Bera Bera Bera

İTÜ’den ODTÜ’ye geldikten sonra, başıma daha evvel gelmemiş bir şey geldi: ODTÜ’de tanışmış olduğum arkadaşlarım, Bera’yla tanıştıklarında, bizim ikiz kadar birbirimize benzediğimizi söylediler.

Bera, bildiğim kadarıyla, benim düzenli olarak görüştüklerim arasında en eski arkadaşım. sene 1993, lise sondayım, dersaneye (Fen Bilimleri Eğitim Dersanesi’ydi galiba, tam adından emin değilim) kaydımı yaptırdım ve akabinde bütün hayatımın gidişini değiştirecek insanlarla tanıştım. Oturma düzenimiz şöyle idi: Benim yanımda Mustafa (Öztürk), arkamızda Bera ve Cengobique (Cengiz Günay). Sonrasında biz dersaneyi çok büyük ölçüde boşverip, Ortaköy’ü, Beşiktaş’taki börekçileri keşfe çıktık. Haftasonları çoğunlukla Mustafalar’da toplanıp FRP partileri çeviriyorduk. Bu FRP partileri sayesinde Mustafa vasıtasıyla Zarife ile, Cengobique vasıtası ile de Alex ve Gökhan’la tanıştık (sonrasında Emir’le de tanışacaktık ama benim Emir’le tanışmamın çok daha ilginç bir hikayesi var – belki bir gün.. 8).

İşte o sene ÖSS, ÖYS vesaireye girdik, Cengo İTÜ Elektronik Bölümü’nü, Bera ile ben de İTÜ Fizik’i kazandık. Sonrasında da dostluğumuz iyice pekişti zaten.

“Nev-i şahsına münhasır” lafının tam da Bera için söylenmesi gerekir. Tanımadan bilemezsiniz, böyle yazınca da olmuyor. Demek ki neymiş: insan en yakınındakileri anlatamazmış. Bera şimdi California’da, CSU’da doktora yapıyor. Yılda genelde iki kere Türkiye’ye geliyor (son geldiğinde görüşemedik). Bir tane Waikiki katologlarından fırlamışa benzer bir pozumuz var, bulursam onu koyarım resim mahiyetinde..

Hayli gelişkin bir resim kabiliyeti ve pek göstermese de devasa bir edebiyat yeteneği vardır. Vaktiyle ortaklaşa bir hikaye yapmıştık: Kadıköy Haldun Taner adında. Dehşet etkileyici şiirleri ve düzyazıları da vardır. Aşağıdakini biraz da fizikle, bilimle vesaire ile ilgili diye alıntıladım. Böyle bir şeyler işte.

* Originally By: Bora Orcal
* Originally To: Timucin Senturk
* Originally Re: Oylesine birilerine…
* Original Date: 19 May 98 21:55:33
* Original Area: Hitnet – Fizik bilimi
* Forwarded by : Blue Wave/DOS v2.20

-=> Quoting Timucin Senturk to Ethem Bilgin #Fikir kisirligindan mi? HAYIR
EB> Aceb hic dusundun mu bu
EB> alan gerekli mi?
TS> Ozur dilerim…Yukaridaki nedene HAYIR demek icin acele ettim
TS> galiba!
TS> … Ne tagline’i yaw …Kim okur ki ?
TS> … Fizigin yalnizligi.

sevgili Timucin, ve tabii sen Ethem, Gokhan sen de dinleyebilirsin yaklas
yaklas, hepinize bu masal…Fizik’le ilgili tabii…

