Bir zamanlar bir müzede güzel, 2200 yıllık bir heykel varmış. Heykel çok değerli olduğundan insanlar onu ancak uzaktan izleyebiliyorlarmış. Rahatça resim çekebilsinler diye, röprodüksiyonunu yapıp, yan odaya koymuşlar, herkesin dokunmasına, ellerini heykelin (röprodüksiyonun) omzuna atıp resim çektirmesine izin vermişler haliyle. Aradan 2500 yıl geçmiş, bu arada orijinal heykel bir kaza sonucu kırılıp un-ufak olmuş, röprodüksiyona hiçbir şey olmamış. Röprodüksiyonu sergileyip, koruma altına alıp, onun röprodüksiyonunu koymuşlar ziyaretçiler rahatça resim çekilebilsinler diye.
(Aslında işte bu kadarcık bir şey yazacaktım, yazarken uzadı da uzadı. Yazıyı bitirdikten sonra o kısmı aşağıya atıp, işte bu yukarıda okuduğunuz kısacık parçayı yazdım ben de. Meta arası meta meta, ekmek arası kaşarlı sucuklu).

Çok uzun zamanlar önce (~MÖ 250), bir imparator (Qin Shi Huang), binlerce askerinin tek tek, detaylı, normal ölçekte heykelini yaptırmış. 400.000 kişi, 40 yıl boyunca uğraşmış imparatorun bu isteğini yerine getirmek için. İmparator öldükten sonra, bu toprak askerlerin yapımında zorla çalıştırılırken kaçan ustaların bazıları asilerle gömü yerini basıp heykelleri paramparça etmişler. Sonra unutulmuş her şey, tâ ki 1974’te bir kaza eseri keşfedilene kadar. Yüzlerce arkeolog yıllarca çalışıp 50 yılda 1000 civarı askeri tekrar bir araya getirmişler (hâlâ da tekrardan bir araya getirilmeyi sabırla bekleyen 7000 asker üzerine çalışmaya devam ediyorlarmış).
Gelen ziyaretçilerin tabii ki toprak askerlerin yanına gitmelerine izin verilmiyormuş ama bir hoşluk olarak, müzenin içine bir stüdyo yapıp, oraya asıl heykellere epey sadık röprodüksiyonlarını yerleştirip, bir resim çekme noktası oluşturmuşlar.
Aradan binlerce yıl daha geçmiş. Sel gelmiş, toprak kayması olmuş, asiler (“rebel scum”) diyelim, deprem, zelzele falan filan, orijinal kazı alanından geriye hiçbir şey kalmamış ama işte ne hikmetse bu röprodüksiyonların bulunduğu stüdyo sapasağlam kalmış (kazı alanından bir 10 metre yüksekte olduğundan olabilir). Bu sefer orası koruma altına alınmış, gelen ziyaretçiler de güzelce resim çekebilsinler diye yan tarafa bir stüdyo açılmış…
Enis Batur’un “sonra bir kızı oldu…” diye biten güzel bir hikayesi vardır, plastikler ve bakırlar üzerine (diyelim 8). Aradım şimdi bulamadım. Gittiğiniz müzede, antika bir yazı masasını, onun takım iskemlesini rahatça inceleyin diye koydukları iskemlenin 1500 yıl sonra incilenmesi… İnsanız, ilginç huylarımız var.

Mesela milattan önce 300 yılında tiyatro hakkındaki kitaplar üzerine bir kitap yazılmış olsun (“Tiyatro üzerine 10 kitap”) fakat bu 10 kitabın hiçbiri kalmayıp bir tek haklarında yazılan, onları kısa kısa tanıtan işbu kitap kalmış olsun geriye… (Vitrivius’un 10 kipatının 10 fasikül anlamına geldiğini ben de biliyorum efendim, teşekkür ederim ama teşekkür etmem… (fedaraller, adamım))
xkcd: Bee Orchid
Kısmetse, yakında bu sayfalarda: Bir insanı en kötü günü üzerinden anlatmak aka, Blue Moon
(… yani şimdi çocuklar, bula bula bu resmimi mi buldunuz dergiye koyacak?!… Neyse bakalım, canınız sağolsun…)
Al bakalım Baudrillard efendi:
https://kottke.org/plus/misc/images/philosophical-captchas-01.jpg
Muhteşem bir cevap! Tebrikler (Resim Çin’den açılmıyordu, ofisten İspanya üzerinden açılmasını bekledim, ileride başkalarını da mahrum bırakmamak için buraya da alıntılayayım efenim, teşekkürler 8)
ayrıca bkz. George Washington’un baltası, Alice’in Teneke Adamı, Sururi’nin kalemi…