|
|
Yaslı gittik şen geldik, merhaba Fişek, biz geldik!
4 Mart 2008 Salı, 21:40
Deneme bir-ki!

Efendim, belki fark etmişsinizdir, birkaç gündür kepenkleri indirmiş idik. Sebebi de, ODTÜ bünyesinde varlığını sürdüren bu sayfaların, ODTÜ'den haklı olarak "vakit de geç oldu..." uyarısı alması ve akabinde kendisine yeni bir yuva bulma arayışına çıkması idi.
Sağolsun, Barış hemen kendi yerinden teklif etti, gönlümde tabii ki baba ocağı, nam-ı diğer Fişek Bilişim'e konmak vardı ama şimdiye kadar her bilişimsel sorunumda yardımıma koştukları, bana mecazi ve literally kucak açtıkları için, bir sefer de onları rahatsız etmeden halledeyim şu işi diyordum. Dün akşam Barış'ın yerini ayarlarını filan kurcalarken sevgili cihan değer kraliçemin radarına yakalandık, o da heman patron'a pasladı bizi - hostinken sorunum da birkaç dakika içerisinde tarihin tozlu sayfaları arasında yerini aldı...
Duyduğum minnetle ısrarla www.emresururi.com yerine sururi.fisek.com.tr'yi kullanmak istedim amma patron bu noktada da "kem küm"lerimi dinlemedi ve işte aynı kanalda, aynı saatte yerde karşınızdayım efendim.
Fişek Bilişim'e, baba ocağıma, Doruk ile Didem'e dijitalden analoğa mazimdeki katkıda bulundukları bütün o oylumlu yapıtaşları için: sağolun varolun!
[Genel/Hayat-Memat] | Gönderen: sururi | Yorumlar (6)
|
The Darjeeling Limited / No Country for Old Men / Lost
5 Mart 2008 Çarşamba, 01:39
ya da Sabun Köpüğü / TV Kafa!
Uzun uzadıya yazamayacağım ama:
|
Fatih Özgüven - Bir Şey Oldu
5 Mart 2008 Çarşamba, 22:43
Fatih Özgüven'i severim, sinema yazılarını da yaşlı amcaların Hasan Pulur'u okuyuşu gibi onaylaya onaylaya okurum. Seneler seneler evvel (ahanda şlak 1995!) Kelepir'dendi sanırım, Esrarengiz Bay Kartaloğlu'sunu almıştım da, bir türlü kitabın içine girememiştim. Aklımda kalan tek şey Commodore 64'te dizdiğini ek bilgi olarak belirtmiş olmasıydı. Tipini de -nedense- sevgili Yağmur'a benzetirim. Ah, bir de çevirileri iyidir. Özellikle de Jonathan Ames'in Gece Gibi Geçiyorum çevirisi, orijinalini aratmaz (baktım, oradan biliyorum, multilingual insanıyım ben, please..).
İşte, iki kitabını da çıkarınca, heyecanlanmadım, diyemem. Eki de beğenmiş hem. Ne duruyoruz? Bengü gelmeden almış idi kitapları, okumak Bengü'nün gidişine nasip oldu (Bir Şey Oldu'yu okudum henüz). Fatih Amca eleştiride iyidir ama insan kendi evladını görünce kusurlarını göremiyor anlaşılan. Ama öncelikle:
Hikayeler Batılı. İyi anlamda batılı. Turgut Özben'in Karagöz-Hacivatı istememesi kadar batılı. O şark işi ille de bir şey olacak kaygısı yok çoğu hikayede, onun yerine derin bir tını var, derin bir tını bırakıyor, derin bir tını kalıyor.
Şimdiiii:
Fatih Özgüven'in iyi bir editörü yok.
Fatih Özgüven'in kitabı Türkçe yazılmıştan çok Türkçe'ye çevrilmişe benziyor. Olgular batılı, çok normal, anlaşılır ama kardeşim gelip de bana : (arka kapaktan alıntılıyorum, kitaptan bulamadım şimdi bu kadar keskince söylemek istediğim şeyi veren bir kısmı) "genç bir adam yanında siyah deri taklidi bavullarıyla bir yabancının arabasına binip bir şehirden ötekine gidiyor" deme lütfen. Ben bunu demem, benim tanıdığım kimse bunu demez. Genç bir adam Türkiye'de yok, siyah deri taklidi bavullarıyla kimse bir yere gitmez, velev ki bir şehirden diğerine... (Bir de Michel Butor, Şadan Karadeniz(?) Dönüşüm vardır, oradaki "sıcaklık yayan metal zemin" vardır, olmasa idi daha iyi olacaktı ama... Halbuki ve eğer Ş. Karadeniz'se gerçekten ne iyi çevirmendir, o kitap da çok iyi çevrilmiştir, bu kitap (U. Eco Gülün Adı) da. Ama Gülün Adı'nda da İbn Bilmemkim'le İbn Bilmemkim'i ilk baskıda Latince isimleriyle vermişti, değil mi? Neyse, olar böyle vakalar..)