Bir anne kedi vardi, agustos civarinda bu anne kedinin bes tane yavrusu oldu. Hepsi ayri renklerde olan bu kedilerden biri komur karasi, biri kahverengi beyaz siyah alacali bulacali bir renge sahip, biri bembeyaz, biri turuncu, biri de boz tuylere sahipti. Anne kedi, nedendir bilinmez komur karasi olan birinci kediye Matematik, alacali bulacali renge sahip olanina Kimya, bembeyaz olanina Fizik, turuncu renktekine Tip, sonuncusu boz tuylu olanina ise Ekonomi adini vermeyi uygun gordu. Tabii diger anne kediler, yavrularina Pitircik, Yumos, Corek, Yastik, Kilkuyruk gibi isimler koyarlarken, tutmus bir kedinin hem de kotu bir soydan geldigi kendi gri noktali beyaz tuyleriyle az cok cikaralabilinen bir kedinin genel begeni tarzinin disina cikarak boyle isimler koymasini hic yadirgamadi degillerdi. Bundandir ki, Matematik, Kimya, Fizik, Tip ve Ekonomi hep kendi baslarina oynamaya terk edildiler. Zavalli anneleri de bunlar iki aylikken bu fani dunyadan gocuverince hepten yalniz kaldilar. Matematik pek celimsiz bir hayvan oldugundan, oyle ki kaburga kemikleri rahatca sayilabilirdi, bu kisa ancak iki ay surebilen annelerinin bakimindan dogal olarak en fazla nispette faydalanmis, bu nedenle diger kedilerin az cok dusmanligina, dusmanlik degilse de ona karsi duyulan belli belirsiz bir kiskanclik duygusuna neden olmustu. Aslina bakmak gerekirse Fizik de oyle boylu poslu bir kedi sayilmazdi, belki cok tuylu olmasi ve o gunesli son yaz gunlerinde beyaz tuylerinden dolayi aynen sagligi yerinde bir kedi gibi isigi beyaz beyaz yansitip annesinin yasliliktan pek o kadar iyi goremeyen gozlerini istemeden de olsa kandirmis, annesinin de onu sihhatli yalniz bir o kadar da obur bir kedi olarak tanimasina sebebiyet vermisti. Tabii Fizik sadece bir kedi oldugundan dolayisi ile bir insanin muhakeme gucune sahip olmadigindan, annesinin bu davranisini dupeduz adam kayirma olarak kabul etmisti. Kimya zaten annesinin eline bakmayi gozleri acilir acilmaz kesmis, kendine civardan kucuk avlar yakalamaya baslamisti. Ilk baslarda ufak haserattan ibaret olan bu avlar son gunlerinde yuvaya getirdigi koca sicanlara dek varmisti. Tip, yani o guzel turuncu kedi, ilk iki ayda annesinin getirdikleriyle kit kanaat gecinmis, annesi oldukten sonra acinasi bir halde ortada kalivermis, iste Kimya birseyler mi getirdi onlarla, yok o mu olmadi kardesleri gibi coplukten, kaldirimlardan bulabildikleriyle hayatta kalabilmeye ugrasirdi. Ancak cok gecmedi ki annesinin vefatindan yaklasik bir iki ay kadar sonra, tam kis mevsimine girilmek uzereyken parlak renklerine kapilan bir hayvan dostu onu kardeslerinden ayirip Bostanci dolaylarindaki sicak ve rahat evine goturdu. Sonuncu kedi Ekonomi ise, annesinin olumunden bir iki gun kadar sonra acliktan ve turlu turlu baska sebeplerden, en basta da toprak renginde olan tuylerinden dolayi aksam yuvalarinin bulundugu apartmanin bahcesinde uyuklarken geri manevra yapmaya calisan 14 numarali dairenin 17 yasindaki oglunun direksiyondaki tecrubesizliginden ve bu oglanin kazara asfalt yolluktan bahceye cikmasi ve oradaki Ekonomi’nin uzerinden gecivermesiyle sag arka bacaginin sakat kaliverisinden dolayidir ki, cok gecmeden kuvvetten dustu ve bir gun en sonunda takati kalmadigi icin bayiliverince, 27 numarali dairenin 6 yasindaki haylaz kizlari tarafindan olu zannedilip oraciktaki bir cop kutusuna atiliverildi. Kendine geldiginde Kagithane’deki genel coplukte gozlerini acmis ve basina gelmedik birakmayan kaderin garip bir oyunudur ki bu sefer yara bere almadan o koskoca cop kamyonunun icinden tek parca halinde cikabilmisti. Adi Mualla olup, coplerin arasinda kendi ve 8 cocugunun rizkini cikarmaya calisan bir kara kuru kadin onu buluverip, neredeyse mahvina sebeb olacak o esine az rastlanir tarzdan kahverengi tuylerine aldanmis ve para eder umuduyla onu bir hayvan dukkanina goturmustu. Sansa bakin ki hayvan dukkaninda kendisinin cok asil ve esine su siralar ozellikle Turkiye’de az rastlanir dunyada ise soylari neredeyse tukenecek olan X turunden geldigi farkedilmis, kadinin eline uc bes kurus ve eski elbiseler tutusturulup yollandiktan sonradir ki, hemen yurt disindaki bir aliciyla irtibata gecilmis, boylece Ekonomi Amerika’ya bir restorantlar zincirine sahip McCulley adli bir musteriye ozel bir ucakla yollanmisti. Su siralar orada kendi cinsine mensup baska bir X kedisiyle ciftlestirildigini ve civar zengin ailelere dagitilmis seksen doksan civari yavrusuyla mutlu ve soyunun devamindan hic bir endise duymadan rahat rahat yasayip gittigi bilinmektedir.

