o bitmeyen kışlar gibi (bencil)

Bilbao’da ev bakarken, yeri de hatırlıyorum, San Mames’in karşısı gibi bir yerdeydi, bakmakta olduğum evde ısınmaya dair hiçbir şey aparat göremeyince emlakçı beni temin etmişti: “burada kışlar çok ılık geçer, birçok kimse çok çok elektrikli radyatörlerle işi halleder.” Bizde de Antalya için söylenir, değil mi: kışın da klimayla ısınıyorlar diye. Altınoluk’ta Cino hakikaten öyle geçiriyor kışı, birkaç ek önlemle birlikte.

Daha önce de mutlaka söylemiş, yazmış olmalıyım ama bir daha söylemenin, tekrarlamanın bir mahzuru yok: insanların da doğanın %90’ının yaptığı gibi, kışı kış uykusunda geçirmelerinin gerekliliğinin ateşli bir savunucusuyum. Pek çok avantajı var — doğa kendine geliyor, biz toparlanıyoruz bir güzel. Bütün gün, sabahtan akşama uyuyalım da demiyorum, arabaya binmesek, menzilimizi evimizden en fazla 1 – 1.5 km mesafeye kısıtlasak zaten gerisi kendiliğinden gelir. İletişimi minimumda tutsak, herkes kendi içine baksa, en yakınındakilerin ilgisine mazhar olsa, kitaplar okunsa, hikayeler anlatılsa, uyunsa, kendimize gelsek, bahar, yaz için fikirler bulsak.

Yasak Şehir, Pekin, Tarık Turna
Okumaya devam et “o bitmeyen kışlar gibi (bencil)”

Dünyanın bir yazı, bir kışı vardır…

The Damned’in İngiltere’den çıkan ilk punk şarkısı olarak tarihe geçmiş “New Rose”, Is she really going out with him? repliğiyle başlar; Peel Sessions’daki (Eat your heart out, John Peel!) efsane performanslarında ise:

Are we really 65 in the charts!?

şeklinde bir hayretle başlarlar şarkıya. Ben de, nice zamandan sonra birikmiş şeylerimi sizlerle hasbihal edeyim diye blog’u açınca bir de baktım ki 2 ay geçmiş son zamandan bu yana (ey kâri)!

(“Kısa bir ara”dan önce resim koyuyor muyduk?..)

Olga Wisinger-Florian | The First Frost, 1906

Okumaya devam et “Dünyanın bir yazı, bir kışı vardır…”