Fatih Özgüven sandığımdan daha yaşlı, ben bunu artık biliyorum ama o bunu bilmiyor: "Gürol (...) neredeyse parayla diploma veren üniversitelerden birinde işletme okumakta olan Selin'e tanışır tanışmaz 'vermek' istediğini annesine anlatmayacaktı. Annesi nasıl olsa anlayacaktı.". Fatih Özgüven'in editörü de yaşlı. Fatih Amca, Fatih Amca! Hey! Bana bak! Editörünü değiştirsene! Sana, üç kelimesinde üç yanlış olan üç kelimeli cümle yaramaz! Bana bak! Hey! Sen! Dönek okur! Benzerim! Kardeşim benim! Kızlar oğlanlara verir, oğlanlar kızlara değil!
Roald Dahl'ın nefis bir hikayesi vardır, o hikayede bir oğlan vardır, vejateryen bir akraba tarafından yetiştirilir, harika vejateryen yemekler yapar, yeteneği, dehası vardır bu konuda, hangi ot neye iyi gider, bilir. Yaşlı akrabasıyla izole bir yaşam sürerler, diğer insanları bilmez. Derken günün birinde akrabası ölür. Oğlan şehre iner. Akrabası buna hayli para bırakmıştır, hilebaz avukat bütün parayı elinden alır ama. Sonra oğlan bir lokantaya gider, ilk defa et yer, çok etkilenir. Etlerin üretim yerini ziyaret etmek ister, tarifi alır, mezbahaya gider, ziyaretçi olarak girer, bir anda bir çengel yakalar bunu bacağından, alaşağı eder, bir el uzanır, boynunu keser. Bir gelincik sinsi sinsi kanar. Hikaye bittiğinde beyninizin bir parçası hala avukatın ofisinde "aaa çocuğu kazıkladı yazık yahu!" demektedir. Böyle de bir twist. Fatih Özgüven de hikayelerinde bunu yapıyor güzelce ve kayıtsızca. Başta dediğim tını etkisini buradan sağlıyor. Ama Roald Dahl'ın aksine o bunu bir olaydan başka bir olaya geçerek değil, bir olaysızlıktan bir olaya geçmeyerek yapıyor: beklentinizle (böyle biraz çocuk) kalakalıyorsunuz.
Gelelim hikayelere:
Penguen Masalı - Atilla Atalay öldü mü, ıssız acun kaldu mu? Ve başka bir takım yazarlara tribute, açılış hikayesi olarak çok iyi seçilmiş bu arada.
Akıllı Şey - Ben kafamda DJ Qualls diye canlandırdım hep. Sonu çok avam danone olmuş ama girişten sonra gelişme hikayesi bağlamında yeri epey güzel.
Büyük Yeşillik - Tam Mehmet Batur'un hayran olacağı bir hikaye. Çok çok sağlam. "Keşke," dedirtiyor insana, "sinema ve bir şeyler bölümünde öğrenci olsaydım da, kısa filmini çekseydim." 10 puan!
Arkasındaki Hayal - Çok alakasız ama doğal olarak W.B. amcanın Naked Lunch'ındaki o kısacık bölüm geliveriyor insanın aklına. Bir de Miranda July'ın Birthmark'ı tabii ki (bu alakalı olarak). Kitapta en beğendiğim iki hikayeden biri oldu (diğeri Öteki Adres).
Gürol'un Annesi - belgesel. Yaşlı amcalık olmasa çok daha iyi olacaktı. Gürol değil de annesi anlatsaydı mesela. Nur Çintay'a askeri hapishaneden(?) yazılan şu makarnalı mektup ile onun Nişantaşı'ndan yazdığı cevap, 25. saat belki? Anne çok iyi konuşturuluyor, keşke anlatan da o olsaydı.
Seyahatte ve Ölümde - Bırak allasen. İlle ki "gizlice" içerilecekse, bari daha iyi bir hikayeden paye verilsin değerli kişilere.
Öteki Adres - Okuduğum en iyi Türkçe hikayelerden biri. Hem göstermedikleriyle, hem anlattıklarıyla ve anlatımıyla, hem de diliyle. "Bir şey mi oldu?".
Doğum - Kim sormuştu genç şaire ilk soru olarak "Türk Şiirindeki hangi boşluğu kapamak üzere sahne alıyorsunuz?" diye. Banu Takşüt - Bebeğim Öldü varken, gerçekten gerekli miydi böyle bir hikaye? Yine de "Bakkaldan birisi çıkıp ona baktı, sonra içeri girdi, elinde bir tabureyle yeniden dışarı çıkıp tabureyi işaret etti. Rabia görmedi." için ölünmese de, pekala, bayılabilinir.
Kader Müziği - Reserved. (as in "Mmmmm").
Asansördeki - Verdiğinden daha fazla şey vaat ediyor. Kesinlikle. O yüzden hak etmediği halde hayal kırıklığı vermişçesine karşılanıyor gelmişçesine şarkılanıyor.
Hayvanların Alemi - Hangi dergi basardı bunu? (Hiçbiri?)
Boğaziçi Cinayetleri - Sizin olsun.
Bir Şey Oldu - Muazzam bir kapanış.
