Leventler’in büroda her cuma söyleşi etkinliği oluyor (“Gayri-mimari sohbetler”). Bugünkünde Barış konuşmacıydı, ben de nihayet katılma imkânı buldum. İlginç (aslında düşününce değil zira Barış’la aynı kafalardayız, hence hep aynı feedler, aynı öneriler çıkıyor sanal dünyada karşımıza) olan, bir hafta kadar önce benim de kafamda şekillenmeye başlayan bir konu bulmuştu kendine sunum için:
Gerçi Barış, işin kuantum tarafından açıldı denize, benim aklımda fizik yoktu. Belirsizliğin güzelliği, avantajları, anlatacağım birazdan. Önce isimler, ad koyma, tanımlama, kesinleştirme üzerine konuşalım:
Allah Adem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti.
Öyle başlamıyormuş. Zaten ben de her ne hikmetse Annie Hall diye Manhattan’ı indirmişim. Bat dünya bat. Oğuz Atay, bilemediyseniz. Miranda July’ın arabasının ön camına yazdığı mesaj. Zor durumlar. 8500 km dile kolay, olmuyor. Boşa yazıp durdum. Yok kimse. Metin Altıok, Evde Yoklar. Başka? Edip Cansever, Ya Alkol Olmasaydı. “İyi akşamlar gençler, alkol var mı?” — Kilink, serseri polise pandik attı. Durum çok fena amirim albayım.
Leman. Fena halde. Bravo yani. Alkışlar bana. Hep bana.
Döneli (kaç?) 3 hafta olmuş. Şimdi sabah, lab’ımda çalıştım, bir şeyler hallettim, arada spotify’ı açtım, Leslie Cheung’ün “yeni” albümü çıkmış, onu haber verdi sağolsun, açtım ben de, 70 şarkılar bir toplama, çalmaya başladım, 80’lerin Hong Kong’una gittim, oradayım şimdi.
Dün akşam, gece, her neyse, yenilerden, dizilerden seyredecek bir şey bulamayınca ne zamandır izlemeyi planladığım Gilmore Girls’ün “A Year In Life”ını açtık, ilk bölüm, kış.
Şarkılar çalınca altyazıda da belirtiyordu “şudur budur” şeklinde. Gilmore Girls’ü de izlemeyeli epey olmuştu, iyi geldi – A Year In Life’tan beri bile 10 yıl geçmiş bu arada (hesapta James Sweeney’in filmleri yazarken GG bağlantılarından da bahsedecektim, uçmuş gitmiş (it’s Jess, always Jess)). Güzelce izledik, ekran kararırken Dolly Parton’dan “Here You Come Again” çalmaya başladı, altyazıda ise “[some country song]” yazmaz mı! Sinir oldum. Dolly Parton. Koskoca Dolly Parton ya, onun muhteşem “Here You Come Again”i, “[some country song]” ne demek, indir o eli, bir kere öncelikle “Sayın Dolly Parton Hanımefendi’nin pek muhteşem ‘Here You Come Again’i” diyeceksin. Nergis Hanım’a aktardım bu son sıkıntımı, Dolly Parton’ın nasıl bir azize olduğunu, ne büyük hayırlara imza attığından, mütevaziliğinden bahsettim (Nergis Hanım da -özellikle şu son Çin maceramızla birlikte- azize mertebesine erişti bu arada: bir düşünsenize, siz benim bu ahkâmlarıma sadece -ve kendi hür iradenizle, sizin istediğiniz zaman- bu blog üzerinden mazur kalıyorsunuz, çok sevgili N. Hanım ise 7/24 bu cefayı çekmekle yükümlü!).
Komik ve hüzünlü bir şey olarak peşinden Drunk History’nin ilgili bölümünü izledik, siz de dilerseniz buyurun buradan yakın:
Peşinden de ünlü, çok ünlü arkadaşlarıyla, onların şarkılarını söylediği son albümü ‘Rockstar’dan, Ringo ve Paul ile söyledikleri ‘Let It Be’yi çaldık, bayrağı astık, kapanış.
Bu sabah uyanmış, telefonu açmıştım ki, google’dan acı haber düştü feed’ime. Honky Tonk dilinde söyleyecek olursak: İki saat kadar önce, dünya bir meleğini daha geldiği yere uğurlamıştı…
Merhabalar! Dün itibarıyla, çok şükür sıkıntısız geçen uzuuuuuun bir yolculuğun ardından güzel memleketimize avdetimizi icra ettik. İnsanın evi gibi var mı? (Yok). Odalar, eşyalar, giysiler, bilinip de unutulmuş bir sürü güzel şey, detay her bir köşeden çıkan.
Üstelik bu sadece evimiz kısmı. İki gündür jet-lag’le mücadele ettiğimizden -hemen karşımızdaki markete gerçekleştirdiğimiz iki kısa seferi saymazsanız- evden hiç çıkmadık. Daha görüşülecek arkadaşlar, bir dolu güzel insan var!
Görüşmek üzere, sevgilerle, geldik biz. 8)
Kaynakça:
Ahmet Haşim – Kuğuların Avdeti
Robert Browning – Childe Roland to the Dark Tower Came
Cemal Süreya – Oteller Hanlar Hamamlar için Sürekli Şiir