Cadıların kurtardığı…

Bu hafta, bir aralar, her aralar pek de süper değildim (misal için bkz. sakalı uzamış süpermen). Sonra, önce Howl’s Moving Castle bitti (kipatı — kipatı ile filmi arasında dağlar kadar fark var, öyle böyle değil, hani neredeyse bir tek başı benziyor. Kipat süper!), ardından da tüm o çağrışımlara dayanamayıp Doris Lessing’in sevdiğim hikayelerinden “How I Finally Lost My Heart”ı (aka “Son verdim kalbimin işine” ve dahi “Ah nerede, vah nerede!” — bu vesileyle Seyyal Taner’den de, Füsun Önal’dan da süper cadılar olurdu! Bugün cadılar günü olsun, Masters of Reality’den gelsin: J.B. Witchdance 🕺🏾) tekrardan açtım okudum, ilaç gibi oldu, yüzümde güzel bir tebessüm belirdi. Sağolsun koruyucu cadılarım, rahmet okudum, minnetle andım.

Geçen gün, Annie Hall’ün ardından canım çekti, Undine’yi açtım: eski erkek arkadaşını havuzdaki ziyaretinden başlayıp, sonuna kadar izledim yine; yine “ah ah ah!” deyip durdum. Dün, Barış’ın sunumundan sonra sohbete devam ediyorduk ki, Levent Doğa’nın bir rüyasını anlatıyormuş ben “su altında kaynak” kısmından sohbete müdahil oldum, Undine’den bahsettiklerini sandım. Undine’yi anlatırken şöyle yazmıştım:

Hiçbir şeyin kesin olmadığı ama buna rağmen her şeyin çok net olduğu bir film idi Undine. Semboller gerçek hayatın içinde yer buluyor kendine: “şeyler” (“kavramlar” demek yetersiz olacaktı) onları temsil eden nesnelerle, o nesnelerle derin şekilde harmanlanmış şekilde, birlikte zuhur ediyor.

Yılın Listesi (2025) — Filmler (3. Kısım) / Christian Petzold

Howl’s Moving Castle da öyleydi. İmgeler, alegoriler, gerçek iç içe. Bir şeyin temsil edildiğini anlıyorsunuz, sonra temsil eden şey temsil ettiği şeye dönüşüyor (ya da siz başından beri öyle olduğunu anlıyorsunuz). Somut şeyler (Miss Angoloarian!!!!) bambaşka temsiller oluveriyor! Anlıyorsunuz ama, pek güzel anlıyorsunuz, çocuk gibi heyecanlanıyorsunuz. Biliyorsunuz, sizin hissettiğiniz şeyler, yaptığınız (/yaptığım) aptallıklar, bir bir geçiyor karşınızdaki sahneden. Çok iyi geldi, dediğim üzere, “ilaç gibi geldi”. Güzel uyandım bugün – az uyumama, havanın kapalı olmasına karşın neşeyle gittim geldim simitçiye, güzel bir kahvaltı yaptık Ece’yle, birazdan da Levent’le haftalık, rutin Paper randevumuza gitmek üzere çıkacağım evden, ne demiş pirimiz (Kurt Vonnegut Jr.) “if this isn’t nice, I don’t know what is” (ona da rahmet olsun!). 8)

Özlemindeyiz Kurt Reyiz! Bize cennetten bakıyorsun sen şimdi… 8))

Aptal Woody Allen, aptal Manhattan.

aka, “gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar”. Annie Hall, sizin de büyük ihtimalle bildiğiniz gibi, şu sözlerle başlar:

Annie and I broke up.

Woody Allen, Annie Hall (1974)

Öyle başlamıyormuş. Zaten ben de her ne hikmetse Annie Hall diye Manhattan’ı indirmişim. Bat dünya bat. Oğuz Atay, bilemediyseniz. Miranda July’ın arabasının ön camına yazdığı mesaj. Zor durumlar. 8500 km dile kolay, olmuyor. Boşa yazıp durdum. Yok kimse. Metin Altıok, Evde Yoklar. Başka? Edip Cansever, Ya Alkol Olmasaydı. “İyi akşamlar gençler, alkol var mı?” — Kilink, serseri polise pandik attı. Durum çok fena amirim albayım.

Leman. Fena halde. Bravo yani. Alkışlar bana. Hep bana.

Aynalar yasaklanmalı. Dışarıdan görüntüleyen her türlü teknoloji yıkılmalı (Butlerian Jihad). “En büyük hazinemiz aklımızdır.” — haydi oradan! (yine de: Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım.) Aradığımı da bulamıyorum (“herkes ama her şey ölsün lütfen”).

Yalnız.

aka, bir başkası için koca bir can sıkıntısından başka hiçbir şey olmadığınızı anladığınız o “nadide” an. 8P (cue in Michael Giacchino)

Hong Kong, 80ler…

Döneli (kaç?) 3 hafta olmuş. Şimdi sabah, lab’ımda çalıştım, bir şeyler hallettim, arada spotify’ı açtım, Leslie Cheung’ün “yeni” albümü çıkmış, onu haber verdi sağolsun, açtım ben de, 70 şarkılar bir toplama, çalmaya başladım, 80’lerin Hong Kong’una gittim, oradayım şimdi.

Okumaya devam et “Hong Kong, 80ler…”

Ankara, Ankara, güzel Ankara (geldik biz!)

Merhabalar! Dün itibarıyla, çok şükür sıkıntısız geçen uzuuuuuun bir yolculuğun ardından güzel memleketimize avdetimizi icra ettik. İnsanın evi gibi var mı? (Yok). Odalar, eşyalar, giysiler, bilinip de unutulmuş bir sürü güzel şey, detay her bir köşeden çıkan.

Üstelik bu sadece evimiz kısmı. İki gündür jet-lag’le mücadele ettiğimizden -hemen karşımızdaki markete gerçekleştirdiğimiz iki kısa seferi saymazsanız- evden hiç çıkmadık. Daha görüşülecek arkadaşlar, bir dolu güzel insan var!

Görüşmek üzere, sevgilerle, geldik biz. 8)

Kaynakça:

  • Ahmet Haşim – Kuğuların Avdeti
  • Robert Browning – Childe Roland to the Dark Tower Came
  • Cemal Süreya – Oteller Hanlar Hamamlar için Sürekli Şiir
  • Edip Cansever – Gelmiş Bulundum
  • Turgut Uyar – Kıyıdaki Elma’ya Bir Ses

İki şey (çünkü bitektir leke)

Başlık Cemal Süreya’dan (“İki şey” şiiri). Kısa kısa birkaç bir şey vardı, bir önceki yazıyı gönderdikten sonra aklıma geldi ama zaten onun içeriği ile de alakası yoktu.

Epigraf. 10 bin yıldan sonra canim-kuzim (p)epigraf‘a arama moturunu geri getirdim. Sağolsun canım patronum PHP8’e geçişte birtakım sorunlarla karşılaştıklarını iletmişti, geçen gün de tekrardan hatırlatınca, o sorunu çözmek için kaputu kaldırdım, hazır alet takımımı da çıkarmışken birkaç ufak ekleme ile, arama kısmı geri geliverdi! Bir bin yıl da böyle gider, sonra ben de düzenleme kısmını yazarım (“implement ederim”), belli mi olur! Hem daha kişisel sayfamı baştan yazacağım güncel güncel! 8)

Billy Joel – My Life. Yeni çıkacak filmlerin listesine göz atıyordum da, Ewan McGregor ile Anne Hathaway ultra dandik görünen bir filmde oynamışlar: The End of Oak Street – onun trailer’ında çalan şarkı bana işte bu! işte bu! dedirtti, yıllardır dilimde mırıldandığım çok sevgili Billy Joel’in “My Life”ı imiş meğerse!

Başyapıtımın makalesi. 15+ yıldan sonra, bir türlü tamamlayamadığım, yıllar boyu sıfırdan yazmaya başlayıp başlayıp yarım bıraktığım, başyapıtım (‘obra maestra’ mı deniyordu?) olan STRUCTURE RELATIONS‘ın makalesinin eskizini nihayet tamamlayıp, gözden geçirip ekleme/çıkarma/düzeltme yapmaları üzerine alakalı partilere ilettim! 🥳🥳🥳

Joanna Wang ile Greta Lee (ve Dakota Johnson). Joanna Wang’ı severek dinlemeye devam ediyorum ama o şarkılarını söylerken ben kafamda Greta Lee’yi canlandırıyorum tip olarak. Greta Lee ve Dakota Johnson (ilki Celine Song’un çok çok çok güzel ilk filmi Past Lives’da, ikincisi de ikinci filmi The Materialists’de başrol oynamışlardı) Amy Poehler’ın “Good Hang” podcastine çıktılar; şimdi ne söylesem ayıp olacak ama Celine Song hakikaten iyi bir oyuncu yönetmeni — benim edindiğim izlenim, hayali bir karakterin derinliğinin onu oynayan gerçek oyuncudan daha etkileyici olma durumları… (even better than the real thing, yinegene) Misal:

Ana de Armas + Mackenzie Davis @ Blade Runner 2049