Mustafa

Bir ölüm haberi aldığımda, aklıma gelen ilk metinlerden biri Tezer Özlü’nün Hayalet Oğuz’u anlattığı hikayesinin giriş cümleleridir:

Biz yıllardır bu kentte yaşıyoruz. İçimizde ömrü bitenler oldu. Onları oldukça eğlentili törenlerle gömdük.

Bir de W.H. Auden’ın şu kapkara Funeral Blues’u..

Funeral Blues

Stop all the clocks, cut off the telephone,
Prevent the dog from barking with a juicy bone,
Silence the pianos and with muffled drum
Bring out the coffin, let the mourners come.

Let aeroplanes circle moaning overhead
Scribbling on the sky the message He is Dead,
Put crepe bows round the white necks of the public doves,
Let the traffic policemen wear black cotton gloves.

He was my North, my South, my East and West,
My working week and my Sunday rest,
My noon, my midnight, my talk, my song;
I thought that love would last for ever: I was wrong.

The stars are not wanted now: put out every one;
Pack up the moon and dismantle the sun;
Pour away the ocean and sweep up the wood;
For nothing now can ever come to any good.


Cenaze Blues’u

Tüm saatleri durdurun, telefonu kesin,
Köpeği havlatmayın arkasında sulu bir kemiğin,
Piyanoları susturun, ve çalarken boğuk sesli davullar
Tabutu çıkarın dışarı, gelsin yas tutanlar.

Uçaklara inleyerek daireler çizdirin göklerde
Yazarken bu haberi, “O öldü.” diye,
Siyah fiyonklar takın beyaz boyunlarına güvercinlerin,
Trafik polislerine siyah eldivenler giydirin.

O benim Kuzey’imdi, Güney’imdi, Doğu’mdu ve Batı’mdı,
Çalışma haftam ve Pazar rahatımdı.
Öğlem, gece yarım, konuşmam, şarkım;
Sevgi sonsuza dek sanırdım, yanıldım.

Yıldızlar artık gereksiz, söndürün hepsini
Ay’ı paketleyin, parçalayın Güneş’i
Dökün okyanusu, süpürün ormanı
Artık hiçbir şey güzelleştiremez hayatı.

Çeviren: Hande Tekin

Mesela, hayatı boyunca eğlenceye, neşeye müzik yazan Mozart bile bir noktada durmuştur. Onun ağıtını tek bir oturuşta dinlemek yürek ister. Ölüm her şeyi susturuyor. Ölüm kötü bir şey gibi gelse de, ölüm aslında sadece haksız bir şey. Hele de hazırlıksız yakaladığında. Hoş, ne kadar hazırlayabiliyor ki insan kendini. Hele de giden Mustafa gibi her açıdan mükemmele yakın, o kadar güzel bir çocuk, o kadar akıllı bir çocuk, o kadar nazik, sevecen, güleryüzlü bir insansa. Ölüm çok ama çok haksız bir şey. Allah rahmet eylesin Mustafa, geridekilere sabır versin çünkü çok zor bir şey. Haberini aldığımdan beri bir şekilde bütünüyle olayın gerçekliğine varmayı erteliyorum beynimde. Bugün okula gitmedim, onun yerine fch’ta Doruk ve Didem’in o muhteşem misafirperverliğinin tadını çıkarttım, iyi ki de böyle yapmışım. Yarın okula gideceğim; yarın Barışlar Giresun’dan gelmiş olacak. Yarın olayı bilen insanlarla yüz yüze geleceğiz. Cemal Süreya’nın pek çok söylediği şey var ölüm hakkında ama onlar ölümü estetize ediyor oldukça (Ölüm geliyor aklıma ölüm, bir ağacın gövdesine sarılıyorum / Ölmeden önce biraz gezdirin beni / Ölüyorum tanrım, Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür, Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca, aldığın şu hayat Fena değildir… Üstü kalsın. / …) Ama bunlar değil demek istediğim, bu şekil değil. Edip Cansever’den geliyor cevap, ama ne Ruhi Bey, ne Ölümün Konumu, ne Tragedyalar, ne Oteller..

Uğurladık bir sabah seni
Söz vermiştin geri döneceğine
Anladık bakınca aldandığımızı
Gerilerde küçük
Kıyılara doğru büyüyen ayak izlerine

Ötelerde, ama çok ötelerde
Kocaman bir gözyaşıydın ey usta deniz
Konuşuyordun, sözlerini bulamıyordun yalnız.

Edip Cansever, Akdeniz Salgını‘ndan detay.

Mustafa Cimşit (1979 - 2006)
Mustafa Cimşit (15.6.1979 / 16.4.2006)

“Mustafa” için 2 yorum

  1. … Sinir bozucu … — Hayatimin 5. gunu filan tanistigim arkadasim Selim Buyuktur’u gecen son bahar kaybettim. Insanin arkadasini gommesi garip bir duygu.

    Bu aralar nedense insanlara sinir oluyorum, otobuste metroda ABD’nin super gencleri garip garip davranislarda bulunuyor: yuksek yuksek sesli konusuyor, kakirikikiri guluyorlar filan… Sonra aklima sen geliyorsun, 94 ilk bahari otobusle Robert Koleje gidisimiz aklima geliyor. Hatirlarsin otobuste basimiz belaya girmisti cok guluyoruz diye. Gencleri derhal affediyorum ve kendi kendime kiziyorum o gun otobusten inen hiyaragasi gibi dusundugum icin.

    O gun o olay haric hayatimin en guzel gunlerinden biriydi.

    Mustafa

  2. Gidiş. — Mustafa’nın gidişinde beni en çok üzen, Mustafa’nın benden çok daha iyi bir insan olduğunu ve yaşamayı benden çok daha fazla hak ettiğiydi. Çok büyük haksızlık.

    Şu otobüs meselesi yıllar var ki hatrımdan çıkmış, sen söyleyince bir anda tekrar yaşadım o günü. O iki kız bizi aslanlar gibi savunmuşlardı, gerçekten çok güzel bir gündü. Robert Kolej’deki oyunlardan sonuna kadar seyredip bitirebildiğimiz olmuş mudur acaba? Çok korkunçtu her biri ama şüphesiz biz daha korkunçtuk. 8l

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir