
Gençken, güzelken, daha her şey yeniyken meşhur olduk. Başka bir şeyler de yaptık ama hiçbiri o ilk seferin yanına yaklaşamadı. Çok çabaladık, başaramadık. Yeni yaptıklarımızdan beğendiklerimiz de oldu, fırsat vermediler; hep o eskileri andılar, hep o eskileri istediler. Gençliğimize esir düştük. 50 yaşımızda hâlâ ilk gençliğin aşk sancılarını anlatıyoruz. Gençliğimizden kaçamıyoruz. Kaçsak bile bir süre sonra geri dönüyoruz, o hayata geri dönmek istiyoruz, o da olmuyor. Dağılıyoruz, birbirimizle görüşmüyoruz, sonra dayanamıyoruz. Artık pek kimsenin de umrunda değiliz. Aptal bir reklam için teklif geliyor, parası bu halimizle bir yılda kazandığımıza denk ama kalan bir gramlık özsaygımızı da yerle bir edecek türden bir reklam. Kabul ediyoruz, hem ne fark edecek, kimin umurunda. Maymun, sincap, tavşan kıyafetlerini giyiyoruz, bir zamanlar tüm içtenliğimizle, sevgimizle, tutkumuzla söylediğimiz şarkıyı bu sefer şampuana övgü sözlerle söylüyoruz. Paramızı alıp, bir daha birbirimizin yüzüne bile bakamıyoruz. O kadar.