Yaşlılar ve Turtalar

Bir bölümü içerisinde tekmil, cinayetten başlayıp katilin kim olduğunun bulunduğu (‘whodunit’) dedektif/polisiye dizilerini severiz biz. Gizem iyiyse, bir sezona yayılanlarını da seyrederiz. Ah bir de cosy olursa tabii, tadından yenmez (“yeter-şart”: yerde kanlar içerisinde ceset yatarken karakterlerden birinin hamburger/sandviç bir şeyler yer durumdayken inceleme yapması). Eskilerden Castle/Psych, son yıllardan Bad Monkey, Only Murders In The Building, daha da yenilerden Death Valley ile High Potential... Only Murders in the Building’de başta Selena Gomez “genç” idi, 3. sezonda artık o da kaderini kabul etti ama yine de Steve Martin ve Martin Short’un yaşlılığı dizinin katarlarından (bu noktada aklıma geldikçe beni kopartan bir detay: mevcut 5. sezondaki yaşlılar tanışma sitesinin adı: “Last Gasp”).

Calendar Girls (2002) — Bunlar iyi günlerimizmiş meğerse!… 8))
Üsttekini beğenenler bunu da beğendi???
Helen Mirren & Celia Imre yine gene hep yan yana! Thursday Murder Club (2025)
Okumaya devam et “Yaşlılar ve Turtalar”

Bir berber(den) bir berbere…

Berber önemli bir iş. Öyle kafanızın estiğine gidemiyorsunuz, bir kere muhteşem hafızaları var bu meslek sahiplerinin, kendi müşterisi değilseniz hemen anlıyor, arada kendi berberinizi bırakıp da bir başka yerde kestirdiyseniz onu da biliyor, böyle değişik bir olay. Ve ben her gittiğim yerde bir berber sorunsalından geçiyorum ilkin. İstanbul’da yaşarken yıllar boyu (üniversite yıllarım) Ankara Esat’taki “Astronot Erkek Kuaförü”nde kestirdim saçlarımı. Ankara ziyaretlerimin arası da maksimum 2-3 ay olduğundan, çok da sorun olmuyordu berberimle evimin arası.

Okumaya devam et “Bir berber(den) bir berbere…”

Şanghay, Şanghay!…

Merhabalar, Şanghay’daki 4. haftamızdan ni hao!

Her şey yolunda çok şükür. 4 Eylül perşembe günü bizim için kritik bir gündü çünkü o gün konsolosluktan haber çıkmasa idi, vize işleri bir sonraki haftaya devredecekti, uzayacaktı, daralacaktı, sıkışacaktı (zaten 1 hafta rötarlı gidiyorduk). Perşembe öğleden sonra haber çıktı, cuma vizeli pasaportlarımızı ve pazar gününe uçak biletlerimizi aldık, pazartesi akşamı Şanghay’a indik.

İlk bir hafta otelde kaldık. Otel kampüsün içerisinde, kampüs çok güzel, yemyeşil, onun içerisinde de bir göl var. Örneğin şu resmimiz o gölün oradan (maşallah maşallah! 8):

Nergis Hanım’la göller kenarında, kampüsler içinde, Çinuçen diyarında bir gün… (maşallah! 🧿)
Okumaya devam et “Şanghay, Şanghay!…”

Vardır her otun çiçeği,/Bilmesek de/İsimlerini — Sampu

15 günlük Shanghai ziyaretimizden uzuuun fakat çok şükür olaysız, rahat bir yolculuğun ardından bu sabah Ankara’ya döndük. Yediklerimiz bizim olsun ama her gün bir başka nefis şey yedik. Gezdik de epeyce (çoğu sağanak yağmur altında — havası çok nemli ve sıcak), neyse ki şansımıza son hafta güneşli günler geldi, oradaki Disneyland’in tadını çıkardık (gerçi orada da raft macerasında sırılsıklam olup yeni kıyafetler aldık ama hatıra hanesine kaydettik 8).

Okumaya devam et “Vardır her otun çiçeği,/Bilmesek de/İsimlerini — Sampu”