|
|
Sururi: Yuvaya Dönüş
5 Ekim 2006 Perşembe, 16:25
(Lassie'ye ne oldu sormayın, bilemiyorum)
Benim gibi yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin başına sıklıkla gelen bir olaydır hocanızla görüşme aralığınızın açılması. İlk hafta elinizde pek bir veri, gösterecek bir şeyler yoktur, ikinci hafta bir türlü denk gelememişinizdir, üçüncü haftadan itibaren mahcubiyet devreye girer, giderek daha da çekinirsiniz görüşmeye ve kısır döngüye girdiğinizi fark ettiğinizde artık çok geçtir. Bir arkadaşım, master yapmakta iken, bir keresinde, hocası ondan bir şeyleri ne zaman bitirebileceğini sorduğunda, "perşembe gününe yetiştiririm" demiş, ve hocasını bir perşembe günü gördüğünde aradan 3 ay geçmiş idi.
Side'den döndüğümüzden beri böyle bir durum içindeydim. Samimi olarak söylüyorum, epey yoğun çalışsam da, elimde gösterebileceğim bir şeyler olmuyordu. Şakir Hoca'yla karşılaşmaktan ölesiye korkuyor, 3 kattan binbir ihtiyatla geçiyordum eğer geçmek zorunda kalmışsam. O çok sevdiğim lab ortamından da ayrı kalıyordum haliyle.
Dün sonunda Şakir Hoca ile karşılaştık, açık açık durumu anlattım, mahcubiyetimi de. Hani filmlerde olur, asıl oğlan bir gizinin açığa çıkacağından korkarak bin beterini yapar, aslında gizi hiç de öyle kötü bir şey değildir, benim durumumda da öyle oldu, Şakir Hoca sağolsun, durumumu anlayışla karşıladı, biraz daha organize çalışmamı öğütledi ve beni 3 haftadır ölesiye daraltan sorunum bir anda halloldu!
Şimdi lab'dayım, mutluyum, motivasyonum yüzde 150 per cent. 8)
[Genel/Hayat-Memat] | Gönderen: sururi | Yorumlar (4)
|
yorgun savaşçı
11 Ekim 2006 Çarşamba, 15:51
Şimdi odamda oturmaktayım, günümün çoğu lab'da geçti, optimizasyon kodunda epey yol katettim, anlık enerji hesapları tamam gibi, geriye optimizasyon kalıyor. Pazartesi günü Vala'yı kargo ile İstanbul'a bakıma gönderdim - alet açıldığında VAIO logosunu 22 saniye gözüme sokuyor, ardından dalga geçer gibi 16 saniyede WindowsXP'yi yükleyip çalıştırıyordu. Bugün teknik servisi aradım, kargoyu almışlar. Böylelikle kaygılarımdan biri azalmış oldu. Bugün labdaki Visual Studio'yu yüklemiş olduğum bilgisayarı yeni grup arkadaşımız Aytun kullanıyordu, ben de onu rahatsız etmeyeyim diyerekten Suse'nin başına geçtim, VIM kullanmaya başladım. Akşama doğru Windows'a da yükledim VIM'i, mevlam kayıra.. Böyle bir şeyler işte, yazarım yine.
[Genel/Hayat-Memat] | Gönderen: sururi | Yorumlar (0)
|
Pamuk Orhan
12 Ekim 2006 Perşembe, 14:35
"who in the quest for the melancholic soul of his native city has discovered new symbols for the clash and interlacing of cultures"
Birkaç aydır düşünüyor ve söylüyordum: "Nobel Edebiyat Ödülü'nü 5 sene içinde ya Pamuk ya da Murakami alacak ama sanırım sadece ikisinden biri.." deyu, Az evvel Pamuk'un aldığı açıklandı, hayırlı olsun. Tam da Fransa'nın Ermeni meselesini meclisinden çıkarmasına denk geldi, çorbadaki sinek gibi oldu. Pamuk'un ve dolayısıyla Türkiye'nin Nobellenmesine sevindim tabii ama bana sorsalardı "Abi Pamuk'a mı verelim yoksa Murakami'ye mi?" deyu deyu, ben Murakami'yi seçerdim. Geçen haftanın Radikal Kitap Eki'nde Cem Akaş (Aşağıya da alıntıladım, son iki paragraf), Murakami'nin, Japonya'nın II. Dünya Savaşı'nda ve diğer birkaç vesile ile Çinlilere ve Mançuryalılara karşı soykırıma girişmiş olduğunu söylediğini belirtiyor (ki Mançurya cephesi okuduğum kitaplarında illa ki şöyle ya da böyle görüldü) ve Japonların bunu "Murakami Nobel alabilmek için bu konuları önümüze sürüyor" dediğini yazıyordu... 8) İnsan her yerde aynı insan, Japon da olsa Türk de olsa..
