king of pain..

Twitter’a yazamadım, buraya yazayım:

Yer: Sting / Demolition Man E.P.
Şarkı : King of Pain (1993, Villa Manin, Cudriopo İtalya konser kaydı imiş)

Nasıl bir zihniyettir ki bu (İtalyanlar, sözüm size), King of Pain çalmaya başladı diye sevinip, hurraa coşkusuyla şarkıya el çırparak eşlik eder? (Ayrıca çok gereksiz bir cover olmuş.. Evet, “cover” ya, ne sandın? Police ayrı, Sting ayrı, herkes yerini, haddini bilsin)

There’s a black-winged gull with a broken back (Şak şak şak)


İstemedim.
Hiçbir şey demek istemedim sana.  (F.G. Lorca)

yani bu kadarı da fazla ama.

(Ayrıca yeni editörle birlikte “Dikkat” işaretleyicisini de kaldırmışım, kötü oldu, seviyordum onu çok..)

Daha kısa..

Bugün ömrümden 2 saat gerek internette söz taramak, gerekse mütemadiyen dinlemek sureti ile Ian Curtis’in “Is it me, is it you?” dediği şarkıyı aramakla geçti. Bulamadım. O kadar Joy Division’dan sonra Chameleons’la devam edeyim dedim, ikinci şarkıda “Yoksa?.. Acaba?..” diyerek Ord. Prof. Google’a sordum, “Evek,” dedi, “Pleasure and Pain” (by the Chameleons). Hazır müzikten gidiyorken geçen gün (dün?) bir de Clash belgeseli “Westway to the World”ü izledim, elemanları ayrı ayrı konuşturmuşlar, üzerine de arşivden görüntü bindirmişler. Ramones’un “End of the Century”sinden sonra biraz yavan kaldı. Bir de tamam, partizanlık yapıyor olacağım ama Ramones’un sadece bir cümlede bahsi geçti, ayıp edildiği kanaatindeyim. “End of the Century”deki Joe Strummer röportajında (ki rahmetlinin son kaydıdır) bizzat kendisi nasıl Sex Pistols tayfası ile birlikte Ramones’un İngiltere konserinde onlara hasta olduklarını, arka camdan filan girdiklerini, o günden sonra da işte sound mound vesaire.. (cut). Or shut your mouth and pretend you enjoy it… Mick Jones harbi harbi bir insanmış, çok takdir ettim kendisini / Joe Strummer zaten bizden sayılır, efendi çocuktur, iyi aile çocuğudur. You need a little jump of electrical shockers / You better leave town if you only wanna knock us /Nothing stands the pressure of the clash city rockers

alt başlık.

…samimi söylüyorum, Liu o şekilde gittikten sonra bir daha Turandot’un yüzüne dahi bakmazdım. (depreşti yine. tamamıyla unutmuştum Liu meselesini, şimdi millet "aaaa!" deyince (Tu, che di gel sei cinta) kendime geldim, hatırladım. istemem, eksik olsun öyle prenses). Tü sana!


Sonradan edit(ler):


Fotoğraf: Malin Arnesson (imiş)


bu fotoğrafı etkileyici bulduysanız, bir de kaynağına bakın. Hayran kaldım.. (Turandot’u ilgili fotoğrafta canlandıran kraliçe İsveç-Amerikan ortak yapımı Erika Sunnegårdh imiş. Kişisel web sayfası http://www.erikasunnegardh.com/ adresinde ama siz hemen oradan başka bir iç linke geçin, çok korkunç (hayat dolu?) bir fotoğrafını koymuş giriş sayfasına.. (mesela biyografisindeki ikinci resim için ölünmese bile, bayılınmasa bile derinden bir ah çekilebilir. Bir de tabii Ute Lemper’i tam da bu noktada anmazsak olmaz.)

death in film/müzik

Dün akşamın bir vakti, geceye doğru, öyle demleniyordum harddisk’in filmler reyonunda.. Önce Juno‘ya takıldım biraz, oradan Closer, sonra Lars and the Real Girl, Half Nelson, Garden State, Four Weddings and a Funeral geldi sırayla… Garden State’in hemen başlarında, işte işe gelip de, benzin pompasını da beraberinde götürdüğünü anladığı sahnede bir müzik çalar, tanıdık geldi, noktayı koyamadım, imdb’yi açtım, şarkılara bakarken Zero 7 – In the waiting line’ı gördüm. Bera 2001’de geldiğinde getirmişti yanında albümü (Simple Things) taze taze dumanı üstünde.. Dinlemiştim ben de güzelce yeri geldiğinde o günden beri. Neyse. O sırada elimin altında (harddisk’te) mevcut olmadığından, youtube’den açayım dedim ilgili şarkıyı, bakayım o muymuş hakikaten de o esnada çalan şarkı. Şarkının bir konser versiyonunu buldum, iyi peki, haydi bakalım ve bir anda orada ölüverdim (“Ben mıhlanıp kaldığım yerde Allahın dediği olur.” – Emekli Binbaşı Ali Kocaer / Zetübiyer). Normalde konserlere uzuuuun bir süredir gitmeyen bir insanım (bkz 5 Mayıs 2006 tarihli şu girişin son paragrafı) hele de Zero 7 gibi sırtını elektroniğe dayayan bir grubun konserine gitmek isteyebileceğimi rüyamda düşünsem uyanınca abes bulurdum. Ama işte o konser kaydını izlerken kıpırdayamadım, öylece kaldım. Çok mu farklı bir yorum icra ediyorlar konserde albümdeki kayda kıyasla? Hayır. Ama işte ambiyans denen şey geliyor orada öyle kaplıyor her yeri. Yani eğer sistemi hackleyip, cennete gidecek olursam (bir haftadır matrix seyrediyorum öyle yaya yaya günlere, ağırdan, tekrar tekrarlardan), orada çalacak bir grup daha oldu. Anlatmakla olmuyor, yaşamak (ve akabinde benim gibi ölmek) lazım. Sophie Barker, ladies and gentlemen…

Hamiş: Benzin pompalı şarkı Coldplay – Don’t Panic imiş bu arada, minör detay.