Yazacak ne çok şey var!

Merhaba sevgili okuyucu! İki gündür yataklardaydık, bugün biraz daha iyiceyiz. Ciddi bir şey yok, yorgun düşmüşüz sadece (gezmekten bu arada, yani insanın derdi olacaksa, böyle olsun, değil mi! 8)

Bu da bir aylık bilançomuz:

“Çin Kazan Biz Kepçe” başlıklı çalışmamız
  • 25-26 Nisan: Suzhou (100 km)
  • 2-4 Mayıs: Zhangjiajie / Tianmen Dağı / “Avatar” Dağları (1280 km)
    • 4-5 Mayıs: Fenghuang (Zhangjiajie’den 200 km)
  • 9-10 Mayıs: Xi’an (1380 km)
    • 11-13 Mayıs: Pekin (Xi’an’dan 1080 km) [Ben Pekin’e gitmeyip, güzel Şanghay’ımıza döndüm, Nergis Hanım et al. gittiler]
Okumaya devam et “Yazacak ne çok şey var!”

Bulaşıcı olmayan kalp hastalıkları ve onlardan korunmanın yolları.

Şanghay lokal film festivalimizin dünkü gösterimi “I Swear” filmi idi. Tourette Sendromu. Herhalde ilk olarak Oliver Sacks’in “Karısını Şapka Sanan Adam” kitabındaki davulcunun vakasıyla haberim olmuştu böyle bir hastalıktan. Renkkörleri Adası’nda ilginç bir hastalık vardı — litigo bodig olabilir mi? (ezberden yazıyorum). Papua Yeni Gine’deki adalarda oluyordu, yerel bir doktor ömrünü vermişti çözmeye, korkunç bir hastalıktı. Ama sonra hastalık giderek az görülmeye, azala azala bitmeye yöneliyordu da, doktor hem seviniyor, hem de üzülüyordu (“ben çözemeden yok oluyor” diye) [Spoiler: Kesin olmamakla birlikte hastalığın nesilden nesile, yerel halkın törensel olarak ölülerini yemeleriyle devam ettiği düşünülüyordu. Kadınlarda daha sık görülmesi, ilgili virüsün beyinde yerleşmesinde ve cenaze töreninde kadınların iç organları, erkeklerin ise etleri yemelerinden… sonrasında yabancıların gelişi, besin çeşitlerinin artması ve adetlerin değişmesiyle hastalık kalmıyordu.]

Canım sıkkındı bugün, havadan, sudan… (sağlığım iyi, yok bir şeyim çok şükür)

Okumaya devam et “Bulaşıcı olmayan kalp hastalıkları ve onlardan korunmanın yolları.”

Eski Şanghay, Eski Aşk…

Şanghay’ı bize bırakıp gittiler. Kaç haftadır sokaklar ıssız, parklar/bahçeler sessiz, bir başımıza kaldık. Sonra bugün şehrin piyasa yeri Nanjing Caddesi’ne gittik gezmeye, kalabalıktan daraldık, Bund’a ulaşamadan yarı yoldan metroya binip köyümüze (Baoshan / 宝山) döndük. Meğerse bizim yöre akademik olduğu için boşalmış veya turistler turistik yerleri basmış ama bize demişlerdi: tatillerde Pekin, Şanghay filan kozmopolit yerler hep boşalır zira orada yaşayanlar memleketlerine (memleket dedikleri, Çin’deki bölge/kasaba/köyleri) giderler, diye. Öyle oldu.

Okumaya devam et “Eski Şanghay, Eski Aşk…”

o bitmeyen kışlar gibi (bencil)

Bilbao’da ev bakarken, yeri de hatırlıyorum, San Mames’in karşısı gibi bir yerdeydi, bakmakta olduğum evde ısınmaya dair hiçbir şey aparat göremeyince emlakçı beni temin etmişti: “burada kışlar çok ılık geçer, birçok kimse çok çok elektrikli radyatörlerle işi halleder.” Bizde de Antalya için söylenir, değil mi: kışın da klimayla ısınıyorlar diye. Altınoluk’ta Cino hakikaten öyle geçiriyor kışı, birkaç ek önlemle birlikte.

Daha önce de mutlaka söylemiş, yazmış olmalıyım ama bir daha söylemenin, tekrarlamanın bir mahzuru yok: insanların da doğanın %90’ının yaptığı gibi, kışı kış uykusunda geçirmelerinin gerekliliğinin ateşli bir savunucusuyum. Pek çok avantajı var — doğa kendine geliyor, biz toparlanıyoruz bir güzel. Bütün gün, sabahtan akşama uyuyalım da demiyorum, arabaya binmesek, menzilimizi evimizden en fazla 1 – 1.5 km mesafeye kısıtlasak zaten gerisi kendiliğinden gelir. İletişimi minimumda tutsak, herkes kendi içine baksa, en yakınındakilerin ilgisine mazhar olsa, kitaplar okunsa, hikayeler anlatılsa, uyunsa, kendimize gelsek, bahar, yaz için fikirler bulsak.

Yasak Şehir, Pekin, Tarık Turna
Okumaya devam et “o bitmeyen kışlar gibi (bencil)”

Hong Kong, Mong Kok…

2019 yılında, 4-15 Ekim arasında, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde Nihan Yıldız Kökdemir’in “Düşevurum” başlıklı sergisi vardı. Orada bir resim beni çok etkilemişti, şu resim:

Nihan Yıldız Kökdemir (2019)

Hong Kong’da aynı his:

Montane Binası (“Canavar Bina”) [Kaynak]
Okumaya devam et “Hong Kong, Mong Kok…”