Bu da Cem Akaş'ın alıntı yaptığı Guardian makalesi.
[Edebi] | Gönderen: sururi | Yorumlar (2)
|
Oyun bittikten sonra dahi...
27 Ekim 2006 Cuma, 22:38
(Pek belli olmasa da, bu Iain M. Banks'in Culture'ı üzerine bir yazıdır, lütfen feedreader'ınızın ayarlarıyla oynamayınız..)
Civilization'da hedeflerden birine ulaşılıp da, akabinde oyun bittikten sonra acaba kaçımız gelen teklifi değerlendirip, oynamaya devam eder? Ya da, daha doğrusu neden devam edilmez? Bugün, Banks'in 1994'te Culture üzerine yazdığı bir makaleyi okurken kendimi bunu düşünürken buldum -- daha doğrusu, savaşın olmadığı, her medeniyetin diğer medeniyetlerin saldırısına / toprak çalmasına / casus göndermesine karşı önlem alma gereği duymadığı, tamamıyla ütopik bir mod'u tasarlamaya çalıştım.
Uzunca bir süredir mevcut olan lakin pek kullanmadığım bir blog kategorim var "Ütopya/distopya" başlıklı. Hatta, üşenmedim, gittim baktım, hepi topu 3 adet girişi bu kategoriye dahil etmişim ve bunların da ikisini hikayeler oluşturmakta. Culture serisinden şimdilik 3 kitap okumuş durumdayım (Consider Phlebas / Player of Games / Use of Weapons) fakat arzu ettiğim ütopyanın ta kendisi oluverdi. Benim hayalimdeki cennet, yazılmış bütün kitapları barındıran (yanında filmler de olsa iyi olurdu) devasa bir kütüphane olagelmiştir (ve lütfen nargile ve puro başta olmak üzere envai çeşit tütün ürünü - ah tabii ki ölümsüzlük de cabası, zaten cennet dedim dikkat ederseniz!). Böyle bir hayatı sürmek için Culture evreni de hiç fena değil. Kaç haftadır şöyle bir özet geçeyim istiyordum ama zaten sağolsun Banks yukarıda anılan makalede güzel güzel özetlemiş:
Uzunca bir alıntı oldu, değil mi? Geldiği yerde daha da uzunu var ama, halimize şükretmeliyiz... Hem okumak zorunda da değilsiniz, ben bile sadece bugün okuduğumla yetindim, şimdi alıntılarken bir daha okumayıp, kopya/pasta kardeşlerin hünerli ellerine bıraktım kendimi. Hoş olan, Banks'in yukarıda bahsettiğim makalesinde, Culture evreninin gerçekleşme olasılığını tartışırken, "insanların birbirlerini yok etmediği varsayımında bulunduğu" şerhini koyması. Bu konuyu açacak olursak:
Daha evvelden de belirtmiş idim, öncelikli olarak çevirmek istediğim kitap (ki kitap çevireceğimden değil, lakin bir gün çevirecek olursam, zaten topu topu iki kitap var çevirmek istediğim) Robert Michels'in On Political Parties 'idir (diğeri de Murakami'nin Wind-Up Bird Chronicles'ı zaten). İşte o kitapta Robert Michels, saygı duyduğum bir saptamada bulunur: Oligarşinin Demir Yasası. Nedir bu yasa:
ya da Türkçe söyleyecek olursak:
Bir ütopya kurmaya kalkışacak olursanız, başınızı en çok ağrıtmaya aday olan bu (çok gerçekçi) yasanın çaresine Culture evreninde, bu en skeptik ve hahacı naçiz yours truly'yi bile neredeyse ikna edecek bir şekilde bakılıyor (Nasıl bakıldığını soracak olursanız, açın kitapları okuyun derim - HAHA!) (E tabii ki teknolojiden faydalanılarak, ne sandıydınız?!) (Kaldı ki, daha ortalarda teknolojinin T'si yokken bile Aristo Efendi olayı çözmüştü köleler vasıtası ile - yukarıdaki uzuuun Banks alıntısını okumamışsınızdır nasıl olsa, bari o alıntıdan bir alıntı yapayım:
ve bakınız, parantezi kapatmayı unutmuyorum! HAHA! HAHAHA!) (Teknolojinin olayı köleliğe ne gözle baktığınızla orantılı. Sonuçta o kadar lafı geçen Aristo Efendi'nin asıl yüzü ortadır... Efendim? İlim irfan mı dediniz? Taşın yere ondan yapıldığı ve kavuşmak istediği için düştüğünü söyleyen bir adamdan bahsettiğimizi hatırlatmak isterim -yine de az evvel Aristo'nun Fizik'ini taradım, bu savı öne sürdüğü kısmı bulamadım... Turan?-)
LeGuin ile Rowling'in isimlerinin birlikte geçtiği bir cümle şöyle demekteydi (Nicholas Lezard adında biri demiş, hakkını yemeyeyim):
'Rowling can type, but Le Guin can write.' (ilgilenen olursa, bu meseleye şu girişte değinmiş idim)
Banks de hakikaten iyi edebiyatçı. Şimdi karşı çıkanlarınız olacaktır elbet ama nasıl ki Sartre (Kiklops), varoluşçuluğunu gayet iyi bir şekilde kafa ütüleyen felsefe kitapları ile değil de (/yanısıra) hakikaten iyi yazılmış romanlarıyla anlatıyordu, Banks de Culture'ını olay örgüsü sağlam ve olduğu zaman tam duygusal olmayı becerebilen romanlarıyla anlatıyor. Balveda, Fal N'geestra, Diziet Sma bunlar kanlı canlı karakterlerdi. Sadece karakterler değil, iyi bir bilimkurgu romanının olmazsa olmazı diye tabir edeceğim "O dünyayı anlatırken aslında bu dünyayı anlatıyor olması" olgusu ise hele de Player of Games'de tavan yapıyor (henüz Inversions'ı okumadım). Alın hemen size bir kuple Player of Games'den - "kahramanımız", ziyarete gittiği (quote)yabancı(unquote) gezegen hakkında bilgilendirilmektedir:
bu da güzeldi - "kahramanımız", ziyarete gittiği (quote)yabancı(unquote) gezegende bir baloya katılmıştır:
Banks bunları anlatırken, arka planda okuyucuya küçük sürprizler ve yan hikayeler de sunar. İlk kitabın (Horza'yı konu edinen) son 20 sayfasında şoka uğramıştım (evet, bu küçük olarak tanımlanamaz sanırım), kaldı ki, tak diye sonundaki ansiklopedik bilgi de zihin açıcıydı. İkinci kitap.. ahh ahh... orada bir Trinev Dutleysdaughter meselesi vardır ki, gerçekten çok zerafet katar romana -- birkaç satır sürse bile... Use of Weapons, başlı başına bir girişi hak ediyor, bugün State of the Art'a başlar gibi yaptım, onu bitirirsem, Use of Weapons'da roman rakamlı bölümleri okuyacağım tekrar ama bu sefer kronolojik sırasıyla.
Gelelim bugünkü "bunları biliyor musunuz?" köşemize: bu uzuuuun girişi aslında 4. kez yazdığımı, ilk 3 seferde aptalca hatalar sonucu yazdığım bütün kısımları heder olduğunu biliyor musunuz? Ben biliyorum. Hele en son gidişte iyice kopup, vazgeçmiştim yazmaktan ki, bir şekilde Banks'in makalesini alıntıladıktan sonra kaydetmişim, onun yüzü suyu hürmetine tekrardan yazabildim. Saat olmuş geceyarısı, halbuki bir giriş de Black Books nezdinde dizilerle ilgili yapacaktım... kaldı yarına...
[ütopya / distopya] [Edebi] | Gönderen: sururi | Yorumlar (0)
|
ISFDB - the Internet Speculative Fiction DataBase
29 Ekim 2006 Pazar, 00:42
Her seferinde bir yerlere not alayım deyip, sonrasında atlıyordum: Culture kitaplarının bir listesi. Az evvel yine aklıma gelince, hemen bakıp bloglayayım dedim, Prof. Google'a sordum ve başlıkta bahsi geçen siteyi keşfettim. Epey etkileyici. Hayalimde, aşırı derecede anal terbiyeden muzdarip bir çocukluk geçirmiş, kalın kemik gözlüklü, kısa kollu desenli gömlek üzerine giydikleri kravatla (hımm.. sanırım IT Crowd'dan Moss beni etkisi altına almış durumda) bilgisayarının başında hayatını geçiren bir arşivci geek ordusu var. Neyse, gene uzattım lafı. Sadede gelecek olursak, işte kapı, işte sapı! (Ta-ta!)


[Sabun Köpüğü/TV Kafa] [Edebi] | Gönderen: sururi | Yorumlar (0)
|
|