Ayrıca - Bir Sarışın Melek - Şahane. (Vodafone reklamlarındaki gibi okunacak)
Bunu F.Ö. okuyacakmış gibi yazdım, yazmaya başlarken değil de, yazmanın ortalarındayken fark ettim böyle yazmakta olduğumu. O yüzden bir zahmet bir tanıyan sevabına iletirse kendisine (Gerek kalmadı, sağ olun, var olun, D.B. çok süper bir amca çıktı bu arada, bu vesileyle on bin tekzipler), belki hoşuna gider, belki hoşuna gitmez. Kendisi bana borçludur, vaktiyle ai no corrida'yı onun yüzünden seyretmişliğim vardır (ne kötü ne fena ne pis).
Sizi seven sururi, anne eleştirmenliğim geldi.
Son söz: İngiliz bir şey. Forster? Değil ama kesinlikle Bilge Karasu'nun sevdiği biri. Hemingway'e öykünen mi? Çok çok az, öyle olduğunu demenin haksızlık sayılacağı azlıkta. Salinger var mı? Çok şükür yok (Akıllı Şey'de olabilirmiş ama titreyip kendine gelmiş yazar).
[Kültür/Sanat] [Entel] | Gönderen: sururi | Yorumlar (1)
|
Sinema Haftası
19 Mart 2008 Çarşamba, 22:43
Önceden çok film seyrederdim. Ben. Sonra Bengü'yle -eskisi kadar çok olmasa da- yine de hayli film seyretmelerde bulunduk. Biz. Ondan sonra Ece doğdu, zaman doldu, bir filmin giriş-gelişme-sonuç kısmı uzun zamana yayılınca tadı kalmadı, her seferinde bu kim, bu ne yapıyor derdine girmemek için, kendimizi dizilere vurduk, öylece de kaldık. Biz, üçümüz.
Bildiğiniz -ya da ne mutlu ki bilmediğinizse eğer- üzere, Amerika'da emekçi dizi yazarları sınıfı ekmek kavgasında haklarını aramak üzere kahpe oligarşiye karşı grev ilan ettiler, o sırada dünya tabii ki sekteye uğradı, ne yapacağımızı bilemez olduk, birlik beraberlik yerine kaos ve anarşiye bıraktı.
Biz de (taze) dizisiz kalınca, bir müddet alternatiflerle idare ettik, işte bildiğiniz üzere, Psych'a geçiş yaptık, beğendik ama yedik onu bitirdik, aralarda Northern Exposure ilaç gibi geldi, benim Numb3rs'la bir takım çapkınlıklarım oldu, vesaire... Nihayetinde, diyeceğim odur ki, olan dizileri de tüketip, mecburen yüzümüzü sinemaya çevirdik.
MirrorMask - Darjeeling Limited ve No Country For Old Men'i yazmıştım zati, şimdi listeyi kronolojik olarak güncelleyelim: Juno; Interstate 60; Once; A Praire Home Company. Madde madde yazınca pratik oluyor, o halde buyurun bakalım:
|
Internet Haftası
20 Mart 2008 Perşembe, 23:44
Yakın zamanda haberdar olduğum, takip etmeye başladığım siteler, bilgi yumakları.. Az evvel bir önceki girişi tamamlayabildim, o yüzden detaya girmeden hızlı hızlı yazacağım, yorgunum çok):
A.V. Club - Şık sinema / kültür sitesi. Yalnız buraya ilk geldiğimde burası vesilesiyle öğrendim ki Haneke, Funny Games'i Amerikanca çekmiş (mot o mot), bunlar da aman pek bir bayılmışlar... Yalnız, Haneke'den o kadar nefret etmeme karşın, amcayı bir konuda takdir etmekten kaçamadım: Filmde oyuncu olarak Naomi Watts'ı seçmiş. Yani değil dünyayı, kainatı arasa, hatta uzay-zaman diyelim, en geneli olsun, daha iyi bir kurban oynayacak dişi bulamazdı. Hemen Janet Leigh (Psycho) gelse de akla, nein.
4chan - Beni aşıyor ama saygı duyulası bir kaynak.
Skepsisfera : Bilimsel blog, kafa çocuk, benim konuya da yakın, daha ne?
(Bir de buradan söylemek isterim ki, 1 yıl içinde bu dünya Ising 3D'ye, GUT'a, Poincaré'ye ve N=NP?'ye cevap bulduğunu iddia edenleri gördü (bildiğim kadarı ile bir tek Perelman'ınki doğrulanmış durumda - GUT ile N=NP?'nin fena halde trişka olduklarından şüpheleniyorum ama okuyup anlayamıyorum, altyapı yok. 3D Ising'in sağlam olabileceğini de buradaki hocam söyledi, ben onun post-doc'uyum.
İç Mihrak - Öyle böyle değil, çok sağlam, Böyle güçlü bir sesin Türkiye'den çıkması, göğsümü kabarttı, gurur duydum çok.
Kapanışı xkcd'yle yapalım, her geçen gün kendini aşıyor bu arkadaş da:
[Bilgisayar/Net] | Gönderen: sururi | Yorumlar (0)
|
|