Ekonomi’nin eksikligi o gece, Matematik grubun biraz disinda kalmak kaydiyla bir araya gelip birbirlerine sarinarak uyumak icin eski yuvalarinda toplanan kedilerin gozunden kacmadi tabii. Iclerinde en mert olani Kimya o sabah, annesinin kendisine emanet biraktigi bu kedileri korumak icin ettirdigi kedi yemininden midir yoksa digerlerinin de gozunden pek kacmayan ve insanlara mensup bir canlinin rahat ensest iliski olarak tanim koyabilecegi gibi Ekonomi’nin ardindan sirf ona olan sevgisinden dolayi mi gittigi bilinmez. Ama o sabah Kimya lazim olabilir diye annesinin biraktigi kahverengi bir tasmayi kedilerde adet oldugu uzere boynuna takarak, yanina da az bir parca kumasi dertop ederek hazirladigi bir cuvala az bir parca toprak, cimen ve kedi cisini alarak yola koyuldu. Bir daha da ondan ne bir haber alinabildi, ne duyuldu ne soruldu.

Kimya’nin bir daha eve geri gelmeyecegini bir kac ay sonra soguk kis mevsimi bastirinca iyice anlayiveren kalan diger iki kedi, Matematik ve Fizik kalakaldilar o dondurucu gunlerin arasinda. Fizik Matematik’i zaten annesi halen hayattayken mevcut olan aile iliskilerinden turlu sevmiyor, elinden geldiginde annesinin tirmik darbelerini ve o gece yemekten mahrum birakisi gibi alisildik cezalarini goze alip ona dusmanca davranmaktan, Matematik’in kuyrugunu isirmaktan, kulagina tirnagini sokup, biyigini dislerinin arasina sikistirdigi gibi tabana kuvvet bahcenin etrafinda donmeye baslamaktan cekinmiyordu, simdi de durum pek degismis sayilmazdi. Aralarindaki nefret zor hayat kosullariyla gunbegun artiyor, dal budak sariyor, birbirlerine adeta bir kedi kopek gibi davranmaya basliyordu. Oyle ki ayni yuvayi paylasmak zorunda kalan bu hala yavru denebilecek iki kedinin cigraslari bazen geceyarisi tum apartman sakinlerini ayaga kaldiriyor, hatta kapici Ismail efendinin ara sira bunlara tekme tokat girismesine neden olup, ancak Ogretmen Sallime Hanim sayesinde ufak tefek siyriklarla da olsa, kim bilir hangi ruyalari gorurken uykusundan uyandirilinca tepesi ativeren bu enli adamin tekmelerinden ve sillelerinden kurtulabiliyorlardi. Cok gecmeden yeni yila birkac gun kala Sallime Hanim kayak tatiline ciktiginda, bunu firsat bilen ama cocuklarinin zirlamalari ile yuregi bir nebze olsun yumusayiveren Ismail efendi bu iki gecimsiz yaratigi kamyonetine attigi gibi bogaz koprusunden gecirip Maslak’ta bir Universiteye ait olan ucsuz bucaksiz araziye biraktiverdi.

