|
I
Among twenty snowy mountains, The only moving thing Was the eye of the blackbird. II III IV V VI VII VIII IX X XI XII XIII
Thirteen Ways of Looking at a Blackbird |
Reprise
Reprise Joachim Trier, Norveç filmi, yazarlar, yazarlık, gençler, gençlik. Sağlam bir filmdi, anlatım tekniği genç işiydi. Daha detaylı ve formal yazacağım inşallah. Bu film sayesinde ayrıca The Jam ve Le Tigre‘ı tanıdım, özellikle ikincisi beni fena çarptı — Diskotek Joy Division’ı (Nasıl yani? Ama olmuş işte! Klip de Datarock’ı andırıyor..)
4 albüm
Bilmiyorum ne kadar zamandan sonra, yabancı müzik CD’si aldım. Hem de 4 tane.
The Eels – Beautiful Freak : Bengü’nün de doğru tespit ettiği gibi, ilkin kapağa vuruldum, sonra gittim baktım grup bilgisine Shrek’ten filan dinlemişliğim varmış zaten. Tiki müziği.. tiki müziği değil de, başka bir şey deniyordu buna hani şapkalı filan bir şey.. neydi, bakayım bir saniye, bulabilecek miyim…
Çok sonradan edit O arada biz göle pikniğe gittik, eve döndüğümde anahtarımı bulamadım, tekrar geri göle gittim yine bulamadım ama çok şükür Bengü onu çantamın dibinde buldu, mutlu son. Sonra, geldikten sonra yani, bu sefer bilgisayarın başına oturdum, neydi o müzik türü neydi neydi, bulamadım bir türlü. Sonra sonra aklıma xkcd geldi, orada da ele almışlardı, baktım emo‘ymuş ama emo değilmiş aslında benim aklımdaki. Hani kültürel tikiler dinler böyle az enstrümanlı, bir ucunda portishead filan var, fusion diyeceğim geliyor, değil.. (Zero 7 tadı var kimi zaman tıpa tıp dum dum dum) downtempo herhalde, wiki’den kurcaladım biraz.. hah, chillout, chillout! Theremin‘li filan… Neyse, ne diyorduk?..
Beni bilenler, cazdan nasıl köşe bucak kaçtığımı da bilirler.. Ona rağmen, bir şans daha vereyim deyip, Lee Morgan – Indeed! albümünü aldım. Albüm 1956 tarihli, o sırada 18 yaşında olan Morgan’ın ilk albümü. O sırada henüz Dizzie Gillespie ile çalmaya başlamış, birkaç ay sonra Dizzie grubu dağıtmak zorunda kalacakmış. Kapakta Lee Morgan’ı Gillespie tarzı bükük trompeti üflerken görüyoruz. 33 yaşında da ölmüş – wiki’ye göre uyuşturucu satıcısı ile maraz çıkmış, (common law) karısından silahını getirmesini istemiş, yanında da karısını onun için terk edeceğini söylediği kadın varmış, karısı silahını getirmiş, o da tekme tokat karısını dövmüş dışarı atmış, karısı unuttuğu paltosunu almak için geri dönünce tekrar kavga çıkmış, karısı da onu vurmuş, öldürmüş.
Bunu Gürer Bey için aldım, annem gelince onunla göndereceğim. Gürer Bey sever Woody’yi de, içli beyaz country’cileri. Ben de arada sırada dinlerim, Guthrie’yi de ondan öğrenmiştim zaten.
Bengüm sever Beach Boys’u. God only knows pa pa pa pa pa pa paa!.. 8)
Ya mesela aynı sebepten ötürü (tikilik contenti) Belle & Sebastian da sizin olsun, 3 doors down, white stripes, arab strap… sayayım mı daha? sevemiyorum sevdiceğim.. (bir tek belle & sebastian’ı dayanamayıp dinliyorum aralarda)
Ajans..
İyi günler sayın dinleyiciler. Yurtta (Da Nederlands) saat 20.52, Japonya’da ise 03:52. Geçmiş olsun. Dınnn.. (bol bol temenni, pozitif düşünce lütfen, yarın iki sunumum birden var!)
Japonya’ya iki güzelleme…
Kyou nitemo
kyou natsukashi ya
hototogisu
Kyo’dayım ama yine de,
Gugukkuşu’nu duyduğumda
Kyo’yu özlüyorum
Basho
ile
Japonya’da olduğumdan çok Japonya’da olduğumu bilmek beni asıl heyecanlandıran, ah imgelem, ah imgelem, senin içine gömülelim biz!.. Roland Barthes, kulakların çınlasın, toprağın bol olsun geveze Fransız!..
Eğer imkanım olsaydı, imkan değil de lüksüm diyelim, bütün Japonya’yı bu otel odasında geçirmek isterdim. Havaalanından buraya gelene kadar gördüklerimden Japonya’da olduğumu anladım ya, yeterdi bu kadarı (da).
