadar temiz bu sayfayı… ya da: içler dışlar çarpımı

Glow

Glow‘u seyrettik, peşinden Dangal geldi (bu da mı tesadüf? haydi bunu da açıklayın dadaistler!). 80’ler estetize edildiğinde ne kadar katlanabilir oluyor <hipster mode on>önemli olan onu bütün çiğliyle hatırlayıp, kabullenip her şeye rağmen sevgisi 8P </hipster mode off – ya da ben öyle sanayım>. Glow şu şekilde bir şey olarak estetize edilse de, kendini dayandırdığı aslı aslında böyle bir şey. Beğeneceğimizi, ilgileneceğimizi hiç beklemiyorduk, bizi şaşırttı – hele Kate Nash’in varlığı (ve hali) yılın sürprizi idi (o kadar olmasa da).

Okumaya devam et “bana kalbin kadar temiz bu sayfayı… ya da: içler dışlar çarpımı”

Star Wars Trailer Sweded & Whaling

Gondry’nin "Be Kind Rewind"ı, epey beğendiğim bir filmdi. Bugün bunu gördüm:

 

Internette ne kadar da güzel şeyler var, mesela whaling gibi!

Geçen hafta, ondan önceki hafta filan pek iyi değildi; 2015 pek iyi değildi, 2014 pek iyi değildi. Canım sıkkın olduğunda aldığım ilaçlardan birini vaktiyle şurada bildirmiştim; bu da ikincisi:

 

 
 
amma videolu oldu ama dans etmek güzel… -çok çok çok özel durumlar dışında- insan mutsuzken dans edemez ki zaten! (bununla alakalı olarak sevgili Amy Poehler’ın "Kimse iyi vakit geçirirken aptalca görünmez" ("No one looks stupid when having fun") lafını da alıntılayalım buraya, hatta resim koyalım)

 

hatta hatta hatta videolar yetmedi bir tane de video bağlantısı verelim oldu olacak: Amy Poehler’s laugh is the best laugh in the world. Adile Naşit’inki de bir tanedir.
 

Eylem Kaftan – Görmek Her Şey Demek Değildir

Bu konularda pek tavsiye vermem, ne de olsa facebook ve twitter bu işi gani gani yapıyorlar (ben de, mesela, twitter sayesinde haberdar oldum). Eylem Kaftan’ın 4 kör insanla sohbetlerinden mürekkep bir belgesel "Görmek Her Şey Demek Değildir" (Seeing Isn’t Everything — İngilizce alt yazılı). Eli yüzü düzgün, izleyiciyi bu konuda bilgilendiren, ona bir şeyleri hatırlatan, farkına vardıran…. amaan, ne desem ahkama, klişeye kaçıyor, tavsiye ediyorum işte..

O sırada deliliğin sınırlarında…

1999 yılını İdris sayesinde atlattım. Onunla oturur, diziler izlerdik, bendeki hakkı n=sonsuz. Onun tavsiyesiyle izlediğim bir dizi vardı: Unhappily Ever After. Married with Children, uçta görünen, fakat aslında tam kararında süper bir diziydi. Unhappily Ever After ise onun birkaç adım ötesi (avant-garde mı deniyordu? 8P). Ara ara aklıma gelir, hele de birazdan paylaşacağım sahnesi. Bugün yine aklıma geldi ("gitmek mi, kalmak mı, yoksa hiç olmamış olduğunun ayırdığına varmak mı?" başlıklı oto-münazaram sırasında), netten aradım, dizinin adını hatırlamıyordum, keza tavşan da çorap-kukla diye hatırımda kalmış, neyse ki bunlar Google’a vız geldi, hemen reçeteyi önüme koydu. Wiki’ye göre:

Jack Malloy (Geoff Pierson): A schizophrenic, alcoholic, cynical and depressed man who hates his wholly unsatisfying job as a used-car salesman and his unhappy marriage. He gets little respect from his family, who think that he is insane or senile. He converses with a stuffed bunny (Mr. Floppy) that only he can hear. His daughter Tiffany is his only real hope in his otherwise depressing life, though he is unaware of how Tiffany often uses him to her own advantage. He and his wife tend to bicker over trivial things and she appears to dominate him. He doesn’t really care about his family (except for Tiffany), despite the fact they are the cause of most of his woes. He is the sole source of income for the family and often tries to manage the money he makes, though it never gets to him as he has to pay for bills, food, expenses, allowances, and presents for Tiffany.

Gördüğünüz gibi, Jack Malloy, Al Bundy’nin "çizgiyi aşmış" hali (zaten set de çok andırır, yapımcıları da ortakmış galiba). Fazladan, konuştuğu (& onunla konuşan) bir oyuncak tavşan (Mr. Floppy) var. Bir bölümünde (12. Bölüm, "The Great Depression" imiş), beraber bir telesekreter mesajı doldurmaya karar verirler, doldururlar da. Ama sonradan dinlediklerinde şaşırtıcı bir şekilde sadece Jack’in sesi çıkar. Bunun üzerine Jack "Deli olduğumu unutmuştum!" der, Mr. Floppy de "ben de var olmadığımı!…"

Sahne bu, altta da videoyu koydum:

O halde tekrar soralım: delirmek mi iyi, hiç olmamış olmak mı?.. Siz siz olun, varolmadan önce bir daha düşünün… (Felsefi gönderili mesaj kaygısı içerik falan..) 8P