Her nasilsa bes yil gectiginde her ikisi de kurtlarin ve sozde muhendis olacak haylaz ogrencilerin varliklarina ragmen hala sagdilar. Baska rakibin olmadigi bu genis araziler uzerinde guvercinleri, kirlangiclari, kanaryalar ve serceleri hatta kargalar ve martilari tuzaga dusurup mideyi indirdiklerinden enlesip boylasmislar, dunun o miniminnacik celimsiz yavru kedileri bugun birer kedi azmanina donuvermislerdi. Tabii bu bes sene zarfinda bu ucsuz bucaksiz topraklar hic degismedi degildi, yeni yeni binalar dikilmis, cogu agac kesilmisti. Buradaki hayatlarinin ikinci yilinin yaz mevsiminden itibaren hemcinslerine nazaran baya akilli ve kurnaz olan bu iki kedi binalardan birinde-hangisi oldugu muhim degil-Kafeci Selim diye o siralar sehirdisindaki koyunden yeni gelmis dolayisi ile kalbi yaban hayati arayan bir genci kedice oyunlar, turlu turlu numaralarla kandirip adami kendilerine bakici sectiler, her aksam kafedeki artiklarla da eskisinden cok daha bol olan gidalarla bir guzel karinlarini doyurmaya basladilar. Iste hayat boyle gecmekteydi, ancak Matematik ve Fizik arasindaki surtusme yerini bir kan davasina birakmis ve Fizik’in kulaklarindan birinin kopmasina kadar gitmisti bu kavgalar. Bundan sonradir ki iki kedi fakultenin ayri koselerine cekildiler ve bir daha da birbirlerini gormemeye, Selim’in elinden ayri saatlerde beslenmeye, korulukta birbiriyle cakismayan zamanlarda avlanmada karar kildilar. Bu boyle bir kac sene daha surdu, artik iki kedi de yaslanmaya baslamis, Fizik’in o guzelim beyaz tuyleri yer yer grilesmis, Matematik’in de bir zamanlar oldukca goz alici olan, bakanin ister istemez elinin bu olaganustu tuylere dokunabilmek icin isten disi hareketlerde bulunmasina neden olan simsiyah tuylerine aklar dusmeye baslamisti. Yasliligin diger alametleri de goz onune alinirsa her iki kedi de dunyadan iyice elini ayagini cekmise benzerdi. Ta ki bir gun disarda olaganin oldukca disinda bir hareketlenme oldugunu farkedene degin. Binanin ayri koselerinden ne olduguna bakmak icin pencereye kosan kediler, binanin bahcesine baya buyuk, bir tiri andirircasina upuzun siyah bir arabanin parketmis oldugunu, gazeteciler ve ust tabakaya mensup insanlardan olusan kalabalik bir toplulugun arabanin etrafini sarmis oldugunu gorduler. Meraklari kabaran Matematik ve Fizik, gunlerini gecirdikleri koselerinden kalkip bahceye ciktilar ve ayaklarin arasindan ne olup ne bittigine bakabilmek icin arabanin yanina yaklastilar. O sirada arabanin kapilari acilmis, ince uzun sarisin iyi giyimli bir bey ve onun guler yuzlu uzerinde beyaz bir entari sarisin esinin, kucaklarinda aynen Kimya’ya benzer alacali bulacali tuylere sahip bir kediyle, kalabaliktan kendilerine yoneltilen sorulari yabanci bir dilde cevapladiklarini gorduler. Kucaktaki kediye biraz daha dikkatle baktiktan sonra, Matematik ve Fizik ayni zamanda farkettiler ki bu Kimya’nin ta kendisiydi, biraz yaslanmisti tabii ama yine de yillar onu pek etkilemise benzemiyordu. Matematik ve Fizik yerlerinde donup kalmis bu sasirtici manzarayi seyrededursunlar cok gecmeden insanlar aralarindaki konusmanin nihayet sonunu getirebildiler ve Kimya’yi o zamana degin arabanin icinde oturan anlasilan sirf kedinin bakimi icin getirlmis genc bir kiza emanet ederek seminer salonuna dogru ilerlemeye basladilar. Ortalik durulunca buyuk arabanin acik duran kapisina yaklasmaya ve iceri bir goz atmaya cesaret edebilen iki kardes kedi Kimya’nin ciddi bir edayla kizin kucaginda kirladigini gorduler. Tam o anda arabanin kapisini kapatmak icin davranan kiz, esikte duran bu piriltili gozlerle kendilerini seyreden iki kediyi farketti ve belki hosuna gider diye bunu Kimya’ya gosterdi. Kimya o sira bunu farkettiyse de pek belli etmedi ve dogrudan Fizik’in bir pence darbesiyle koptugu anlasilan kulagina kaydirdi gozlerini. Ardindan Matematik’e attigi yargilayan bakislari Matematik’in bu halti yedigini anladigini gosterir bir dellildi. Mirlayip kirlayarak, Matematik’e de hirlayarak kizin Matematik’i elleriyle kavrayip uzaga bir yerlere firlatmasini, Fizik’i de iceri aldirmasini ve kapiyi kapatmasini sagladi. Fizik kardesinin bu tutumuna sevindi mi bilinmez ama o sira halinden pek de sikayetci oldugu soylenemezdi, hele kiz arabanin ozel buz dolabindan fok baligindan imal edilmis kedi mamasini onune koyuverince. Fizik’in mamasinin konuldugu kabin uzerine islenmis Nobel Ailesi’nin ozel isaretinin dikkatini cekip cekmedigi, cekse de bunun ne anlama geldigini anlayip anlamadigi bilinmezdi tabii, yalniz fok baligi mamasi epey guzeldi. Disarda kalan ve aynali camlardan icerde ne olup bittigini goremeyen zavalli Matematik bir sure daha oylece durduktan, patileriyle kapiya vurduktan sonra geri donen kalabaliktan biri tarafindan kuvvetli bir tekme darbesiyle uzaklarda biryerlere firlatildi. Sarisin uzun boylu cift, arabanin icine yerlestikten ve bir muddet daha uzayan konusmalarin ardindan motor ve siren seslerinden olusan buyuk bir gurultu esliginde Universte’den ayrildilar. Ortalik durulunca ortaya cikan ve sag bogrunde bir iki kaburga kemigi kirildigindan binbir guclukle ilerleyen Matematik, Fizik’in ortalikta gorunmedigini farketti, herhalde Kimya onun da Fizik’le beraber goturulmesini saglamisti. Bir kedinin bir aile uzerindeki iradesinin boyutlari hakkinda pek dusunmeden surune surune Selim’in yanina giden Matematik, iyi kalpli bu gencin insanustu bakimiyla cok gecmeden eski sagligina kavustu, Fizik’in eksikligi uzerinden buyuk bir yuku kaldirmis ve onu eskisine nazaran oldukca sakin mizacli bir kedi haline sokuvermisti. Fizik’in yurtdisina ciktigi, yalniz orada denildigine gore sarisin aileye bir servet kazandirmis Kimya’dan cok daha az sevgi ve ilgi gormeyi bir turlu cekemedigi ve gun gectikce kendi icine kapandigi rivayet edilir. Kedilerden en basta siginabilecek bir cati bulan Tip’in gayet mutlu bir hayat surdurdugunu kendine koca bir aile kurdugunu duyar gibi oldugumu hatirliyorum. Ekonomi malum bahsetmeye bile degmez, denilir ki orada gecirdigi bir kac yilin ardindan yalanmayi birakmis petrolle yikanir olmustu, ve de insan eti yemeye basladigi. Tabii bunlar ne kadar dogru bilinmez. Boylece bes kedinin kaderlerini baglandigi ve soylarini da cok nesiller boyunca pek bir degisiklik olmadan, cizilen bu yollarda surdurdukleri bir baska iddia edilen husustur, bu boyle biline…

sevgiler.

… ve acikca agir ve acili yeryuzune adadim yuregimi…

-!- Blue Wave/DOS v2.20
! Origin: NeverLand +90(212)542-84xx * SysOp SPook * PC-FL! WHQ * (8:101/180)

Bera Bera Bera! Bu da bahsettiğim Waikiki kataloğu pozumuz..

yıllar önce / yıllardan sonra : iki fizikçinin hikayesi

Başlığa bakıp da trajik ya da en azından ciddi bir şeyler beklemeyin. Bundan yıllar evvel, lisanstayken ben matematiksel fizikle (bütün o quantum alan teorileri ve vakum!) ilgileniyordum, Bora ise istatistik fizikle (modellemeler, olasılıklar, varsayımlar..). Ben bitirme tezimi Neşe Hanım’la (Özdemir) yaptım, Bera da Ayşe Hanım’la (Erzan). Sonrasında ben ODTÜ’ye gelince, ilgilendiğim konuda birlikte çalışabilecek olan iki kişiden birinin (Tekin Dereli) o sırada yurtdışında (İngiltere), diğerinin (Selçuk Bayın) de bu konuları bırakıp, ekonofizik adı verilen, borsayla ilgili ve pek bana göre olmayan bir mecrada yol aldığını öğrenince, sağolsun, Şakir Hoca’nın (Erkoç) teklifi üzerine, nano dünyasına adım attım.

Bera ise, lisansından sonra, Neşe Hanım’la birlikte çalışmaya başladı, sonra Emir de o konuda çalıştı, canavar gibi çözümler yaptılar. 8) Yani bir nevi “Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli” vakası..

Bunlar nereden aklıma geldi / niye yazdım? Bugün Ayşe Hoca Odtü Biyoloji bölümüne, bu network sisteminin proteinlere, genlere uygulandığı bir modeli anlatmak üzere gelmişti, onun seminerindeydim de. Elime çiçeklerimi alıp gittim, bir yandan da beni tanıyacak mı acaba diye düşünüyorum – dile kolay, 6 sene oldu. Sağolsun, tanımakla kalmadı, eskiden kullandığım email adresim (cemalsureya@…) bile hatırında kalmış, çok şaşırdım.. Bera’nın, Emir’in kulaklarını çınlattık. Bera’nın bu yukarıda bahsettiğim “alan değişikliği” meselesinden bahsederken de, Bera’nın tez savunmasında “zaten ben de pek inanmıyorum bu yaptıklarıma..” benzeri bir şeyler söylediğini anlattı.. 8)) (Bera deprem modellemesi yapmıştı tezinde). Böyle işte.

Bu naçiz yazarınız Ayşe Erzan’ın seminerinden bir saat sonra da ilk makalesinin editörü olmak gibi bir özelliği de olan pek sayın Dietrich Stauffer’in (IJMPC) verdiği ekonofizik konulu seminerine gitti. Şu anda ben bu satırları yazarken, Stauffer de bizim labda, karşımdaki bilgisayarda bir şeyler tuşlamakta – eminim ki o da kendi blog sitesinde benden bahsetmektedir.. 😉

Me, myself and every Stauffer I know 8)

www ya da wicked witch of the west

ta-ta! öncelikle: istanbul’dan dün akşam döndük. bu sefer kimseye haber vermeden gittik (cuma günüydü), cumartesi günü ağabeyimi ‘nişanladık’, pazar günü yıllardan sonra sonunda zeynep ve [[fkk]] ile görüşebildik, ayrıyeten fatmagül’le tanıştık, pazartesi sabahtan da yola çıkıp, dün akşam ankara’ya döndük.

bir sürü şey yazacaktım, hiçbiri aklıma gelmiyor şimdi. mesela başlığın öyle olacağını hatırlıyordum ama niye öyle olduğunu değil. wizard of oz’dan tabii ki de, ne alaka? belki geçen hafta kavuştuğum ayşecik ve cüceler hakkındaydı, kim bilir?..

ayşeciksiz cüceler

‘öğrencilerim’

başlıktaki o tırnaklar bilerek konmuştur, yok aslında öyle bir şey. ama bir fahri öğrencilik/hocalık durumu diye bir şey söz konusu ise, o da budur. 2000 yılında İTÜ’den mezun olup, yüksek lisans için ODTÜ’ye geldim, sonrasında asistan olarak alındım ve ertesi sene de ileri fizik grubunun laboratuvarlarına atandım. ODTÜ Fizik Bölümü’nün böyle faydalı bir uygulaması var, fiziğe gerçekten isteyerek ve bilerek gelmiş öğrencileri seçip, onlara daha yoğun bir eğitim veriliyor. Ortalamaları belli bir limitin (3.0/4.0 idi yanlış hatırlamıyorsam) altına düşmediği sürece bu eğitim devam ediyor, bir sakatlık çıkarsa da, öğrenci normal eğitime kaydırılıyor. İşte benim hocalığım, bu öğrencilere laboratuvarlarda deney yaptırmaktı. Acaip kafa çocuklardı, birbirimize kanımız kaynadı, hala da görüşürüz. Geçen sene çoğu mezun oldu, işte Turan’la Murat Koç Üniversitesi’ne gittiler, Özlem İsveç’e, Ziya da New Mexico’ya gitti, Cesim ODTÜ’de kaldı, Sefa Almanya’da (ve evet, hepsi yüksek lisansta şimdi). Serkan, Emre ve Volkan bu sene mezun olacaklar gibi, Egemen ise İstanbul’a gidip menecer oldu. 8)

Bir aksilik olmaz ise, martın 11’inde bizde toplanacağız. Seneler geçip gidiyor.. Hocalık (ki bu kadarı bile) güzel bir şey..

lab 218 14.01.2002
‘Orijinal’ Tayfa: Emre, İsmail Atılgan, Turan, Ziya, Özlem, Serkan,
Egemen, Mustafa, Murat, Volkan, Sefa, Ben / 14 Ocak 2002
bizim evde 218 toplantısı 30.9.2004
Bizim evdeki toplanmaların birinde: Murat, Özlem,
Cesim, Bengü: Volkan, Turan, Serkan, Ziya, Ben / 30 Eylül 2004

başımdaki işler..

Bu aralar (3-4 aydır) temel olarak 3 iş var başımda ve bunları bitirebilirsem daha mutlu, daha iyi bir insan olacağıma canı gönülden inanmalardayım:

1. [[MPI]] kılavuzu. Aralık’da, rektörlüğün toplantısından beridir uğraşıyorum, %90’ı bitti, kendisi bitmedi hala..

2. Moleküler optimizasyon, cenerasyon programı (Molecular optimization, generation software yazayım da anlaşılsın 8P). Bu, benim aynı zamanda tezim ve olası bir Japonya başvurumun assolist parçası. Şimdiye kadar yaptığım çalışmaların derlenip toparlanması olarak özetlenebilir. Nedir bu çalışmalar? Efe’yle kodduğumuz torus üreticisi, benim eklem yapıcım. Optimizasyonu bir türlü beceremiyordum, HyperChem’e mahkum oluyordum, oturup iyice öğreneyim, ben yazayım diyordum ama bir türlü yazamıyordum ki, geçen ay İran’dan bizi ziyarete gelen Dr. Seifollah Jalili’nin tavsiye ettiği TINKER programının tam da işime yarayacak modülleri olduğunu görüp, rahatladım. Bu dönem ve yazın çok kasıp, ders notları şeklinde, hem moleküler dinamik, optimizasyon, üretim, hem de paralel programlamayı şöyle bir güzel harmanlayıp, seneye bir ders açtırabilmeyi çok istiyorum.

3. Bölüm için personel kaydı, gözetmenlik atama, duyuru, vesaire vesaire programı. Bu programı çok severek, Visual C++.NET ve MySQL kullanarak koduyorum. Başta çok küçük bir amacı vardı, giderek genişletiyorum ama artık bitirmem lazım.. 8)

Günün hamişi: Ben bugün rezil oldum. 8) bkz. Mert Emcan. (bakmayınız aslında, benaptalım – bunu ileride bakıp da, “ne olmuştu o gün sahi yahu?” diye kendi kendime sormayayım diye girdim. 8P)