Bayram Sevinci (ya da Kütür kütür Bertül)

Öncelikle, herkesin bayramı kutlu olsun, bugün hakikaten çocuklar gibi şen olan bin atlı gibi sevinçliydim, bir zıplamadığım kaldı bile yazamıyorum zira bir ara zıpladım da.

Şimdi haklı olarak diyeceksiniz ki “Hangi dönem yoğunluktan ağlamadın?” ben de hak vereceğim ama hakikaten yine epey yoğun bir dönemdi, çok şükür arızasız güzel geçti, hatta sanırım hayatımda ilk defa final kağıtlarının okunmasını son dakikada değil de, bir (yarım) gün öncesinde bitirebildim.

Yaklaşık iki haftadır Bilbao’daki sunucunun başında kara bulutlar dolaşıyordu (Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor… breh breh… 8), rasgele zamanlarda vuruyor, sebebini bir türlü bulamıyorduk, iki üç gün önce bir hızlı yama yaptım, tuttu sandım, tutmadı, neyse dün gece oturdum bilgisayarın başına, kalktığımda saat 5’ti ama sanırım bu sefer sağlam dikiş attım. Keyfim yerinde yani demek istediğim.

Canım Barış sağolsun beni puroya (Romeo y Julieta No:2 & 3) boğmuştu da akşamdan içerim, sabahına susuz kalırım korkusuyla içmedim (sana öyle hasretim ki, bir çabam yok varam diye 8) bekledim, dün gece bir tanesini iyi ettim, o da beni iyi etti, arkadaşlar iyidir. Arkadaşlar iyidir deyince, tabii ki Eda da sağolsun, haftaya ortak doğum günü kutlamamız var, bekleriz efendim.

İyi şeyler işte, mutlu kutlu bayramlar!

Bugün Nergis Hanım’la oradan buradan bir şeyler seyrediyorduk, şu aşağıdaki klibe denk geldik, pek bir beğendik de, o da sağolsun her zamanki güzelliğiyle güzel bir şeyler söyledi, şöyle dedi: “Tap dance ne güzel bir şey, hem dans ediyorsun, hem de şarkıya sesle de katkıda bulunuyorsun!”, sonra tap dance’in de tıpkı (fast) boogie woogie gibi neşeli bir dans olduğunun tespitini yaptı, ben de ona “artık senin bilgisayarı formatlayayım da blog tutmaya (bu sefer medium.com üzerinden) geri dön, çok özledim senin bu tespitlerini” dedim, anlaştık (smart phone killed the blogging… / Buggles v4.0).

Haydi iyi bayramlar! Bol bol bol şekerler, şekerlemeler!


Yazıyı (ne kadar yazı denebilirse artık!) yazdım gönderdim sonra başlığı fark ettim, gelişine vurmuşum tabii ama yazmak, açıklamak gerekir, “Kütür Kütür Bertül” vaktiyle okuduğum bir Met-Üst karikatürü idi, internette yıllarca aradıysam da bulamadım (böyle bir tane daha kayıp karikatür daha var, bunu anlatayım, onu da anlatırım) — işte bir adam, boş bir seyyar tezgahı itiyor, bir yandan da “Kütür kütür Bertül vaaaar!” diye çığırıyor, onu izleyen iki adamdan biri diğerine açıklama yapıyor, işte bu zamanında Bertül diye bir kızı sevmiş, Bertül bunu terk etmiş, bu deli divane olmuş (ya da bildiğin delirmiş)… Beyle mesela:

(Bilen bilir, bilmeyen de bilmesin, acıklıdır)

Öbür arayıp da bulamadığım karikatür de sanırım D’eli dergisindeydi (o da Met-Üst’tü): işte kadın yıllar sonra sevdiği …. bahsetmişim zaten yahu vaktiyle, doğrudan oradan apart otel:

Ama, ama Metin Üstündağ’ın çok sevdiğim bir karikatürü vardı, bir kadınla bir erkek yıllar sonra karşılaşıyorlar, ikisinin de elinde migros poşetleri, kadın şaşırıyor — sen beni zengin bir kızla evlenmek için bırakmamış mıydın, e hani ne oldu, bak senin de elinde migros poşeti… adam düşünüyor (düşünce balonu) seninle evlensem ne fark edecekti, yine aynı hayatlar, yine ellerimizde migros poşeti (bunu da bulamadığıma göre bugün uydurma potansiyelim hayli yüksek, ben diyeyim 5, siz deyin…)… 

kib, öptüm, bye!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir