Never trust an Elf…

Biz gençken (lisede) FRP oynardık: çokluk Dragonlance, bazen Forgotten Realms, çok nadir Cthulhu filan falan, boşverelim şimdi. Üniversitede Neuromancer, William Gibson, Neal Stephenson filan haberdardık, Billy Idol neydi, Max Headroom aslında neydi bilirdik bunları. Daha o zamanlar yemiş yutmuştum ben bunları babında, marifet olsun diye söylemiyorum, o zamanlar lame şeylerdi bunlar, marifet değildi, nerd olduğunuzun tescili idi (beni edebiyat kurtardı 8). Resim de bulalım bir tane ayaklı filan…

DM’lik yaparken, sene 1995, Ekinler’in Beşiktaş’taki ev. Arkamdaki Bera, ayağın sahibi Eki’dir herhalde, yandan tek dizi görünen de Karaadam’dır diye tahmin ediyorum

Bir süredir (~5-6 aydır) cyberpunk’lığım depreşti, kitap okur gibi manuallerini okumaktaydım (Cyberpunk 2020 Core Manual & Listen Up, You Primitive Screwheads), sonra tekrar Shadowrun’a başladım (bağımlılığa yenik düştüm), Boston Lockdown’ı oynuyorum deliler gibidir (bitti, devam ediyorum).

Shadowrun, Cyberpunk’ın katmerlisi tabii. Mevcut cyberpunk elementlerini alıyorsunuz, üzerine bol miktarda orklar, elfler, trollar, ejderhalar ekliyorsunuz. Pulp/noir bir ortam, kimse masum değil. Depreşmeyi bastırmak için bir yandan da Robert Charrette’in Shadowrun – Secrets of Power serisinin ilk kitabı olan “Never Deal With A Dragon” kipatına başladım, ilaç gibi geldi (serinin diğer kipatları: Choose Your Enemies Carefully & Find Your Own Truth olup ayrıca yazarın, Never Trust An Elf adında bir kitabı daha vardır). Zaten “Never deal with a dragon” Shadowrun’ın mottolarından biri (“Watch your back, conserve ammo, and never cut a deal with a Dragon.”). Elflerin yaşadığı ormandan gizlice geçerken elf devriyesinin sizi tek kişilik helikopterleri ile basması, “kahraman” grubunuzdaki ork arkadaşın roket atarlarla karşılık vermesi, asıl kahramanın canını kurtarmak için kaçarken peşinden gelen bir elf büyücüsünün attığı fireball’u yiyip yere kapaklanması, o sırada olayların bir diğer ucundaki rigger’ın kafasındaki datajack’ten bağlandığı panzerle bir ejderhayla cebelleşmesi, az buz şeyler değil bunlar. Bir de işin siber boyutunu, şirket-devletleri ekleyin. Bana heist yönünden epey bir benzeri olan Banks’in anısına kendimi okumaya zorladığım Against A Dark Background‘ı bıraktırdı (beni ondan kurtardı demek daha doğru olacak).

Bugün Netflix Bright‘ı yayınladı da, bu girişi bir aydır yazacaktım o çıkmadan, buna da şükür.

Nasıl mı lame’dik? Böyle bir şeydi o zamanlar:

Bir de şuna bakın:

(Witcher’ı yapan amcalar (ProjektRed) ile Cyberpunk 2020’nin yaratıcısı  Mike Pondsmith‘le işbirliği yapıyorlar)

(Benzer muhabbeti ve “o zamanlardaki halini” GLOW için de yapmıştım)

…evet, artık Bright’ı seyredebilirim.


– Bu işlerin Lame’liği ne zaman bitti Abidin?
– Sanıyorum Matrix’in çıkışı kurdeleyi kesin olarak kesti. LOTR da kalanları sildi süpürdü.

“Never trust an Elf…” için 3 yorum

  1. Lisans öğrencisinin biri, hem de çok afedersiniz kız, “D&D Club”a üye olduğunu doktoraya başvuru için kullanacağı CV’sine yazmış. “Trendy mi oldu bunlar, bizim kuşaktan sonra yitip gitmiştir zannediyordum…” dedim, gülmedi, anlamadı…evet, Yüzüklerin Efendisi önyargıları yıkmış galiba, yeni kuşak cool buluyor bunları…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir